kalem kutusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalem kutusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2011 Pazartesi

KALEMLER.. okuldan kaçış yolları ama siz lütfen denemeyin :p

Kuyruğuna teneke bağlanmış kedi gibi gürültü çıkarıyorum. Benden başka kimse duymuyor o sesi. Sınav tarihi yaklaştıkça eteklerim ziller çalmaya devam etmekte.
Okuldan kalma günlerimi hatırlıyorum. Yatılı okulun büyük, erişemeyeceğim yerinde başlayan beyaz badanasına kadar olan kısmının özenle boyanmış plastik boyasının grisine hapsedilmiş çocukluğumu düşünüyorum. Ne zaman ders çalışmak zorunda kalsam hissettiğim tek şey budur. Gri duvarlar, koyu gri. Teneffüslere çıktığımızda çocukluğumuzu karşılayan gri duvarlar, büyük gri duvarlar.
Hiç okuldan kaçıp sinemaya gitmedim ben. İstemediğimden değil ya da korktuğumdan; kaçacak delik yoktu :) Futbol sahasının köyün tek caddesine bakan tarafındaki dikenli telleri aşabileceğimiz bir yer keşfetmiştik Sedef'le ikimiz. Teller neyse de, caddeyle kavuşabilmek için tellerden daha tehlikeli bir aşamayı geçmemiz gerekiyordu. Futbol sahasının dikenli tellerinin çakılı olduğu duvardan yaklaşık bir metre ilerideki ağaçtan elektrik direğine maymunlar gibi sarılıp aşağı yukarı üç metre kaymayı göze alarak çözdük o sorunu da :)
16.00da ders bitiminde eğer o gün basketbol antrenmanımız yoksa ve canımız da kaçmak istiyorsa izimizi kaybettirip elektrik direğine yapışarak kaymak üzere firar ediyorduk :) Aslında köyde yapacak çok bir şey yoktu; sanırım biz 'okuldan kaçmak içgüdüsünü' seviyorduk. Anlatacağımız bir şeylerin olması duygusunu. Etüd başlamadan da sırtımız elektrik direğinde yaslı ayaklarımız duvarı adımlayarak aynı yoldan geri dönerdik yuvaya :) İlk kaçışta ellerimize batan kıymıkların acısı bize acı tecrübe sonraki kaçışlarda kulanılmak üzere sıramızın derinliklerinde hazır bulundurduğumuz kalın eldivenler :)
Bir gün kayışımı bitirmiştim ki birbirimizi çok sevdiğimiz beden eğitimi öğretmenimin beni aşağıda beklediğini gördüm. İşaret parmağını dudağına götürüp 'sus' işareti yaptıktan sonra tüyo vermeme fırsat kalmadan Defdef de inmişti :) Öğretmenimiz 'siz bu tehlikeyi göze alıyorsanız benim söyleyecek sözüm olmaz' demişti.. Konuştukça ortak noktamızın sadece aynı dili konuşmamızdan farklı olarak hemen hemen aynı yıllarda ben yatılı okuldayken Onun da doktor babasının görevi nedeniyle okulumun bulunduğu köye sık sık geldiğini öğrendiğimde çekim gücüne bir kez daha inandım :) Sanırım bu satırları okurken okuldan kaçtığımız o yüksek duvarlı yeri O da hatırlayacaktır :)
Sonra, çok sonra, okuldan mezun olacağımız yıl; araştırmacı kişilikler Gülen ile Defdef revire gittikleri bir gün çok büyük bir rastlantı sonucu bir kapı bulurlar. Kapıyı daha önce hiç görmemiş olmaları kapının kullanıma kapandığından beri ot, çalı ve ağaç dallarıyla kamufle olmasıydı :) Biz o kapıyı daha önce bulmuş olsaydık orijinal halini hiç bozmadan kullanıma açar arkadaşlarımızı da tanıştırırdık firarlarımızla :) Elektrik direğinden kimseye söz edemeyişimizin nedeni ise çok basit; bu zorlu etabın her tekrarı tehlikelerle dolu bir maceraydı.
Bugün Hakan'cığımla ben ders çalışmak, O kitap okumak üzere bir cafeye gittik. Ders çalışmaktan çok ortaokul ve liseyi aynı yerde yatılı okuduğum okul yıllarımı düşündüm, kaçışlarım, geri dönüşlerim, geri dönmek istemeyen kaçışlarım, gellerim, gitlerim..

0.5, 0.7 uçları hiç sevmedim ben. Gerçi okul yıllarımın sonlarında çıkmıştı bu öğrenciyi öğrenciden çok çakma bürokrat yamağı gibi gösteren mekanik şeyler. Hiç sevmedim o kalemleri. Kurşun kalem sevdim ben hep. Yumuşak ve koyu yazan kurşun kalem. Sivri uçlu bir kalemle yazmalıyım ben. Fakültede de hiçbir zaman notlarımı tükenmez bir kalemle tutmadım.
Boya kalemlerim de var benim. Fatih diye bir marka. Yumuşacık uçları var, kolay kırılmaz ve çürümez. Fatih marka boya kalemlerini görürseniz hiç düşünmeden alın.. Ben kefilim :)
Resim mi yapıyorum? Keşke. Kalemlerimin olmasını çok seviyorum sadece. Onların uçlarını açarım, sivri uçlarına bakıp güzel yazı yazmanın sivri bir uç olduğunu söyler dururum :) Buradaki kırtasiye alış verişimi Ali abim sayesinde öğrendiğim bir kitapevinden yapıyorum; İstikbal Kitabevi. İstikbal Kitapevi'nden daha sonra söz edeceğim. Oradan ilk alış verişim bir kalemtraştı; yeşil, ikili bir kalemtraş. Sarısını da babama almıştım. Kalem konusundaki zevk ve anlayışımız babamla aynı. O da çok sever kalemleri.. Bunları düşünürken kalemlerin cazibesine kaptırıp kendimi fotoğraf denemeleri yaptım.
İşte kalem fotoğrafları.





Sarı DIXON TICONDERAGO Ali abimin çok özel bir hediyesi..
Sanırım kullanmaya kıyabilemeyeceğim :)

Neyse..
Ayırmakta zorlandığım fiiller ve onların zaman hallerinin yazılı olduğu fotokopi çıktısıymış meğer kafamı karıştıran. Fiil işini çözdüm :) Fono'nun cep Rus Dili kitapcığını aldım. Klasik yazılabilen bir dil cep kitapçığına sığar mı; sığmaz. Gerisi bana kaldı :)




Sınavdan sonra eğer yeterli sayıya ulaşabilirsek hemen ikinci kur açılacak. Babam gitmemi istiyor, sanırım kafasını dinlemek istiyor yokluğumda :) Hakan seni özlüyorum, zaman geçiremiyoruz birlikte. Hem bir dil bir insan, iki dil eyvah Gülen olur diyor :) Ne yapmam gerektiğine henüz karar veremedim :) Bildiğim tek şey, kullanmayacak olduğumu bilsem bile, ben dil öğrenmeyi seviyorum :)
Bugünlük anlatacaklarım bittiğinde yatmayı düşünüyordum ta ki Kral Çıplak'ta her bir tınısını kalbimde hissettiğim o ezber melodiyi duyana kadar. Yol ve aşk şarkılarımın sahibi Yaşar; ne büyük sürpriz :) Çok sevindim.

Yaşar şarkılarına Pavlov'un köpeği gibiyim.. İlk üç notasını duysam burnumda Yaşar tüter..

Yaşar artık kıskanılmıyor. Tıpkı Salma Hayek'in kıskanılmadığı gibi/kadar :P
Kulağım Onda da yüzümü de dönsem Yaşar'a ?
Sizi seviyorum.

5 Ekim 2009 Pazartesi

KALEM KUTUMU KAYBETTİM..

Okyanus insanı: Gülen nerelerdesin sen? Çok merak ettim. Kaç kez aradım. Açmadın. İyi misin?
Gülen: Sorma. Annemin senesine bir de arkadaşımızın annesinin cenazesindeydim bütün gün. Çok üzgünüm :( Aynı acıyı, travmayı bir kez daha yaşadım :(
Okyanus insanı: Dur ağlama. Çay koyuyorum. Hadi çık gel.

Ne bir ses ne bir nefes istemezken, sadece beş dakika sonra üstüme ve göz altlarıma yapışmış cenazeye yaraşır matem siyahlarıyla bir cadde koşusu okyanus insanının sakin ses tonundaydım.

Sanal transparanlıkta kalmamasına çok mutlu olduğum bütün arkadaşlarım acımı kalplerinde hissettiler biliyorum.
Yalnız kalmak istemedim ben.
Yalnız kalmadım ben.
Yalnız kalmak isterken yalnız kalamamak ne demekse yalnız kalmak istemezken yalnız kalmak aynı şey demek.

BELKİ YİNE GELİRİM HAKKINDA:
Ahmet Telli'nin en sevdiğim şiiri 'BELKİ YİNE GELİRİM'in en sevdiğim dizeleriydi onlar..

Ahmet Telli ve onun küçük hırsızı:
Bir gün bir kız bir kitapçı dükkanında kimsecikler yokken alacağı kitabın yanısıra almak istediklerini de görünce şeytana uymuş ve almak istediklerini montunun içine istifleyip alacağı kitap elinde 'kimse yok mu??' diye seslenmiş. Kız merdivenlerin gerisinden 'geliyorum' sesiyle orada yalnız olmadığını anlamış anlamasına da..
Kızın elinde Martı Jonathan Livingston; 'ne kadardı bu?'
Ahmet Telli insanca bir gülümsemeyle: (Geçmiş gün hatırlanmıyor) '... lira ama montunuzun içindekileri görmem lazım'
Neden yer yarılmamış, neden o yarılmayan yerin içine girmemişki kız :((
Kıpkırmızı ve utandığında şişen yüzüyle kelimelerin asla toparlanıp anlamlı bir cümle oluşturamadığı o an..
Sonra, bir zaman sonra..
Kız hastaneye yatmış ve bir hasta yakını, yanında Ahmet Telli kendi hastasını görmeye gelirken kıza da uğramış. Kız ikinci rezaletini Ahmet Telli'nin kendisini tanımaması için dua edip duasının kabul edilmediği o an yaşamış.

Feryal: Bak bu sözünü ettiğim Gülen.
Ahmet Telli: İyi de ben bu kızı tanıyorum. Bu kız, bu kız, e şey bu kız iyi bir kız :)
Bir kaç gün sonra Ahmet Telli elinde imzalanmış kitaplarıyla yine kızın yanıbaşındaymış..

Diyelimki
Kalem kutumu kaybettim.
Yeni kalem bulmam zaman alabilir.
Diyelimki
Kalemimin ucu kırıldı.
Kalemtraş bulmam zaman alabilir.
Silgi mi?
Ben hiç silmiyorumki..

Hepinize binlerce ve ayrı ayrı ve aynı aynı teşekkürler..

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails