Bir taşla bir, bilemedin iki, şanslı günündeysen üç kuş vurabilirsin ancak.Ben dün bir taşla kaç kuş vurdum?
Sevgili kaıtı ustası Nalan ablamın haberdar ettiği Ege Fuarı'na gitmeyi planlayarak olaydan habersiz Hakan'ın kalbini bir kez :P daha fethettim.Böylece de ilk kuşumu vurmuş oldum.
O ilk kuşu vuran taş var ya, sekti fuara giden o tozlu yolda 10 yaşımdan 16 yaşıma kadar birlikte yatılı okuduğum arkadaşımı da vurdu.Ne karşılaşma, bir ağlamadığımız kaldı.Kısa da olsa eskilerden söz ettik.Pilav gününde buluşmak üzere ayrıldık.
Ege yöresine ait güzel ezgiler tarafından karşılandığımız turumuza gezme işini bitirip Nalan ablanın standının bulunduğu ikinci katta daha rahat zaman geçiririz diye düşünerek ilk katla başladık.İkinci günü olduğundan mıdır, sıcaktan mıdır, duyurulmadığından mıdır nedir fazla yoğun değildi.Rahatça gezebildik.
Egeliler Halkevinin açtığı serginin öğretmeni Selma Balkan aslında Ankara'ya bir yurtdışı bağlantısı için gelmiş.Rastlantı bu ya, fuar organizasyonu olunca da katılmışlar..Kasnakla yaptığı iş sabır yoksunu biri olarak bu tür iş yapanlara bir kez daha saygı duymama neden oldu.Yöresel kostümüyle şık ve konuklarıyla çok ilgili olan sanatçı Selma Balkan sergisinin fotoğraflanmasına izin verdi.
Sonra kendimizi şarap kokularını takip ederken bulduk.Plastik bardakların dibinde :P tattırım yapan Selcen Şaraplarının standına geldik.Bu arada Nalan abla da bizi yukarıda beklemeye devam ediyor :/ Bizden başka bir çift daha vardı ve evli olduklarını düşündüğüm bu çiftin erkek olanı laptop çantasına bir kaç şişe şarap sığdırmaya çalışıyordu; bir de devam eden masa başı bir tatlı şarap sohbeti vardıki dahil olmasam oracıkta çatlayıverirdim..Daha da yaklaşınca bize hangi şaraptan istediğimiz soruldu.Biz 'hepsinden!' dedik.Güldüler.
Yakasındaki karttan isminin Ekin olduğunu öğrendiğimiz güler yüzlü görevli (yani bir süre görevli sandığımız kişi Ekin) bize de şarap sunmaya başladı.Biz de eksper gibi şarabı şööööyle bir ağzımız içinde dolandırıp hop mideye gönderiyor bir yandan da olumlu ya da olumsuz mimiklerle birbirimize bakıyoruz.Gören, Hakan tamam anlıyor da beni de bu işin bilirkişisi sanır kesin.Bakıyorum, Hakan ne yaparsa aynısı yapıyorum.Böyle gözlerimi tavana dikiyor sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyormuş gibi filan yapıyorum :P Çok numaracıyım ben :D
Durur muyum; yanımızdaki çiftle de konuşmaya başladım.On dakika sonra aniden kadına 'Senin adın Selvi mi' dedim!Şu an bile şaşkınım, ne hafıza varmış da haberim yokmuş.O taş var ya; üçüncü kurbanını, ortaokuldan gündüzlü bir arkadaşımı tam 12den vurmuştu.Sarılıp öpüştük.Neler yaptığımızı anlattık birbirimize ayaküstü.Yanındaki erkeği tanıtırken de 'bu da oğlum' deyince ne hale geldim anlayın artık :) Bir kadının eşi sanacağım kadar oğlu olur da bu kadar mı genç ve ince kalabilir?Bir süre daha konuştuk.Sonra onlarla vedalaştık ama giden onlardı :) Taş hızını kesmeden sekmeye devam ediyordu; bir beyle birbirimize baktık ve ona da 'sizi tanıyorum' dedim.Adam da bana 'ben de sizi' dedi.İçten merdivenli üç katlılarda (triplex değil!Ben hala Türkçe konuşuyorum) yaşarken site sakinlerine çiçek kokulu yaz akşamlarında uduyla hoş saatler geçiren müzisyen komşumuzdu o bey.Sohbet ettik, ailemi sorunca ağladım :( Hakan ve şarap beni sakinleştirdi.Az sonra müzisyenimiz de gitti :) Geleni gönderdik yani :)
Biz hazırcevap, çok zeki ve insani özellikleri çok yüksek olduğu her davranışından belli Ekin'e takıldık kaldık.Ne kadar hoş bir insandı.ODTÜ şehir planlamacılığı bölümü mezunu Ekin'e fabrikada ne konumda çalıştığını sorduğumuzda aldığımız 'fabrika bizim' yanıtı bu alçakgönüllü adamı daha bir sevdirdi bize.Bu arada plastik bardakların dibinde verilen şarapların miktarı da baş dönmelerimiz gibi artmaya başladı :) Çok güzel bir sohbetti.Sonra iki şişe hoş aromalı şarap şişesi kot bavuldaki yerini alıp sarhoş taklidi yapa yapa Nalan ablanın yanına doğru yolandık.Üst katı da gezdikten sonra Nalan ablanın aynı zamanda çalışma masası olarak da kullandığı masasının başında üçlüyü oluşturduk.Hakan Ankara İzmirliler Dayanışma Derneği başkanıyla tanıştı.Ben bilgisayarın başından kalkabilirsem derneğe üye olacakmış :P
Nalan abla bize kaıtı sanatı sergisini gezdirdi.Diyeceğim şudurki; ben böyle şey görmedim.Şimdi bu kaıtı yapan arkadaşlar var ya, bir deseni çoğunlukla ebru sanatıyla yapılmış bir kağıdın üzerine çiziyorlar ve makas, maket bıçağı gibi kesici aletlerle kağıdı oyuyorlar.Akıllara zarar bir sabır çalışması.Kesilen ve çıkarılan parça erkek ve dişi olarak ikiye ayrılıyor ve ikisi de sergilenebiliyor.Nalan ablanın kaıtılarını çok beğendim.Üç boyutlu yapmış üstelik.
O taş hala sekiyordu, masa başında sohbet ederken yanımızdan bir çift geçti.Kadını tanıyordum ama nereden.Selvi'yi bile hatırlayabilme başarımdan dolayı çok emrivaki biçimde kadına 'seni tanıyorum' dedim.Baktım adam da o taşın isabet etmek üzere olduğu bir yüze sahip.Sonuç: en son '90 senesinde gördüğüm mesai arkadaşlarım :) ayaküstü güzel bir sohbetti.Arkadaşım da benimkine benzer bir hastalıktan dolayı Meral hanımın tedavisi altındaymış :(
Telefonlaştık.Onlar da gitti.Sanki oralı gibi geleni gideni biz karşılayacak duruma getirdik kendimizi :) Nalan ablaya yeni diktiğim çantamı gösterdim.Zımba makinesi almak istediğimi, zımba için Kızılay'a inmek istemediğimi söyledim.Ve ve ve ne taşmış kardeşim; Nalan abla 'nasılsa ben Amerika'ya gidiyorum, bana lazım değil.Benimkini vereyim sana' demesin mi?
