14 Nisan 2010 Çarşamba

FETHİYE'DEYİZ, YETMEDİ BİR DE TEKNEDEYİZ :)


Az katılımlı blogger toplantısı;
su kanalına düşmemeye dikkat ettik :)
çünkü biliyoruz ki kurtarılmamız altı saat sürecek :(


Fethiye'deyiz, üstüne bir de teknedeyiz :)

12 Nisan 2010 Pazartesi


:)


Fethiye'den hepinize sevgiler :)

Vallahi nisbet değil Ece'm :)
İyi dilekleriyle beni mutlu eden bütün arkadaşlarım hepinizi bekliyorum 'şimdiden!!

11 Nisan 2010 Pazar

GİDİYORUM BEN :)

Öyle kısa ve çabuk yazıp kaçmam lazım ki inanılır gibi değil. İki ayağımı tek bir pabuca sığdırdım ama o koşturma içinde bunu da ihmal etmiyorum ya, takdir ediyorum kendimi :D

Dün bir TIR'daydık :) Evet evet bir TIR'da :) Doğuş Çay'ın bir market açılışı için o marketin tam karşısına kurduğu, sanki deniz kenarında çay içiyormuş hissine kapılmak için o parlak kırmızısıyla bizi mıknatıs gibi kendine çeken o güzelim TIR'ın içindeydik. TIR'ın içinde bir çay ocağı kurulmuş :) Yeşil bar tabureleri ve laminat kaplı zeminiyle çok sempatik görünen bu TIR'daki misafirliğimiz bir çay içiminden epeyce uzun sürdü :) Ben TIR'ları çok severim. Amerika'da kornası tavanında asılı olan o TIR'lardan birinin şoförü olmayı çok isterdim. Filmlerde jant ve metalik boyalı olan kısımlarında güneşin yalp yalp yandığı o TIR'lardan birinde..
Sallama çay, mümkünse tercih ettiğim bir içecek değil. Sallama çay içtiğimde demleme çaya ihanet etmiş gibi hissediyorum kendimi ama çok mecbur kaldığım da -ki aslında bir çaysever olarak pek de mecbur kaldığım da söylenemez- sallama çay içiyorum. Doğuş Çay TIR'ında biraz uzun kalınca çeşitli sallama çaylarını denemeden edemedim. Bergamotlu, elmalı, ada çayı, siyah çay (evet hepsinden içtim :D) denerken kendimi eksper gibi hissettim. Her bir yudumu ağzımın içinde şöyle bir çevirip eksper havama hava katmayı da ihmal etmiş olabilir miyim hiç :D Denediğim bütün çayları çok beğendim. Hatta tadlarını anlayamadığımı söylediğimde :P bana bir elma ve bir ada çayı daha ikram ettiler. Pes yani :P Doğuş Çay'ın başka ürünleri de var. Ben markamı buldum, bundan sonra Doğuş benim markam..
En cüzel çay Doğuş çaaaay :)
Çaya doyuran mürettebata sabrından dolayı da üst düzey teşekkürler..








Bir de çanta mimi vardı bana fındığım tarafından paslanan :)
Tam da zamanı.. Giderken tam da zamanı. Evet gidiyorum ben. Artık başka bir yerden bildireceğim; Reha Muhtar Yunanistan'dan bildirirdi bir aralar. Gülerdim :) Şimdi ben de 'başka bir yerden bildireceğim; başka bir yerden bildirmek üzere gitmiyorum, sadece büyük ümitlerle gidiyorum :) Yani bloğumun tayini çıkmadı :))))

Çanta mimini görünce eyvah demiştim :) çünkü itiraf ediyorum. Çantam hiç düzenli değildir. Karmakarışık ve neden orada olduğunu anlayamadığım bir çok malzemeyle doludur; ama her zaman :) E ben ne yaptım? Bu benim için milat olsun, hazır yola çıkıyorken artık çantamın düzeni böyle olsun :)



Aşure yaptım. Amcam istemiş :) Dolunay 'senin en iyi yaptığın şey aşuredir ama o da senede bi bilemedin iki kez yapılıyor' der :) Güzel oldu :)



Gidiyorum. Hepinizi seviyorum ama gidiyorum..
Yarın sabah başka bir iklim ve yerde açacağım gözlerimi..
Beklersiniz beni değil mi :)


10 Nisan 2010 Cumartesi

TURTA YAPTIM :) İDDİA EDİYORUM BÖYLE BİR TARİF YOK!


Vişneli turtam

Turta yaptım. Vişneli, üzeri jöleli nefis bir turta. Benim neyim eksik bir dut masalı'mdan, kekik koku'mdan neyi :P Onlar yapıyorsa ben de yaparım :) Hatta ben neden durayım? Görüntüsünün güzelliğine denk düşen bir tadı olsun diye dua ettim yaparken. Yiyen 'bir dilim daha alabilir miyim?' desin, ardından bir dilim daha yemek için can atan diğerleri 'kaldıysa ben de rica edebilir miyim?' desin birbirleri ardına :) Güzel oldu turtam. Güzel oldu ya, hemen sahiplendim. Sonuçtan memnun kalmasaydım sahiplenici davranmazdım; hani sınavdan 100 alınca öğrenci kendi almıştır da düşük not aldığında öğretmendir notu veren.. Güzel olunca turtaM ama yenilesi bir kıvamda olmasaydı direk ismiyle hitap tarzı; turta :)

Kimse benden bir tarif beklemez ama ben yine de anlatayım.
Şimdi efenim malzemeler şöyle oluyor:
Keki için:
5 gr. un
10 toz şeker tanesi toz şeker
topluiğne başı büyüklükte kabartma tozu
1/1500 yumurta
2 damla sıvıyağ

Üstü için:
Mikro vişne taneleri.
Hazır jöle

Kek malzemelerini kürdanla karıştırın gazoz kapağına dökün önceden ısınmış 180 derece fırında bir dakika pişirin. Kek hazır.
Vişnelerin çekirdeklerini çıkarın. Jöleyle karıştırıp kekin üzerine yerleştirin. Sonra bir dakika daha fırına atın.
Turtamız hazır.

Sakın yapmayın :) Böyle bir şey yok. Bunu da uydurdum :) Sonra da bir şey söylediğimde insanlar bana 'ciddi misin sen?' dediklerinde bozuluyorum :P

Kahvaltıdan sonra babamı asansöre kadar uğurladım. Kapı aralığında onu sevdiğimi söyleyip öptükten sonra asansöre binmesini bekledim. Babam 'bekleme gir içeri' dediğinde 'gittiğinden emin olayım' dedim :) Gülüştük, asansörün aşağı doğru kayan ışığını görünce içeri girdim. Bu bizim hemen her sabahki seromanimizdir aslında.
Bir iki dakika sonra babamın 'Gülen posta kutusuna senin için bir şey bıraktım, hemen gel al' dediği aramasını 'kesin bir şey unuttu' diye düşünerek yanıtladım. Şaşırdım. Babamın her zamanki talimat notlarından birini cebinde unuttuğunu, yukarı çıkmaktansa posta kutusuna bıraktığını düşünerek hemen aşağı indim. Babamın talimatları meşhurdur :) Kendisinin unutma riskine önlem olsun diye değildir onun talimatları. O unutmaz, o atlamaz, o esgeçmez. Onun talimatlarının derdi bizimledir :)
Aşağı indiğimde babamın yerinde yeller esiyordu, onu görmeyi de beklemiyordum doğrusu. 'Gülen posta kutusuna senin için bir şey bıraktım, hemen gel al' talimatını sözlü olarak bırakıp çoktan gitmişti :) Posta kutusunda uzaktan fark edilmemesi imkansız, üzerinde büyükçe harflerin olduğu beyaz ve pullu bir zarf vardı. Daha da şaşırdım. Yoksa babam talimatlarını artık PTT hizmetinden yararlanarak mı veriyordu bize? Yok canım daha neler artık :)İyi de bu neydi şimdi? Ben 'yine' bir paket, posta ya da kargo beklemiyordumki. Posta kutusuna yaklaşıp zarfı almaktansa başımı yan çevirip zarfın üzerini okumaya çalıştıktan sonra kendi kendime dedim ki 'alsana zarfı' :)


P.K.'ndaki hali :)

İçindekini merak etmemin, şaşkınlığımın, mahcubiyetimin hepsinin birbiriyle karıştığı duygular. Hep birlikte asansöre binip yukarı çıktık. Dolunay beni elimde bir zarf, üzerimde pijama kılıklı bir ev kıyafetiyle görünce şaşırdı. 'Abla o ne?' derken ben zarfı açmaya çalışıyordum zaten; 'göreceğiz şimdi'.


Önce üzerinde Çek dilinde muhtemelen 'bu bir kibrittir' yazılı bir kibrit kutusu çıktı :)


Kibrit kutusunu açınca da ki-nedense insanoğlu kapalı kutuları açmaya çok meraklı :) Mesela 'a ne kadar güzel; bana kibrit kutusu göndermiş' deyip de kibrit kutusunu açmayanını görmedim :) O kutu ille açılacak yani :)


Kutuyu açınca zımbayla paket haline getirilmiş mavi süslü beyaz, güzel paketi de açmam gerektiğini anladım. Küçük bir dokunuşla zımbayı çıkarayım derken paketcik yırtıldı ama :(
Hiçbir şeyi doğru düzgün beceremem ben zaten :(


Sonra da yukarıda güya tarifini verdiğim bu iştah açıcı turtayla buluştu
baş ve işaret parmağım :)



Ve matbu sandığım o güzel, zarif el yazısıyla nikel allerjimi unutmadığına çok duygulandığım
beni çok mutlu eden notu çıktı.
Ellerini severim ben senin Özlem!


Evirdim çevirdim baktım, sevdim, çok sevdim, ay canım diye diye sevdim hem de bu şuncacık şeyi :) O boyutuna, gerçekliğine inanamadığım turtalardan biri elimde; pardon parmaklarımın arasında. Şaşkınım, mutluyum, inanmazlığım sürüyor :) Kafamda öyle bir yaratmışım, öyle bir inanmışım ki ben onları ciddi ciddi gerçek sanıyormuşum meğer :) Gerçekten gerçek sanıyormuşum.. Sanki keki gerçek kek, kekin tırtıklı bir kek kalıbında pişmiş havası gerçek,vişneleri gerçek, jölesi de..Öyle bir turta ki :) İnsanın böyle bir hamlede ağzına atıp yiyesi geliyor. Bir lokmacık bir şey.Vişnesinin sapının çıktığı yerleri bile belirtilmiş. İnanamadım :) Yani gerçek olmadığına inanamadım..


Gümüş ve fuşya rengi iki plaka.

Hmm bu ne acaba? Daha önce hiç görmediğim bir şey. Hafif ve ne olduğunu bilmediğim bu iki mekanik plaka ne işe yarıyor acaba derken Dolunay onları bir güzel açtı :) İçindeki çikolataları görünce aman aman çikolata seven biri olmadığımdan çikolata kültürümün gelişmemiş olmasından hiç üzüntü ve utanç duymadım :) Çikolataları aile birey sayısı dörde böldük ama sonra ay ne güzelmiş ay çok nefismiş derken baba ve Hakan'ın haklarını da hiç adil olmayan utanmaz bir tavırla iç ediverdik :D Çok terbiyesizce bir davranıştı bizimki ama ne yapalım pek güzeldi. Pişman mıyım; -boğazımdan zor geçti- pek emin değilim ama sanmıyorum :)

Dolunay: Abla anlamıyorum ben bu işi. Sana neden hediye gönderiyor bu insanlar ve bu kız Çekoslavakya'dan?
Gülen: Bilmiyorum ama sanırım benim sevdiğim kadar Onlar da beni seviyor.
Dolunay: Neyini?
Gülen: (gayet olgunlukla) Bilmiyorum :)

Bu güzel turtadan magnet yapıp yaptığı yetmezmiş gibi ta oralardan gönderme zahmetine girerek
siluetimin sigara dumanlarının mavi neon ışıklarının altında mavi hareler yarattığı salaş bir Fransız barında çıplak ayakla Fransızca jazz söyleyen Tunus'lu bir çingene sanırdım kendimi hayalimi gerçekleştirdiği
Tunus'lu Aisha'dan sonra beni bir kez daha mutluluktan uçurduğu kadar utandıran, sanatına, alçak gönüllü tavır ve duruşuna saygı duyduğum, çok istediğim halde takvimlerimizin uymaması nedeniyle tekrarında iki elim kanda olsa gidesim var atölye çalışmasına katılamadığım için üzüldüğüm kişi Özlem Akın'ın ta kendisidir.
Sevgili Özlem, tatlı Özlem allerjik bir bünyeye sahip olduğumu bile unutmamışsın. O kadar duygulandım, yeni çalışmalarının koşturmasındayken bu güzel armağan için çok teşekkür ediyorum yine ezik ezik. El becerim yok, sabrım yok. Ben yine sadece teşekkür etmekle yetiniyorum ya, yazıklar olsun bana :( Seni ailece seviyoruz Özlem.

GELİNLİĞİM YAZI YORUM YORUMLARI:

Aysema öğretmenim; Canım şaka şaka kısmına kadar ciddi sandım sözlerinizi :) Dedim ki kime niyet kime kısmet. İlk beş cümleyi okuyana kadar ben sizin nikah tazeleme senaryonuzu yazdım kurguladım bir de üzerine çektim iyi mi :) Ne olacak benim bu hallerim :)
Öğretmenim anlatımıma olan iltifatlarınız beni çok mutlu ediyor. Gerçi ben hala virgülsüz ve ki ekleriyle sorunluyken sizden bu sözleri duymak beni onore ediyor :) Evlilik kişilik özelliklerinin diğeri tarafından da desteklenip onaylandığında güzel. Sizin de mutluluğunuzun sürmesini diliyorum bütün kalbimle :) Öğretmenim sizin o kimsenin işine yaramayacağını düşündüğünüz gelinlik ve nişan elbisesi o kadar değerli ki hem üzerine sinmiş anı ve mutluluk bakımından hem de 'eski' kumaş ve muhtemelen elle dikilmiş olduğundan verilen emek bakımından. Görmeyi çok isterdim onları. Bulamaz mısınız acaba?
Doğum gününüzü buradan da kutluyorum canım öğretmenim :)

Şenay'ım, Doğa'm; Ben üzmek istemiyorum hiçbir arkadaşımı, ne olur gözlerin mutluluk duygusundan dolsun. İstediğin her şey bir güneş gibi doğsun kalbine. Sevgin hep karşılık bulsun. Gölge yazın sıcağında iyidir, yoksa ihsan etmesin istemeyiz başka bir şey :) Kurbaanı ve seni çok sevip öpüyorum :)

3prenses'im; işte aldığım en güzel iltifatlardan biri daha :) Makyajı hiç yakıştıramıyorum kendime, bu nedenle iltifat ya :) Güzel, doğal yapılmış makyaj seviyorum -ama başkasında. Gelin makyajı olmazsa gelinlik düşmezmiş diye kandırıp yaptılar o makyajı bana. Gerçekçi olalım güzelim, yakışmadı işte :) Senin de mutluluğun sürsün ilk günkü gibi :)

Sibel'im; ilk ama son olmadığını bildiğim o görüşmemizde söylediğim gibi yaptım. Ben hiç istemediğim halde gelinlik giydim, istediği halde gelinlik giyme imkanı olmayan bir gelin adayına gitmesini çok istiyorum gelinliğin. Allah bu isteğimi yerine getirsin.. Daha anlatacaktım da fren yaptım :) Hakan'ın evlenme teklifine verdiğim cevaptan hiç söz etmedim mesela :P Öpüyorum mavi gözle seni :) Eşine selam..

Yetenekli'm; asıl senin küçücük yaşından büyük kalbinle yaptıkların ve çaban daha güzel. Ben destek olamadım diye üzüldüm ama inan benim kibrit kutusunda eylemsizliğim eyleme geçmiş halimden daha iyi :P Yazdıklarıma olan güzel sözlerin için sonsuz teşekkürler.. Umarım sen de çok mutlu olursun..

Nurhan'ım; gülsem mi, kendimi tutup gülmesem mi bilemedim. Eldivensiz gelin olur da pastasız düğün olur mu? Olur, neden olmasın. Önemli olan yok olanlardan mutsuzluk duymak yerine olanları mutlulukla var saymak. O da bir anı :) Benim beyaz ayakkabılarını giymeyi unuttuğu için siyah ayakkabıyla evlenen arkadaşım var biliyor musun :) Otuzdokuz yaşında, o boy ve kiloda ne kadar olabildiysem o kadar oldu işte :) Sanırım ben otuzdokuz yaşıma gelinlik yakıştıramadığım için gelinlik giymek istemedim ama bu duygumdan da emin değilim. Sen de çok ama çok mutlu ol :)

Delfina'm; her şey güzeldi, eldivensizliğim hariç :) Az önce Bilun'umla konuştuk. Bir kaç zaman sonra Aysema öğretmenimin söylediği gibi nikah tazeleme isteğine kapıldığımda Bilun'uma bana eldiven yapar mısın dedim. Tamam dedi ama bu kez de gelinlik yok :))) Kotun üstüne beyaz bir penye, elimde eldiven ve Bilun'umun tüllü saç aksesuvarlarından biri :) Bu akşam geliştirdiğim yeni hayalim bu :) Gelinliğe gerçekten çok emek verildi. Terzinin ığıl ığıl sözü de dilimize yapıştı. Bir şey giydiğimde eğer ben ığıl ığıl olmuş mu dememişsem Hakan ığıl ığıl olmuş ya da olmamış der :)))))))) Iğıl ığıl ya, ne demek bu ığıl ığıl :)

FADİŞ, gülen mutfağım :) Çok sağol, iltifat alınca hem utanıyorum hem de mutlu oluyorum. İkisi bir arada yani :) İzmir'e ve sana bizden selam. Gerçi kırgınım İzmir'e ama çok özledim kendisini :P Bir ara çaktırmadan uğramayı düşünüyorum on gün sonra kadar :)

Hoya; çok ama çok teşekkür ediyorum. Bu iltifatlar karşısında iyice eriyorum :) Aslında gelinlik, tören olmasa da olur ama isteyen de var istemeyen de. Kim ne istiyorsa o olsun. Umarım gelinliği giyen kızımız en az ben kadar eğlenceli ve mutlu bir evlilik hayatı yaşar. Blog adresiniz yok ne yazık ki :(

Oytun'umun tatlı annesi :) tek hüznüm benim.. Biliyorum ki o mutlu olduğumu görüyor ve benim için seviniyor. Gördüğüm rüyalardan biliyorum. Eminim, otuzdokuz yaşıma kadar dizinin dibinden ayrılmayan kızının mutlu olduğunu mutlulukla izliyor. Ve bu gelinliği o istediği için giymiştim. Bu yapıyor olduğum şeyi yapmamı O da isterdi diye gelinliğin bir an önce yerine ulaşmasını çok istiyorum. Kim giyerse çok mutlu olacak, enerjiye inanıyorum çünkü.. Ben de öpüyorum çok.

devince'm; yok ben düğün de istemedim :D Nikahtan gidiverdim :) Çok karmaşık ve zor işler bunlar. İlle bir organizatör gerekiyor, daha önce bu hazırlıklarda bulunmuş, sözü dinlenen biri. Aslında ben nikahtan hiçbir şey anlamadım. Sadece çok güldüğümüz çok gayri ciddi bir nikah töreni olduğunu hatırlıyorum. Memurenin gülmekten konuşmaya fırsat bulamadığı bir tören :) Gelinliğin yerini bulmasını çok istiyorum :)

Fındığım; Hakan'a yorumları okurken seninkini okumak istemedim :( O kadar üzüldüm ki :( Hakan ısrar edince okudum ve başladım ağlamaya :( Şu anda bile ağlıyorum, sol göz kapağımın üstü seğirmeye başladı :( Bir kamyonla kandırabileceğin kadar küçük bir çocuktan söz ediyorsun sen; ben bile nikahtan sonra bir hafta İzmir'de kalmak üzere annemleri Ankara'ya uğurlarken hala 'beni bırakmayın, ne olur gitmeyin, anne ben sensiz yapamam' diye ağlıyordum :( Babam da 'hadi seni de götürelim, gel bizimle' dediğinde de gitmeye yanaşmamıştım. Hem karnım tok dursun hem de çörek bütün. Senin anlattığınla benimki arasında sadece yaş farkı var; duygu aynı; sanki terk edilmişlik :( Ben de istiyorum gelinliğin yeni sahibine bir an önce ulaşmasını..

Defdef'im; aslında bir ara kamera görüntülerini mi yüklesek ne yapsak :) O gizli görüşmeleri yani ikinci kez nişanlandığın eş adayınla gizli gizli görüşmek :) Hay Allah'ım ya :) Kuzenin evindeki ikinci nişan törenimiz daha bir hoştu, çok sade :) Ay ben bunu unuttum. Nazan yenge takmıştı o zaman yüzükleri. Aynı adamla ikinci kez nişan yapan ben :))))))) Aklımı kaçırmış olmalıyım. İzmir'deki üç kişilik sade :P nişan törenimizde, Ankara sıcak diye gondolda çikolata getiremedi diye gondola çikolata yaptırmıştı Hakan, bir de evlilik teklifi anlamına gelen beyaz güller :)

Nefise'm; evet delirmiş olmalıyım :) Hakan'ı çok üzdüm :( Ama şimdi her şey çok iyi gidiyor. O kadar üzdüğüm ve güvenilmez davrandığım halde beni anlamaya ve sevmeye devam etti. Umarım sonsuza kadar böyle gider. İyi ki giymişim gelinliği ama keşke bir de eldiven giyseydim :)

Mavianne'm; çok sağol, bütün dileklerin için teşekkür ediyorum ve aynılarını senin için diliyorum :) Anılarım Allah'tan komik dolayısıyla gülerek anlatıyorum. Aslında bu kadar ayrılıp barışma olaylarından sonra hala birlikteysek biz başarmışız, birbirimizin kalbine girmişiz demektir. Gerçi bütün arıza benden çıktı :) O yaştaki çocuklar için aileden birinin evlenmesi gerçek bir travma :) Komik buluyoruz ama içlerine girmek lazım onların.. Fotoğrafları taratmadım, fotoğraf fotoğrafı çektim anca bu kadar oldu. Ben de seni çok öpüyorum :)

Burcu'm; benimle çıkılmaz zaten :P irtifa kaybederek sürekli inilir benimle :) En büyük dileğim gelinliğin mutluluğumu bulaştıracak bir gelin adayına ulaşması. Ve ben seni daha önce tanımış olsaydım fotoğraflarımı senin çekmeni çok isterdim :)


7 Nisan 2010 Çarşamba

GELİNLİĞİM.



Ben mutluyum. Hiç mi sorun yok; olmaz mı hiç; en başta onları çözme enerjisini kendimde bulduğum için mutluyum. Düştüğüm yerde ayağa kalkabilmek için kendimde bulduğum güç için şükürler olsun.
Yatılı okulda geçen bütün çocukluk ve gençliğimin ilk yıllarında öğrendiğim, hayatını 'kendi kendine idame ettirebilme' içgüdüsü, aldığımız eğitim nedeniyle haksızlıklara karşı dikbaşlı duruş, iletişim konusunda rahat ve hatta zaman zaman futursuz :P davranış biçimleri 'kendi başının çaresine bakma' yetisini de beraberinde getirdi.
Genç yaşta yakalandığım amansız değil belki ama 'zamansız' hastalık ilk yıllarında çok fazla hareketli olan hayatımı eskisi gibi sürdürememe neden olsa da onunla bile barıştım. Mutlu olabilmek için sıfır sorunsuz bir hayat vaad edilmedi bize. Yaşadığım her türlü olumsuzluğa karşın kendim ve birlikte yaşadığım insanlar iyi olsun diye mutlu ve güçlü olabilmek için mutluluk kapısına omuz atmayı bilebiliyorum. Ağlarken birden kahkahalarla gülmeye başladığımı görenler beni ilk kez o halde gördükleri şaşkınlıklarını çoktan attılar üzerlerinden :)

Evlenmeyi hiç düşünmedim. O kadar düşünmedim ki hiç çeyizim yoktu :) Bu nedenle otuz dokuz yaşımda Hakan'ı internetten indirene kadar da evlenmeme hayalimi hiç bozmadım :) Evlilik, hayallerim dahiline adım dahi atmadı, kendimi gelinlik içinde hiç hayal etmedim. Genç bir kızken bir gelinlik modeline bakıp iç geçirdiğimi hiç hatırlamıyorum. Ortaokul ve lisede okul takımları sporcusu olduğumuzdan Sedef ve benim üzerimde sadece lise son sınıfta okul forması görüldü :) Beden eğitimi öğretmenimiz 'Siz eşofmanla evlenirsiniz' diye takılırdı bize. Daha bir sürü şey, ince çorap giyme becerim hiç gelişmemiştir mesela :) Giymem gerektiğinde ancak ikinci giyişimde o da kesinlikle bir tarafından kaçırmış olarak tamamlarım turumu. 'Oturmayı kalkmayı bilen' deyimi nasıl bir deyimdir bilemem ama yanlışlıkla etek giymişsem bu deyimin kültürümüze yerleşmesine neden en birinci mankeni kesinlikle benimdir :D

Çok kararsız giriştim evlilik mevzularına. Hatta Hakan'la evlilik bazlı konuşmalar geçtiğinde Defdef'in eşi 'Gülen önce annesinden boşansın' demiş :) O derece yani :) Karşıma Hakan gibi biri çıkmamış olsaydı ya da aynı şehirde yaşamış olsaydık evlilik hayat planım dahilinde kesinlikle değildi. Kararsızdım ama Hakan'ı o kadar çok seviyordum ki ama yine de kararsızlığımın en ağır bastığı iki ayrı zaman diliminde nişan yüzüğümü filmlerdeki gibi sahnelerle iade etmekte hiç sakınca görmedim. Artık öyle hale geldi ki ben bu alyansı Ankara-İzmir karayoluna koysam ve işaret parmağımla ufak bir fiske vursam bu yüzük İzmir'deki adrese kendi kendine ulaşır. O kadar abarttım yani.
Ailemi daha fazla üzmeye hakkım olmadığını düşündüğümden ikinci yüzük gönderme faslından bir süre sonra görüşmeye devam ettiğimiz Hakan'la yine evlenme konuları gündeme gelince bu fikri yatılı okul arkadaşlarım dışında kimseyle paylaşamadım. O kadar belirsizdi ne yapacağım. Hakan'la ömrümün sonuna kadar birlikte olmak isterken benim için evlilik, pıl ve pırtımı toplayıp olay mahallinden kaçmamı gerektiren bir yangın yeri gibiydi. Okeye dörtlü yatılı okul kız grubunun da olumlu katkılarıyla evliliğe artık kesin biçimde evet dediğimde kıpkırmızı yüzüm yerde aileyi bir araya toplayıp düşüncelerimi söyledim ama ailemin bir önceki kararıma uyum sağlamasına fırsatları bile olmadan o kadar sık karar değiştiriyordum ve bundan o kadar utanıyordum ki herkesin çevremde dönüp durduğu bir evcilik oyunu oynuyordum sanki :( Yani babamdan da 'son kararın mı?' sözünü tam da duruma uygun yerinde duyarak tarihe de geçtim :(

Evlenmeye karar vermiştim ama kesinlikle İzmir'de yaşamak istemiyordum. O sorun da Hakan'ın Ankara'ya transferiyle çözümlendi. Son an karar değişimine mahal vermeden hazırlıklar başladı. Fazla derine inmeden nikahtan gidivermek istedim, hatta mümkünse gelinlik giymesem, makyaj yapılmasa. Böyle sade bir kostümle gidip atıverseydim imzayı. Kesinlikle gelinlik giymek istemediğimi bunun için ne gerekirse yapacağımı söylemem ailem tarafından evlilik öncesi kaprisi gibi algılansaydı da ciddi olduğumu anlamaları uzun sürmedi. 'Gelinlik giymemi isteyenlerle' 'gelinlik giymemi istemeyen' iki grup olarak -ki ikinci grubun tek üyesi bendim- birbirimize uyguladığımız psikolojik baskı aleyhime sonuçlandı. Gelinlik giyilecekti ama onu da sadece beyaz eldiven takmayı istediğim için kabul etmek zorunda kaldım. Bir akraba vasıtasıyla gelinlik diken bir modaevi bulundu. Gittik ama o kadar isteksizdim ki terzinin önüme koyduğu bir kaç model dergisine bakmam sadece üç dakikamı aldı. Karasızlığımdan ziyade gelinlik giymeme konusundaki isteksizliğimi anlayan terzi neyseki aldı sazı eline. Vücut ölçülerime uyabilecek bir model üzerinde yoğunlaşarak rahatlamamı sağlayan terzi artık monoloğu benim de katılımımla diyalog haline getirmeyi başarmıştı.