Ellemeyin desin :)
Sabahki kavgamın üzerine günün devamındaki bu hareketli ve sürpriz dolu saatler o adamı hafızamdan sonsuza kadar çıkarmama yetti de arttı bile :)
Bir taş attım, kaç kuş vurdum?
Not:Eve gelince Hakan Orkide yağları standından usulcacık aldığı ve eve kadar hiç ortaya çıkarmadığı cebe sığacak ebatlardaki yemek tarifi kitabını neredeyse gözüme sokacaktı.Feci derecede üzerime alınıp Hakan kişisiyle yine görüşmemeye başladım.Zere anca sorunca 'ellerine sağlık' diyordu.
5 Haziran 2009 Cuma
BEN BUGÜN BİR ADAMLA DÖVÜŞTÜM.
Bir aydan belki bir kaç gün fazla, bugün ilaçlarını kullanmış olmanın gönül rahatlığıyla kan vermek için hastaneye gittik; tamam kabul ediyorum pek sabah körü değildi ama o ne kalabalıktı öyle.Tam bir saat kırk dakika sadece istem formlarının yazılmasını bekledik.Sorun değil, düzenli bir sırada sıramı bekleyebilirim; hatta bunu eğlenceli bir hale bile getirebilirim.Başkasının sıra hakkına saldırmam, punduna getirmem çünkü bana yapıldığında ben bundan hiç hoşlanmıyorum.
Aç karnına alınması gereken kanlarım olabileceği olasılığıyla yine aç gitmiştim hastaneye ve bu bazı kanlar belli saate kadar alınan kanlardandı.Saat 11.40a dayanınca gittik bir güzel yemek yedik Hakan'la çünkü artık o saatten sonra sıramın gelmesi olasılığı çok düşüktü.Sırası benden sonra olan türbanlı bir hanım kızımızla da sıra beklerken sohbet ettik; sırasının benden sonra olduğunu çok iyi bildiğim bu hanım kız bir ara gitti, geri döndüğünde elini uzatıp gözüm baka baka 1 ve 2 numaralı istem kağıtlarını tam da alıp giderken suç üstü yapmış yetkili kişi havamı takınarak 'nereye götürüyorsun onları' dedim.'içeriden istediler' deyince afsalyalarım attı ama orada gördüğüm çok kötü durumdaki hastaya saygımdan sustum.Sustum susmasına da benim buna laf sokmam lazım.Gelemem ben susmaya, böyle zamanlarda sözlerim beni terk etmezse başkalarına gerek kalmadan kendi kendimi aşağılıyorum.
Sıram gelirse endişesiyle uzaklaşmadan bekliyorum ama içim içimi de yiyor.Yakalarım ben bunu nasılsa demeye kalmadan kız bir hışımla gelip elindeki kağıtları en az on kişi önünden internün önüne koymaz mı!Garibim intern staja yeni başlamış, neler olduğunu anlayamadı kızın önüne emrivakice koyuverdiği formları bir güzel kaşeledi ve kız da arkasına bile bakmadan gitti.Peşinden seğirtmek üzereyken kızın neler çevirdiğini usulca anlattığım Hakan penyemin arkasından tuttu ve bırakmadı beni.Nihayet sıram geldi, formlarım yazıldı ama çok sinirliyim.O an 'bir sorayım, rutinlerin dışında olduğu için belki aç olmam gerekmiyordur' diye kendi kendimi dürttüm.Hemşire odasına gittiğimde baktımki aldığı smslerle son sıralardan top ten listesinin bir numarasına yerleşen hanım aPlamız orada değil mi :D Hani o sokmak için dilimin ucunda duran laflar var ya, işte o laflar 'Aferin sana, sıranın sonundaydın, hepimizden önce bitirdin işini gidiyorsun; bir de interne sanki içerden istemişler gibi yalan söyledin.Kul hakkı yedin sen.İçin rahat mı?Bu yaptığından utanmalısın' dedim.Öyle ya, ben 20 senedir oraların kurduyum; herkes yer ama ben yemem.Aptal yerine konmak kadar beni öfkelendiren çok az şey vardır.Bugüne kadar 'içerideki hiç kimse' benden istem kağıdı istemedi.Ben içerideki hiç kimseden benden istem formu istemesi talebinde bulunmadım.Sabah gidiyorum akşamın bir saatinde çıkıyorum da hiç şikayetim olmuyor.Kızın rahatlığı ve yanıtı karşısında şoka uğradım: 'bu kanları veremeseydim pazartesiye kalacaktım!'Ha sen kalma başkaları kalsın çünkü biz eşşeğiz!Kız gitti.Ben daha önceden de bir sorunum olduğu ve sonradan üzerinde durmadığım için iletişimimi öyle böyle yürüttüğüm erkek görevliye 'formlara bakar mısınız; aç mı olmam gerekiyor' sorumu sordum.Erkek görevli -ki kızdan sen oradan formları kap gel, ben işaretleyim, intrene kaşeletirsin' diyen kişinin ta kendisi!Kızın yanında madara oldu ya, 'içerideki adamın' o adam olduğunu biliyorum ama buna karşın laf söylüyorum, görevli de olsa haksızlığa göz yummuyorum ya, adamın ağrına gitti haliyle.Adam bana 'İş arasına iş sokma!İşim var görmüyor musun!Çık dışarı bekle' demez mi!Koptum.Dedimki 'o kızın işini yaparken işin yok ama benim kağıtlarıma bakıp aç olup olmamam gerektiği hakkında bilgi vermek için işin var?'Daha önceki deneyimimin öğretisi üzerine tavırlarından hiç memnun olmadığım bu kişiyle tartışmanın manasızlığı üzerine çıktım odadan.Aynı anda odada olan ve hiç sesini çıkarmayan hemşirenin işi bitince soruma 'aç olman gerekmiyor' yanıtını alınca Hakan'ı peşimden koştururcasına önce girişimi yaptırdım, ardından resmi yazılar, en son da 3 kat yukarı merdivenle çıkıp arşivden barkod alıp hemşirenin yanına döndüm.Saat 11.55 :) Dönerken kızı bir daha gördüm ama zaman en büyük rakibim; yanından geçerken 'senin yüzünden laf işittim.Şimdi gidip o adamı şikayet edeceğim' dedim.Bunları söylerken durmadığım gibi yavaşlamadım da.Bir kaç saniye içine sığdırdığım bu cümleyle kendi hız rekorumu egale ettim.Kız cevap verdi mi yoksa arkamdan o hep bildiğim sığ bakışlarla baka mı kaldı bilmiyorum çünkü ben çoktan gitmiştim.Kanım alındı.Laboratuvara bıraktık.Beş dakikayla öğlen tatilini beklemek zorunda kalmamış olmamın mutluluğu beni dışarı çık diye neredeyse azarlayan o adamın eline nasibini verememiş olmanın yanında sönük kaldı ama ben ne yaptım; o kişiden sorumlu başhemşirenin yanında aldım soluğu -tabir değil, resmen soluk soluğa kaldım çünkü neredeyse öğlen tatiline çıkılmak üzereydi-
Olayı anlatıp sözlü şikayetimi yaptım; yazılı da yapmak istedim ama şikayetimi alan başhemşire her iki koşulda da sadece 'uyarı' niteliğinde bir konuşma yapacağını söyleyince yazmaktan vazgeçtim, aslında yazılı her şikayet dilekçesinin etkisinin farklı olduğunu, mutlaka işleme konduğunu biliyorum.Sadece yapmak istemedim.
Ben 20 sene hiç şikayet etmeden, edenleri de uyararak bekledim o sıraları; sedyede yatarken bile bütün acıma karşın sessizce sıramı beklemeyi bildim.Bugün tanık olduğum bu olay benim gibi sabırsız birinin bile tenezzül etmeyeceği bir olay olmalıydı.Yaşlı ve çok hasta insanlar vardı bugün orada hoşgörüyle bekleyen.
Test sonuçlarım bugün 16.00da çıktı ama biz o saatlerde çok güzel bir yerdeydik.O adamla sorun yaşayana kadar planım doktoruma sonuçlarımı yarın göstermek üzerine kurulmuştu ama şimdi adam beni unutsun, aradan zaman geçsin, sakinleşsin istiyorum; bir nev-i bu seviyesiz iletişimin yerini sıradan bir yola girmesini sağlamak amacım :D
Kontrolsüzce salıverdiğim sinirimden bacaklarım titreye titreye çıktık hastaneden.Bir gün önceden planladığım hain planlar için Hakan'ı taktım peşime, indik Kızılay'a.Yoksa bu kadar kısa sürede barışmamı gerektirecek bir pozisyon yoktu kıyıda köşede.Çok tatlı üç kardeş tarafından işletilen zımba bastırdığımız dükkana gittik.O devasa kot çantam var ya, çıkardım içinden dün akşam diktiğim çantamı :)))) bastırıverdim zımbaları.Hemencik orada ben bunu gerisinin de geleceği sinyallerini vererek bir masrafa soktumki aman ne güzel bir şeydi :D Bugün de terzi bir hanım vardı.Önce kot çantama baktı 'biz de diktik böyle bir çanta' deyip incelemeye başladı.Evirdi çevirdi baktı güzelce.Sonra da yeni diktiğim çantaya dikti gözünü.Çok beğendiğini söyledi; profesyonel birinin neden bu kadar basit bir şeyi beğendiğini anlayamadım bir türlü.Dikiş bilip bilmediğimi sordu.Benden önce zımba uzmanı Tunay bilmediğimi söyleyince cesaretimden dolayı bir takdir aldımki; para verip tutsam o terzi kadın bu kadarını söylemezdi.Hakan'ı süzdüm göz ucuyla, tavrından benimle gurur duyduğunu ama dün akşamki sözlerini hiç hatırlamadığını düşündüm :) Sonra Hakan'ı kumaşçıya götürerek yeni masraflarla tanıştırdım :D
Sonra Nalan ablanın ve diğer katılımcaların Kaıtı Sanatı sergisini görmek üzere AKM'ye gittik.O kadar güzel bir öğleden sonraydıki bu yazının altına gitmeyeceği için yarın mı yazsam acaba diye düşünüyorum.
Düşündüm.
Yarın yazayım.
Nurşen; çok ama çok teşekkür ediyorum size.Beni çok mutlu ettiniz.
Aç karnına alınması gereken kanlarım olabileceği olasılığıyla yine aç gitmiştim hastaneye ve bu bazı kanlar belli saate kadar alınan kanlardandı.Saat 11.40a dayanınca gittik bir güzel yemek yedik Hakan'la çünkü artık o saatten sonra sıramın gelmesi olasılığı çok düşüktü.Sırası benden sonra olan türbanlı bir hanım kızımızla da sıra beklerken sohbet ettik; sırasının benden sonra olduğunu çok iyi bildiğim bu hanım kız bir ara gitti, geri döndüğünde elini uzatıp gözüm baka baka 1 ve 2 numaralı istem kağıtlarını tam da alıp giderken suç üstü yapmış yetkili kişi havamı takınarak 'nereye götürüyorsun onları' dedim.'içeriden istediler' deyince afsalyalarım attı ama orada gördüğüm çok kötü durumdaki hastaya saygımdan sustum.Sustum susmasına da benim buna laf sokmam lazım.Gelemem ben susmaya, böyle zamanlarda sözlerim beni terk etmezse başkalarına gerek kalmadan kendi kendimi aşağılıyorum.
Sıram gelirse endişesiyle uzaklaşmadan bekliyorum ama içim içimi de yiyor.Yakalarım ben bunu nasılsa demeye kalmadan kız bir hışımla gelip elindeki kağıtları en az on kişi önünden internün önüne koymaz mı!Garibim intern staja yeni başlamış, neler olduğunu anlayamadı kızın önüne emrivakice koyuverdiği formları bir güzel kaşeledi ve kız da arkasına bile bakmadan gitti.Peşinden seğirtmek üzereyken kızın neler çevirdiğini usulca anlattığım Hakan penyemin arkasından tuttu ve bırakmadı beni.Nihayet sıram geldi, formlarım yazıldı ama çok sinirliyim.O an 'bir sorayım, rutinlerin dışında olduğu için belki aç olmam gerekmiyordur' diye kendi kendimi dürttüm.Hemşire odasına gittiğimde baktımki aldığı smslerle son sıralardan top ten listesinin bir numarasına yerleşen hanım aPlamız orada değil mi :D Hani o sokmak için dilimin ucunda duran laflar var ya, işte o laflar 'Aferin sana, sıranın sonundaydın, hepimizden önce bitirdin işini gidiyorsun; bir de interne sanki içerden istemişler gibi yalan söyledin.Kul hakkı yedin sen.İçin rahat mı?Bu yaptığından utanmalısın' dedim.Öyle ya, ben 20 senedir oraların kurduyum; herkes yer ama ben yemem.Aptal yerine konmak kadar beni öfkelendiren çok az şey vardır.Bugüne kadar 'içerideki hiç kimse' benden istem kağıdı istemedi.Ben içerideki hiç kimseden benden istem formu istemesi talebinde bulunmadım.Sabah gidiyorum akşamın bir saatinde çıkıyorum da hiç şikayetim olmuyor.Kızın rahatlığı ve yanıtı karşısında şoka uğradım: 'bu kanları veremeseydim pazartesiye kalacaktım!'Ha sen kalma başkaları kalsın çünkü biz eşşeğiz!Kız gitti.Ben daha önceden de bir sorunum olduğu ve sonradan üzerinde durmadığım için iletişimimi öyle böyle yürüttüğüm erkek görevliye 'formlara bakar mısınız; aç mı olmam gerekiyor' sorumu sordum.Erkek görevli -ki kızdan sen oradan formları kap gel, ben işaretleyim, intrene kaşeletirsin' diyen kişinin ta kendisi!Kızın yanında madara oldu ya, 'içerideki adamın' o adam olduğunu biliyorum ama buna karşın laf söylüyorum, görevli de olsa haksızlığa göz yummuyorum ya, adamın ağrına gitti haliyle.Adam bana 'İş arasına iş sokma!İşim var görmüyor musun!Çık dışarı bekle' demez mi!Koptum.Dedimki 'o kızın işini yaparken işin yok ama benim kağıtlarıma bakıp aç olup olmamam gerektiği hakkında bilgi vermek için işin var?'Daha önceki deneyimimin öğretisi üzerine tavırlarından hiç memnun olmadığım bu kişiyle tartışmanın manasızlığı üzerine çıktım odadan.Aynı anda odada olan ve hiç sesini çıkarmayan hemşirenin işi bitince soruma 'aç olman gerekmiyor' yanıtını alınca Hakan'ı peşimden koştururcasına önce girişimi yaptırdım, ardından resmi yazılar, en son da 3 kat yukarı merdivenle çıkıp arşivden barkod alıp hemşirenin yanına döndüm.Saat 11.55 :) Dönerken kızı bir daha gördüm ama zaman en büyük rakibim; yanından geçerken 'senin yüzünden laf işittim.Şimdi gidip o adamı şikayet edeceğim' dedim.Bunları söylerken durmadığım gibi yavaşlamadım da.Bir kaç saniye içine sığdırdığım bu cümleyle kendi hız rekorumu egale ettim.Kız cevap verdi mi yoksa arkamdan o hep bildiğim sığ bakışlarla baka mı kaldı bilmiyorum çünkü ben çoktan gitmiştim.Kanım alındı.Laboratuvara bıraktık.Beş dakikayla öğlen tatilini beklemek zorunda kalmamış olmamın mutluluğu beni dışarı çık diye neredeyse azarlayan o adamın eline nasibini verememiş olmanın yanında sönük kaldı ama ben ne yaptım; o kişiden sorumlu başhemşirenin yanında aldım soluğu -tabir değil, resmen soluk soluğa kaldım çünkü neredeyse öğlen tatiline çıkılmak üzereydi-
Olayı anlatıp sözlü şikayetimi yaptım; yazılı da yapmak istedim ama şikayetimi alan başhemşire her iki koşulda da sadece 'uyarı' niteliğinde bir konuşma yapacağını söyleyince yazmaktan vazgeçtim, aslında yazılı her şikayet dilekçesinin etkisinin farklı olduğunu, mutlaka işleme konduğunu biliyorum.Sadece yapmak istemedim.
Ben 20 sene hiç şikayet etmeden, edenleri de uyararak bekledim o sıraları; sedyede yatarken bile bütün acıma karşın sessizce sıramı beklemeyi bildim.Bugün tanık olduğum bu olay benim gibi sabırsız birinin bile tenezzül etmeyeceği bir olay olmalıydı.Yaşlı ve çok hasta insanlar vardı bugün orada hoşgörüyle bekleyen.
Test sonuçlarım bugün 16.00da çıktı ama biz o saatlerde çok güzel bir yerdeydik.O adamla sorun yaşayana kadar planım doktoruma sonuçlarımı yarın göstermek üzerine kurulmuştu ama şimdi adam beni unutsun, aradan zaman geçsin, sakinleşsin istiyorum; bir nev-i bu seviyesiz iletişimin yerini sıradan bir yola girmesini sağlamak amacım :D
Kontrolsüzce salıverdiğim sinirimden bacaklarım titreye titreye çıktık hastaneden.Bir gün önceden planladığım hain planlar için Hakan'ı taktım peşime, indik Kızılay'a.Yoksa bu kadar kısa sürede barışmamı gerektirecek bir pozisyon yoktu kıyıda köşede.Çok tatlı üç kardeş tarafından işletilen zımba bastırdığımız dükkana gittik.O devasa kot çantam var ya, çıkardım içinden dün akşam diktiğim çantamı :)))) bastırıverdim zımbaları.Hemencik orada ben bunu gerisinin de geleceği sinyallerini vererek bir masrafa soktumki aman ne güzel bir şeydi :D Bugün de terzi bir hanım vardı.Önce kot çantama baktı 'biz de diktik böyle bir çanta' deyip incelemeye başladı.Evirdi çevirdi baktı güzelce.Sonra da yeni diktiğim çantaya dikti gözünü.Çok beğendiğini söyledi; profesyonel birinin neden bu kadar basit bir şeyi beğendiğini anlayamadım bir türlü.Dikiş bilip bilmediğimi sordu.Benden önce zımba uzmanı Tunay bilmediğimi söyleyince cesaretimden dolayı bir takdir aldımki; para verip tutsam o terzi kadın bu kadarını söylemezdi.Hakan'ı süzdüm göz ucuyla, tavrından benimle gurur duyduğunu ama dün akşamki sözlerini hiç hatırlamadığını düşündüm :) Sonra Hakan'ı kumaşçıya götürerek yeni masraflarla tanıştırdım :D
Sonra Nalan ablanın ve diğer katılımcaların Kaıtı Sanatı sergisini görmek üzere AKM'ye gittik.O kadar güzel bir öğleden sonraydıki bu yazının altına gitmeyeceği için yarın mı yazsam acaba diye düşünüyorum.
Düşündüm.
Yarın yazayım.
Nurşen; çok ama çok teşekkür ediyorum size.Beni çok mutlu ettiniz.
3 Haziran 2009 Çarşamba
EDEPSİZİM BEN
Çok edepsizim ben; AKP'ye AKEPE dediğim için edepsizim.Neymiş AK Parti dememek edep davranışları dışındaymış siyasi etiğe de hiç mi hiç uygun değilmiş.
Çünkü
Mersin gezisi sırasında 'ne olacak bu çiftçilerin hali' diye soran çiftçiye 'ananı da al git' demek siyasi etiğe çok uygun.
Hiçbir şehit cenazesine gidilmediği gibi şehit verdiğimiz o hüzünlü günlerde Balıkesir konuşmasında kendi oğlu en babasından askerlik yaptı ya; 'askerlik yan gelip yatma yeri değildir' demesi siyasi etiğe çok uygun.(bu söylemden sonra bile iktidar oldu; o da ayrı bir inceleme konusu)
Şehit olan oğlu için oğlunu vatana helal etmediğini söyleyen anneyi 'bunları mı dinleyeceğim?' diye medya ve halka şikayet etmek siyasi etiğe çok uygun.
36 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasında ilgili bakanın istifa edip etmeyeceğinin sorulması üzerine 'haddinizi bilin' demek siyasi etiğe çok uygun.
'Memur zeytini bir lokmada yemesin' demek siyasi etiğe çok uygun.
Cumhuriyet Gazetesi bombalandığında 'e ne var, bizim parti de bombalanıyor' demek siyasi etiğe çok uygun.
İddianamesi hazırlanmayan bir garip tutuklanmalar sırası ve sonrasında 'durun daha neler olacak, kimler alınacak' demesi siyasi etiğe çok uygun.
Oy saysam en uzun yazım bu olurdu kesin.
Of gözlerim pörtledi, ne zamandır olmuyordu bu göz pörtlemeleri :( Göz bebeciklerim doping almış da yerinde duramadığı için start atışını yapmak için bekleyen silah sesinden çok önce bitişe depar atmış atletler gibi yuvalarından çıkıvereceklermiş hissi veriyor bana.
Ne yani biz şimdi AKP'ye AKEPE demişiz çok mu; kızıyormuş madem ağzım dolu dolu, böyle en sinirinden ağdalı ağdalı AKEPE demek isteğiyle yanıp tutuşuyorum.Hatta telefonunu bulsam bir yerlerden de arasam ve sadece yayvan bir ağızla AKEPE, AKEPE İŞTE deyip telefonu örtüversem yüzüne :D Hatta hepsi farklı operatör ve numaralara ait değişik ses tonlamaları yapabilen 20 ultrasupersonic cep telefonu alsam ve garip bir yol haritası izleyerek sırasıyla Eskişehir, Urfa, Denizli, Van, Manisa, Diyarbakır, Artvin Hopa, toprak vermeye razı Talat bey'in yeni KKTC'si, İstanbul, Mardin, Uşak, Elazığ, İzmir -ki gavur İzmir'den sevgilerle notu ekleyerek-, Erzincan, Antalya, Trabzon, Mersin, Yalova, Tunceli ve Muğla'dan arayarak dalga geçer gibi AKEPEEEE deyip sinir etsem ve bütün bunları 24 saatte yapsam ve tutulamasam.Akşam haberlerinde de sinirlenmiş kişi 'olmaz! olmaz! bu bana yapılmaz' diyerek eliyle insanları dürtüp dursa.Ben de bunları görüp kikir kikir kikirdesem :)
Ben ne zamandır akşam haberleri saatlerinde kaşıkla dürtüldüğünde mutluluktan titreyen kazandibi kıvamındaymışım da farkında değilmişim.
Haber izledim, izlemez olaydım.
Şu mayın temizleme meselesi; mayınların krokisinde bizzat imzası bulunan ve ilk mayını döşeyen şerefli Türk ordusunun şerefli askerlerinden emekli albay Kemal Güner'in 'verin beş altı tabur ben o mayınları temizlerim' sözlerine yanıtı da çok etik buldum: 'Bunlar emekli olduktan sonra konuşur.Emekli olmuşsun, otur aşağı!' Fareler bile temizler orayı da benim askerim mi; saygıdeğer albayım mı temizleyemeyecek!!Nedir bu ısrar, madem o arazi bir takım kişiler tarafından temizlendikten sonra 49 yıllığına o topraklar bizim değilmiş gibi davranacaktık ne demeye Davos'ta 'van münit van münit' diye adamın elini ittirip durduk?(Kemal Unakıtan'ın oğlu da bir güzel onemunite sözcüğünün patentini aldı)
Ama yok; ben yanılıyorumdur kesin; 'ben ülkemi pazarlamakla mükellefim' demek siyasi etiğe çok uygun.
Bütün bu olanlara, çektiğim acıların hayatsal izdüşümlerine karşı durabilmek, hayatımı ve birlikte yaşadığım insanların hayatlarını kolaylaştırmak için durmak yok; ilaçlanmaya devam.
Kireç kuyusuna atılmış gibiyim..
Yürüyüşe çıktım.
Yorumlardan gaza geldim ya, akşam üzeri yeni bir çanta dikme girişiminde bulunmak için dikiş makinasını çıkarıp estetik ve zevk sahibi Hakan'a fikirlerine ihtiyacım olduğunu söyledim.O da bana gayet açık bir dille 'Gülen sen dikme, sen sadece yaz.Eğer dikiş dikerken kızıp her şeyi fırlatmaya başlarsan kendin toplarsın' dedi.
Yıkılmayım da ne yapayım.Hakan'sız; burun havada, kaşlar kalkık başladım bir dikip bir sökmeye :D Görür o gününü, en ufak söküğü için bile terziye göndermeyen ne olsun!%#?\`>
Ve henüz yerlerde toplanması gereken hiçbir şey de yok :) Adama inat sakince iş yapmayı öğrenirsem beni daha çok seveceği kesin :D ama bir süre için kendime kendisiyle görüşme yasağı koydum..
Çünkü
Mersin gezisi sırasında 'ne olacak bu çiftçilerin hali' diye soran çiftçiye 'ananı da al git' demek siyasi etiğe çok uygun.
Hiçbir şehit cenazesine gidilmediği gibi şehit verdiğimiz o hüzünlü günlerde Balıkesir konuşmasında kendi oğlu en babasından askerlik yaptı ya; 'askerlik yan gelip yatma yeri değildir' demesi siyasi etiğe çok uygun.(bu söylemden sonra bile iktidar oldu; o da ayrı bir inceleme konusu)
Şehit olan oğlu için oğlunu vatana helal etmediğini söyleyen anneyi 'bunları mı dinleyeceğim?' diye medya ve halka şikayet etmek siyasi etiğe çok uygun.
36 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasında ilgili bakanın istifa edip etmeyeceğinin sorulması üzerine 'haddinizi bilin' demek siyasi etiğe çok uygun.
'Memur zeytini bir lokmada yemesin' demek siyasi etiğe çok uygun.
Cumhuriyet Gazetesi bombalandığında 'e ne var, bizim parti de bombalanıyor' demek siyasi etiğe çok uygun.
İddianamesi hazırlanmayan bir garip tutuklanmalar sırası ve sonrasında 'durun daha neler olacak, kimler alınacak' demesi siyasi etiğe çok uygun.
Oy saysam en uzun yazım bu olurdu kesin.
Of gözlerim pörtledi, ne zamandır olmuyordu bu göz pörtlemeleri :( Göz bebeciklerim doping almış da yerinde duramadığı için start atışını yapmak için bekleyen silah sesinden çok önce bitişe depar atmış atletler gibi yuvalarından çıkıvereceklermiş hissi veriyor bana.
Ne yani biz şimdi AKP'ye AKEPE demişiz çok mu; kızıyormuş madem ağzım dolu dolu, böyle en sinirinden ağdalı ağdalı AKEPE demek isteğiyle yanıp tutuşuyorum.Hatta telefonunu bulsam bir yerlerden de arasam ve sadece yayvan bir ağızla AKEPE, AKEPE İŞTE deyip telefonu örtüversem yüzüne :D Hatta hepsi farklı operatör ve numaralara ait değişik ses tonlamaları yapabilen 20 ultrasupersonic cep telefonu alsam ve garip bir yol haritası izleyerek sırasıyla Eskişehir, Urfa, Denizli, Van, Manisa, Diyarbakır, Artvin Hopa, toprak vermeye razı Talat bey'in yeni KKTC'si, İstanbul, Mardin, Uşak, Elazığ, İzmir -ki gavur İzmir'den sevgilerle notu ekleyerek-, Erzincan, Antalya, Trabzon, Mersin, Yalova, Tunceli ve Muğla'dan arayarak dalga geçer gibi AKEPEEEE deyip sinir etsem ve bütün bunları 24 saatte yapsam ve tutulamasam.Akşam haberlerinde de sinirlenmiş kişi 'olmaz! olmaz! bu bana yapılmaz' diyerek eliyle insanları dürtüp dursa.Ben de bunları görüp kikir kikir kikirdesem :)
Ben ne zamandır akşam haberleri saatlerinde kaşıkla dürtüldüğünde mutluluktan titreyen kazandibi kıvamındaymışım da farkında değilmişim.
Haber izledim, izlemez olaydım.
Şu mayın temizleme meselesi; mayınların krokisinde bizzat imzası bulunan ve ilk mayını döşeyen şerefli Türk ordusunun şerefli askerlerinden emekli albay Kemal Güner'in 'verin beş altı tabur ben o mayınları temizlerim' sözlerine yanıtı da çok etik buldum: 'Bunlar emekli olduktan sonra konuşur.Emekli olmuşsun, otur aşağı!' Fareler bile temizler orayı da benim askerim mi; saygıdeğer albayım mı temizleyemeyecek!!Nedir bu ısrar, madem o arazi bir takım kişiler tarafından temizlendikten sonra 49 yıllığına o topraklar bizim değilmiş gibi davranacaktık ne demeye Davos'ta 'van münit van münit' diye adamın elini ittirip durduk?(Kemal Unakıtan'ın oğlu da bir güzel onemunite sözcüğünün patentini aldı)
Ama yok; ben yanılıyorumdur kesin; 'ben ülkemi pazarlamakla mükellefim' demek siyasi etiğe çok uygun.
Bütün bu olanlara, çektiğim acıların hayatsal izdüşümlerine karşı durabilmek, hayatımı ve birlikte yaşadığım insanların hayatlarını kolaylaştırmak için durmak yok; ilaçlanmaya devam.
Kireç kuyusuna atılmış gibiyim..
Yürüyüşe çıktım.
Yorumlardan gaza geldim ya, akşam üzeri yeni bir çanta dikme girişiminde bulunmak için dikiş makinasını çıkarıp estetik ve zevk sahibi Hakan'a fikirlerine ihtiyacım olduğunu söyledim.O da bana gayet açık bir dille 'Gülen sen dikme, sen sadece yaz.Eğer dikiş dikerken kızıp her şeyi fırlatmaya başlarsan kendin toplarsın' dedi.
Yıkılmayım da ne yapayım.Hakan'sız; burun havada, kaşlar kalkık başladım bir dikip bir sökmeye :D Görür o gününü, en ufak söküğü için bile terziye göndermeyen ne olsun!%#?\`>
Ve henüz yerlerde toplanması gereken hiçbir şey de yok :) Adama inat sakince iş yapmayı öğrenirsem beni daha çok seveceği kesin :D ama bir süre için kendime kendisiyle görüşme yasağı koydum..
GERİ ZEKALILAR DOĞURMASIN! ve ÖZGÜRANNE'YE YANIT..
Sabah kuşak programlarından birinde 4 yaşına yeni girmiş 33 gündür kayıp olan kızını aramaya gelmiş kendisi de çocuk bir anne gördüm.Sessiz, sakin.Hala delirmemiş.Normal bir şey anlatıyormuş gibi olayı anlatıp duruyor.O an sukunetini anlamsız bulduğum bu kadını acı çektirerek boğuvermeyi çok istedim.Bu aklı evvel kadın küçücük çocuğu 100 metre ötedeki bakkala yumurta almaya göndermiş.33 gündür çocuktan ne bir ses ne bir nefes.
Detaylara indikçe inzivaya çekilmiş öfkem bir süredir neden koruduğumu bilmediğim sakinliğimi önüne çıkan ne varsa alıp götüren azgın sel suları gibi köpürterek götürüverdi.
Yahu ne kadar rahat bu insanlar.Neden bu kadar rahatlar?Kendilerini büyütmeden ne kadar kolay evlenip ne kadar çabuk anne olabiliyorlar..Başına gelenleri anlamamış mıdır nedir; ne bu sakinlik?Var mıdır psikiatride bu sakinliğin bir adı sanı?Birileri çıkıp bilmem ne sendromu desin de rahatlayım.Sen nasıl küçücük çocuğu hem de yumurta almaya gönderiyorsun??O çocuk senin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda değil!Sen onun ihtiyaçlarını karşılayacaksın!O senin için değil, sen onun için bakkala gideceksin!Bir anne başına bir şey gelmesinden endişe etmeksizin çocuğunu kontrolsüzce nasıl dışarı bırakır?Böyle insanların anne olması kabul edilebilir değil.
Anladım ama ben, bazı kadınlar sorunsuz, rahat, tereddütsüz pırt diye doğurabildikleri için bu kadar rahatlar.Zor ve ancak bir tanecik olsa bak bakalım saçını okşamaya kıyabilirler mi?
Gebelikte hastalığın alevlenmesi, 7. ayda ölü doğum riski, haydi doğdu diyelim; genetik hastalık.Sedef yürekli davranıp aynı hastalığa karşın Erdim'i getirdi dünyaya ama ben çektiğim fiziksel acıları çocuğumun da çekmesi ihtimalini göze alamadım.Öyle gerekti; 23 yaşında vaz geçtim anne olmaktan.Hiç mi üzülmedim; çok üzüldüm ama hiç pişman olmadım.'Her ne olursa olsun' anne olmalıyım demedim.Eğer çocuğuma kendi dünyamdan daha iyi bir dünya veremeyeceksem anne olmam kadar beni rahatsız edecek bir şey olamazdı.Aidiyet hissettiğim dünya kabul gören düşünce sisteminin çok dışında.O da mutlu olmazdı..
Erdim benim için çok değerli, Onunla geçirdiğim zaman çok değerli.Özgüranne 'teyze anne yarısı, bazen yarımdan fazlası.Aslında anne, teyze bunlar laf.Aslolan sevginin yaptırdıkları' demişti bir yorumunda ve ben zamansızlıktan bu içten duygulara yanıt verememiştim.Evet; Özgür'ün dediği gibi anne, teyze fark etmiyor.Aslolan sevginin yaptırdıkları.Sihirli el de sen böyle bir teyzeysen kim bilir anneliğin nasıl olur? diye sormuştu.Yok benden iyi bir anne değil ancak Erdim'e lunapark olur :)
Ha; hırsızın hiç mi suçu yok; yok kardeşim.Hırsızın hiç suçu yok; hırsızın hiç suçunun olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.Koruyacaksın çocuğunu.
Çıkarın o yasayı, 17 geç, 14ündeki kızlar da evlenebilsin.Kendileri eğitilmeden eğitimsiz çocuklara gebe kalsınlar.O kadar çok doğursunlarki, bir eksik bir fazla fark etmesin.Allah verdi Allah aldı deyip teselli etsinler kendilerini.
Bir yasa teklifi de benden: geri zekalı, aptal kadınlar kesinlikle doğurmasın.
Bu küçük kız çocuğunun bana beyin humması geçirten ölüm haberini geçti akşam haberleri.Böylece Türkiye de yeni canisiyle tanışmış oldu.Duyduğumdan beri büyük bir mutsuzluk içindeyim.
Ne büyük ironi,
bu delice olayın faili kadının iki çocuğundan birinin öldüğü diğerinin de eşinin ailesi tarafından gösterilmediği söyleniyor.
Beyza'nın annesi de Beyza'yı 100 metre ötedeki bakkala göndermekte sakınca görmüyor.
Sahip olmak sorumluluk ister; zorunluluktan sahip olmadıysanız değerini de bilirsiniz!
Gülen:Hakan Ankara'ya gidince bir çocuğumuz olsun.
Hakan:Tamam Gülen, Erdi de ona abilik yapar.Yapar mısın Erdi?
(Derin bir iç çekişi)
Erdim:Yaparım.
G:İkiz olsun.
(Erdim önden önden yürümeye başlar)
E.Olmasın.
G:Neden?
E:Olmasın işte.
G:Peki olmasın bakalım.
Ertesi gün Erdim beni Hakan'sız sıkıştırıyor.Hakan'ı çok seviyor ama Onunla sık birlikte olmamı sağladığı için Hakan'ı kızdırmaktan çekiniyor.Hakan'ın Erdim üzerindeki otoritesini çok beğeniyorum.
Erdim:Teyze
G:Söyle yavrum
(Aldığım kilolar ve bir önceki günkü diyalog sonucu ulaştığı çıkarımla göbeğime dokunup)
E:Bebek mi var karnında yoksa?
G:Olsa ne olur?
E:Olmasa daha iyi olur.
G:Neden?
(Karnıma vurmaya başlıyor ve)
E:Düşsün o, senin tarafından daha az önemseye katlanamam.
Not:'Bugün yazmak istemiyordum ama öyle bir şey olduki' başlıklı yazı yorumları yorumlanmıştır.
Detaylara indikçe inzivaya çekilmiş öfkem bir süredir neden koruduğumu bilmediğim sakinliğimi önüne çıkan ne varsa alıp götüren azgın sel suları gibi köpürterek götürüverdi.
Yahu ne kadar rahat bu insanlar.Neden bu kadar rahatlar?Kendilerini büyütmeden ne kadar kolay evlenip ne kadar çabuk anne olabiliyorlar..Başına gelenleri anlamamış mıdır nedir; ne bu sakinlik?Var mıdır psikiatride bu sakinliğin bir adı sanı?Birileri çıkıp bilmem ne sendromu desin de rahatlayım.Sen nasıl küçücük çocuğu hem de yumurta almaya gönderiyorsun??O çocuk senin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda değil!Sen onun ihtiyaçlarını karşılayacaksın!O senin için değil, sen onun için bakkala gideceksin!Bir anne başına bir şey gelmesinden endişe etmeksizin çocuğunu kontrolsüzce nasıl dışarı bırakır?Böyle insanların anne olması kabul edilebilir değil.
Anladım ama ben, bazı kadınlar sorunsuz, rahat, tereddütsüz pırt diye doğurabildikleri için bu kadar rahatlar.Zor ve ancak bir tanecik olsa bak bakalım saçını okşamaya kıyabilirler mi?
Gebelikte hastalığın alevlenmesi, 7. ayda ölü doğum riski, haydi doğdu diyelim; genetik hastalık.Sedef yürekli davranıp aynı hastalığa karşın Erdim'i getirdi dünyaya ama ben çektiğim fiziksel acıları çocuğumun da çekmesi ihtimalini göze alamadım.Öyle gerekti; 23 yaşında vaz geçtim anne olmaktan.Hiç mi üzülmedim; çok üzüldüm ama hiç pişman olmadım.'Her ne olursa olsun' anne olmalıyım demedim.Eğer çocuğuma kendi dünyamdan daha iyi bir dünya veremeyeceksem anne olmam kadar beni rahatsız edecek bir şey olamazdı.Aidiyet hissettiğim dünya kabul gören düşünce sisteminin çok dışında.O da mutlu olmazdı..
Erdim benim için çok değerli, Onunla geçirdiğim zaman çok değerli.Özgüranne 'teyze anne yarısı, bazen yarımdan fazlası.Aslında anne, teyze bunlar laf.Aslolan sevginin yaptırdıkları' demişti bir yorumunda ve ben zamansızlıktan bu içten duygulara yanıt verememiştim.Evet; Özgür'ün dediği gibi anne, teyze fark etmiyor.Aslolan sevginin yaptırdıkları.Sihirli el de sen böyle bir teyzeysen kim bilir anneliğin nasıl olur? diye sormuştu.Yok benden iyi bir anne değil ancak Erdim'e lunapark olur :)
Ha; hırsızın hiç mi suçu yok; yok kardeşim.Hırsızın hiç suçu yok; hırsızın hiç suçunun olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.Koruyacaksın çocuğunu.
Çıkarın o yasayı, 17 geç, 14ündeki kızlar da evlenebilsin.Kendileri eğitilmeden eğitimsiz çocuklara gebe kalsınlar.O kadar çok doğursunlarki, bir eksik bir fazla fark etmesin.Allah verdi Allah aldı deyip teselli etsinler kendilerini.
Bir yasa teklifi de benden: geri zekalı, aptal kadınlar kesinlikle doğurmasın.
Bu küçük kız çocuğunun bana beyin humması geçirten ölüm haberini geçti akşam haberleri.Böylece Türkiye de yeni canisiyle tanışmış oldu.Duyduğumdan beri büyük bir mutsuzluk içindeyim.
Ne büyük ironi,
bu delice olayın faili kadının iki çocuğundan birinin öldüğü diğerinin de eşinin ailesi tarafından gösterilmediği söyleniyor.
Beyza'nın annesi de Beyza'yı 100 metre ötedeki bakkala göndermekte sakınca görmüyor.
Sahip olmak sorumluluk ister; zorunluluktan sahip olmadıysanız değerini de bilirsiniz!
Gülen:Hakan Ankara'ya gidince bir çocuğumuz olsun.
Hakan:Tamam Gülen, Erdi de ona abilik yapar.Yapar mısın Erdi?
(Derin bir iç çekişi)
Erdim:Yaparım.
G:İkiz olsun.
(Erdim önden önden yürümeye başlar)
E.Olmasın.
G:Neden?
E:Olmasın işte.
G:Peki olmasın bakalım.
Ertesi gün Erdim beni Hakan'sız sıkıştırıyor.Hakan'ı çok seviyor ama Onunla sık birlikte olmamı sağladığı için Hakan'ı kızdırmaktan çekiniyor.Hakan'ın Erdim üzerindeki otoritesini çok beğeniyorum.
Erdim:Teyze
G:Söyle yavrum
(Aldığım kilolar ve bir önceki günkü diyalog sonucu ulaştığı çıkarımla göbeğime dokunup)
E:Bebek mi var karnında yoksa?
G:Olsa ne olur?
E:Olmasa daha iyi olur.
G:Neden?
(Karnıma vurmaya başlıyor ve)
E:Düşsün o, senin tarafından daha az önemseye katlanamam.
Not:'Bugün yazmak istemiyordum ama öyle bir şey olduki' başlıklı yazı yorumları yorumlanmıştır.
1 Haziran 2009 Pazartesi
GÜLEN YAPTI..NALAN ABLA ASTARLADI :)
Abartmasız bir kaç yıldır evde ne atılan ne bir işe yaratılan eski kot pantolonlar için Hakan'ın 'bunlar ne olacak Gülen' sızlanmalarını duydukça sabredip bir işi ortaya koyamayacağından emin olan ben bir bahaneyle o an daha önemli başka bir sorun varmış gibi davranıyordum.Sabırsız biriyim, yeni bitmemişler için cesaretsiz.Bitmemiş işlerime hep yenilerini ekliyorum yine de başlayıp bitiremediğimde maruz kaldığım o bakışlara hala alışamadım.O kotların akibeti de beklemekti; diğerleri gibi onlar da yıllardır bekliyordu; üstelik bitmemişleri düzenli biçimde saklamayı (tıkıştırmayı) beceremesem çöp ev olma konusunda üzerime tanımazdım.'Bana' rağmen bir kot çantamın olmasını da çok istiyordum.(Şimdi fark ettim; demek hala ümitliyim yarım değil bitmemiş demişim hep :) )Saded:
Günün birinde ilk blog arkadaşlarımdan sevgili becerikli sihirli eller'in diktiği kot çantayı görene kadar da eski kotlar beklemeye devam edecekti.Kafamda oluşturulmuş modeli asla yapamayacağımı biliyordum; düşümdeki çanta çok parçalı, aksesuarlı bir şeydi..Yardımsız çizip biçmeye kalkışsam kimbilir nasıl bir şey olurdu..(Muhtemelen olmazdı) Sihirli'nin modeli çok hoşuma gidince ben ne yaptım; direk Sihirli'nin modelini tabir-i caizse arakladım :P ama dikiş bilmem, ölçme, biçme konusu ilgim alanının çok dışında.Her şeyi göz kararı kestim.Dikiş makinesiyle kavga ede ede diktim.Diktim dikmesine de astarı ne yapacaktım.Öyle yaptım olmadı, böyle denedim olmadı ama bunları yaparken de söylene söylene, 'yapmıyorum! yeter ya!' diye diye kumaşı ata ata kendimi aştım.Astarı nasıl yapabileceğimi bir türlü bilemedim.

Yanlarına parça koyarken çıldırdığım, sapını kolaylık olsun diye kemerden yaptığım, yırtık, eski havası bozulmasın diye atmış iplerini kesmediğim en önemlisi bitirebildiğim çantam

Mankenim delikanlı Hakan'a teşekkürler..
Çanta bir kaç gün öylece bekledi.Hakan 'Gülen bu ne olacak?' dediğinde 'e çanta oldu ya, daha ne olsun:D' deyiverdim.Bir kaç gün sonra tatlı Nalan ablamla telefonla konuşurken çantamdan söz ettim, zaten de Ona gidecektim 'getir çantanı da bir bakalım' dedi.Hıdırellez günü beni kahvaltıya bekleyen Nalan ablaya gitmem kendimi uyandırmayı başaramadığımdan öğlen saatlerini buldu.Nalan abla Hıdırellezin bir özelliği olarak şifa olsun diye bahçedeki otlardan omlet türü nefis bir yiyecek yapmış.Canım ablam onu yedirdi bana.Hatta dedikki 'biz bunu neden yemek olarak yapmıyoruzki?'O kadar güzeldi.

Sonra bir parka gittik.Sırtımızı bir çam ağacına dayadıkve bir süre gözlerimiz kapalı nefes alıp verdik ayaklarımız çıplak.
Pilatesle incelmiş Nalan abla :)
Pilatesle henüz incelememiş ben


Pilatesle henüz incelememiş benEve döndük mis kokulu çiçekli bahçelerin arasından salına salına.Sonra Nalan abla benim için ta bodrum kattan antika dikiş makinesini çıkardı.Ben Amerika'daki kızlarıyla görüntülü konuşma yaparken sağolsun O da benim çantamı astarladı.

Başarılı astar çalışmasından dolayı Nalan abla'ya da teşekkürler.
İçinde süslü perişan ünvanını hak etmeme neden olan pembe saç bantımın olduğu canım çantam :)
Gelgelelim fermuar dikme aşamasını kaçırdığım için fermuarsız bir çanta oldu.Ne yapalım diye düşünürken Nalan abla zımba bastırma fikri verdi.Ayrılma vakti; güzel bir günün sonunda eve dikilmiş ama fermuarsız bir çantayla dönünce Hakan pek bir mutlu oldu :)
Ve yine bekleme süreci :) Zımbacıya gitmemiz bir kaç günümüzü aldı.Zımba basan güzel kız çantamı görünce 'tasarımcı mısınız?' diye sordu.'Dalga geçmeyin, gururum kırılıyor' dedim.Dalga geçmediğini bizim orada olduğumuz süre içinde benimkiyle benzer işler için gelen kadınların profilinden anladım.Gelenler çok düzgün dikişli ürünlerini getirmiş olan terzi ya da biçki dikiş kursu öğrencileri idi.Benimki kadar salaş bir şeyi nadir gördüğü için tatlı kız beni tasarımcı sanmıştı.Hakan 'Evet tasarlar ama sadece tasarlar.Fikirleri iyidir ama uygulamaz' dedi.Bozulmadım çünkü doğru.Az sonra gelinlikçide çalışan bir kadın gelip o sırada zımba basılması için sırasını bekleyen çantama dikkatlice bakınca öyle bir utandımki, sanki matah bir şeymiş gibi bir de zımba bastırmaya gelmişiz :( Gelinlik ustası kadına gerekli olan düğmeyi birlikte ararken sıra benim çantama gelince çantanın benim olduğu mecburen ortaya çıktı.'A sizin miydi?' dedi.Utana sıkıla 'evet' dedim.'Çok güzel olmuş, bayıldım' demesin mi!Anladığım şu; bu usta kadın boncuk, kurdela işleye işleye böyle salaş bir şey görmekten hoşlandı.Onların bu zaafından dolayı da benim gururum okşandı :)
İşte soranlara sanki Nalan ablayı tanıyorlarmış gibi 'ben diktim ama Nalan abla astarladı' dediğim çantamın hikayesi..Kesinlikle Sihirli Eller'inki kadar güzel olmadı çantam; e ama sabrımı taşırmayın.Benden bu kadar :P
İzmit'ten dönerken içindekiler:
Üç cep telefonu, üç şarj aleti, iki şişe parfüm, ilaç çantam, diş macunu ve fırçaları, fotoğraf makinesi, pil şarj aleti, Hakan'ın gömleği, benim penyem, iki cüzdan, gazete, nemlendirici, iki kulaklık, saç bantları, üç çift 0 çorap, gözlük, digital sudoku ve ıvır zıvır :)) Aslında o bir çanta değil; bavul :D
Gülen:Zımba makinesi istiyorum.
Hakan:Sebep?
G:Çok hoşuma gitti.
H:Bu almamız için yeterli sebep değil.
G:Tamam o zaman; zımba yapmak istiyorum.
H:Neyi Gülen, neyi?'!%/(=%*
sustum :D
Ben yaptım..
Gülen yaptı..
Yine yapar mı; bilinmiyor :D
Not:Çingene kuklamdan; yani o yetenekten sonraki yazı olarak çanta meselesini konu yapmam ne büyük cesaret :D takdirle karşıladım kendimi :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)