Nikah 20 Mayısta İzmir'de olacağı için modelin kısa kollu olmasını istediğimi söyleyince terzi kadın kelimenin tam anlamıyla çıldırdı. Bir eliyle pazumu tutarken diğer eliyle de önümdeki dergiyi çekerek hem de Hakan'ın yanında 'bu kollarla kolsuz gelinlik mi giyeceksin? Sen sus karışma' dedi! Normalde benim oradan öyle bir çıkışım olmalıydı ki ama işini bilen terzinin karşısında dut yemiş bülbüle dönüverdim. 'Sana öyle bir gelinlik dikeceğim ki ığıl ığıl akacak gelinlik üzerinden' dedi. Ben de hiçbir fikrimin olmadığı bir konu üzerinde fikir üretip vıdı vıdı etmenin gereksizliğini kabullenip sus pus kendimi terzinin ellerine bıraktım. O kadar teslim oldum ki terziye, kırık beyaz dedi. Hayır demeyi bırak, tamam bile diyemedim. Ölçüler alındı, gelinliğin içine giyilecek iç kostümler alındı, 1.85'lik Hakan'la boy farkını minimuma :P indirecek yüksek topuklu yine kırık beyaz simli bir ayakkabı alındı. İş bitti sandım. Bunun bir de provası varmış. Prova için randevu verildiğinde anladım 'gelinlik provası için randevu aldım' cümlesinin ne anlama geldiğini :) Hah işte, provaya gittiğimde gelinlik giymenin değil belki ama gelinlik provasının ne kadar keyifli bir iş olduğunu fark ettim :) Çok eğlenceliydi, bütün çalışanlar çevrende koşturuyor, biri iğne tutarken diğeri başka bir şey yapıyordu. Böyle geniş bir tarlatanı geçirdiler belimden aşağı, ayağımda üzerinde durmakta zorlandığım topuklu ayakkabılarla bir sağa bir sola dönerek dalga geçerken 18. yüzyıl kadınlarının kostümlerinin içinde en az benim kadar eğlendiklerini hayal ettim :) Bir yandan da o ayakkabılarla evde yürüme antrenmanları yapıyorum :) Kaldı ki ne cesaret, arkadaşlarım dolgu topuk bir ayakkabı almamı önerdiklerinde yürüme zorluğunu kast ettiklerini sanmıştım. Oysa onlar hikayenin normal gidişatı üzerine kurdukları senaryonun bir parçası olarak 'nikah masasından kaçmak' istersem dolgu topuklarla daha rahat koşabileceğime gönderme yaparlarmış meğerse..

Bir yandan da Erdim'e Hakan'ı ve evliliği kabul ettirme mücadelem sürüyor. Her vazgeçişimde Erdim sevincinden havalara uçuyor. Çocuk elinde yapma çiçekle dizlerine çöküp sonra da ayaklarıma kapanıp 'evlen benimle' diyor da başka bir şey demiyor. 'Oğlum' diyorum, 'ben senin teyzenim, teyzelerle evlenilmez'. Her evlilik teklifinin reddinde ayağa kalkıp az önce evlenme teklifi yaparken jest olarak kullandığı çiçeği kafama gözüme vurmaya başlıyor 'Evleneceksin benimle' Evleneceksin dediiiim' diye şiddet uyguluyor bana..
Sonunda politik davranarak Hakan'ın çocuk kalbinden anlayan ruhundan geçen bütün duyguları alarak onunla iyi arkadaş oldu (güya) Hiç istemediğim halde düzenlenen kına töreni öncesinde Erdim'in tarihi konuşmasından alıntıdır: 'Sağ ve sol kulağını göstererek 'benimle evlenseydin sana iki küpe (çift kavramı henüz gelişmemişti), bir bilezik bir de kaç taş istiyorsan o kadar tektaş yüzük alacaktım. Çok şey kaçırdın teyze'


Erdim'in yeğenim olduğunu bilmeyenler beni oğluyla evlenen bir kadın sanırlardı.
Erdim nikahın her anında yanımdaydı :)


Minik damatlığıyla elleri arkasında yan gözlerle bizi süzmekten geri kalmayan
mahalle muhtarı kılıklı tatlım Erdim :)


Nikah memuresi gelirken indi kucağımdan :)

İkinci provaya Nazi subayı kılıklı terzinin bunları biraz yok edip gel dediği bel kısmımdan yaklaşık dört parmak eksilterek gitmiştim. Gelinlik beden kısmından dört parmak kadar içeri alındığında terzi gibi ben de görüntüden memnun kaldım. Şık olmuştum ama çok utanıyordum. Gelinlik gerçekten çok güzeldi, iyi ya da kötü herhangi bir beklentim olmamasına, sadece özellikle anneciğimi kırmamak için giymeyi kabul etmeme karşın çok beğenmiştim. Terzi, uzun kollu gelinliğe eldiven olmaz diyerek ikinci bir sinir krizi yaşadığı için eldiven kısmını ona göstermeden halledecektim ve o eldiveni mutlaka giyecektim ama hala içimde uktedir ki o kargaşa içinde eldiven almayı unuttuk :( Ve bu detayı da evlendikten bir sene sonra bir akşam yemeğinde 'Aaaaa! Hakan ben eldiven giymeyi unuttum!' dediğim sözlerimi süzgün bakışlarla süsleyerek hatırladım :( Hala güleriz :)

Makyaj konusuna hiç girmiyorum. Keşke hiç makyaj yapılmasaydı, daha da utandım :( Yakışmadı da üstelik.
Nikahtan bir gün önce İzmir'e çamur yağdı! Ciddiyim yemin ediyorum! Ertesi günse günlük güneşlik bir bahardan yaza geçmiş bir gündü. Kazasız belasız gerçekleşen nikah töreninden sonra Hakan 'imza atana kadar sana güvenmiyordum' dediğinde zeytinyağ gibi üste çıkarak 'güvenmediğin biriyle neden evlenmek istedinki' cevabımla utancımı yüzsüzlük boyutuna taşımayı başarı haneme kaydettim :D
Biz deplasmandaydık ya, nikah kıyılırken Hakan'ın teyzelerinden, biri sonradan öğrendiğim üzere Hakan'ın kulağına 'ayağına bas' demek için podyuma geldi! Ama sanki ne söylendiğini biliyormuşum gibi erken davranıp tam da o anda Hakan'ın ayağına garanti olsun diye hem de tekme kıvamında basmıştım bile :)



Hakan'ın akraba ve komşu kontenjanından taraftarları 'Hakan ayağına bas!' diye hep birlikte koro şeklinde bağırırlarken ben işimi görmüş bir de deplesmanda olmanın dezavantajıyla elimle de desteklediğim 'geçti, geçti' sözlerini öyle bir söylemişim ki :D
O zamandan beri 'cadı gelin' diye anıldığımdan adım gibi eminim :)
Fotoğraf da belgesidir :D

Güzel ve eğlenceli bir nikah töreniydi, komikti. Kadın nikah memurunun 'hiç böyle bir nikah kıymadım' sözlerine Defdef'in 'atraksiyonun bu kadarla kalması -son an vazgeçişime gönderme yapıyor- hepimiz için memnunluk verici bir gelişme' şeklinde karşılık verme nedenini anlayabildiğini hiç sanmıyorum :)


Biz nikah şekeri yaptırmadık. Nikah şekeri yerine Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bağış karşılığında bir ipe sarılmış ve üzerinde isimlerimizin de yazılı olduğu bu küçük kalem ve silgiyi hediye ettik konuklarımıza..
Nikah şekerini TEGV'na yaptıracakların dikkatine:
NİKAH ŞEKERLERİ İÇİN BİR AY ÖNCEDEN SİPARİŞ VERMENİZ GEREKİYOR.


Diğer nikah şekeri niyetine seçenekler.



Davetiye 1


Davetiye 2

Doğru yönlendirilmediğimizden davetiye içinTEGV'yla görüşme konusunda ne yazık ki geç kalmıştık :( TEGV davetiye de basıyor.

Ben hiç istemediğim, hiçbir hayalimin olmamasına karşın şık ve özenle dikilmiş bir gelinlik giydim. Şimdi de diyorum ki eğer inat edip sırf ben öyle istiyorum diye gelinlik giymeseydim hem de kuyruklu gelinlik giymemi isteyen canım melek anneciğimi kırmış olacaktım. Onu çok üzecektim. İyi ki giymişim. İyi ki burnumun dikine gitmemişim. İçimde hep bir sızı olacaktı; annem gelinlik giyme konusunda ısrarlı olduğu halde ben onu ezip geçtim diye acı çekecektim. İyi ki giymişim. Kendimi değil de anneciğimi düşünerek giymeyi kabul ettiğim gelinliğin benim için bir de böyle manevi bir anlamı var..
Hani öyle bir inanış vardır ya, çok mutluyuz biz. Birbirimizi hayatlarımıza dahil ettiğimiz için çok mutluyuz. Ha, zaman zaman sorunlar çıkmıyor mu, çıkmaz mı; ama her defasında daha güçlü bağlarla daha büyük bir sevgiyle sarılıyoruz birbirimize. Ufak tefek sorunların bizi birbirimizsiz bırakmasına izin verebilir miyiz hiç? İyiyiz biz. Allah ayırana kadar da birlikteyiz. Seviyorum Hakan'ı :) Sanırım O da beni :)
Şimdi gelelim asıl konuya. Nikah ve düğün sezonu açılırken ben bu gelinliği beğenen, giymek isteyen, ya da ihtiyacı olan ölçülerimizin uyduğu bir gelin adayına her bir boncuğuna, çiçeğine mutluluk dileklerimi de ekleyerek armağan etmek istiyorum. Bunu yaparken de benim için çok önemli bir ricam olacak, buna koşul da diyebiliriz aslında. Gelinliğe talip olan müstakbel gelinimizin, nikah şekeri yerine Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bağışta bulunarak bu ya da diğer nikah şekeri niteliğindeki seçenekleri değerlendirmelerini çok istiyorum benim hala canımı sıkan o aksaklıktan dolayı TEGV'na yaptıramadığım davetiyesini de.

Gelinlik:



Yaka


Kol ucu


İşlemesi


Arka beden fotoğrafını düzgün çekemedim :(


Nedendir bilmiyorum ama nikah boyunca imza atarken dahil, elimden hiç bırakmadığım canlı beyaz gül goncaları; artık kurudular..

Tarlatan, küçük kese, duvak ve kabul görürse iç kostümü de dahil.

Gelinlik ölçüleri:
Etek ön boyu: 110 cm.
Arka boyu: 155 cm.
Bel; biraz değil epeyce kalın :D 80 cm :)
Üst beden beli: 80 cm.

İsteyen olursa, buraya yazmanız gerekmiyor. gulen.tezer@hotmail.com'dayım..

Not: Mavi Kuş kanatlanmış uçuyor :) Gönlü Mavi Kuş'tan geçen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.. Ayrıntılar en kısa zamanda..
Nottan önemsiz: Yüz yogası da çok iyi gidiyor. Ayrıntılar daha sonra..

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails