27 Kasım 2009 Cuma

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN DİYECEKTİM GÜYA..

Ben ve Sedef kentli evlerinde ayni anda keklik, tavsan ve kedi besleyen bir anne babanin kucagina actik gozlerimizi. Hatta daha sonralari kadroya, cikarmak suretiyle gozumu oymaya calisan annemin tavuk niyetine aldigi ama buyudukce aslinda bir tavuk olmadigi anlasilan ve o eyleminden dolayi aninda pilavimizin üzerini bedeniyle suslemekle cezalandirilan bir civciv de katilmisti.Neyseki anne ve babam egzotik hayvanlara ilgi duymayan insanlardi ama yine de hic vaz gecmediler.Evimizde evcil olarak nitelendirilen hayvanlarin hepsi mevcuttu.Kedi, kopek, balik ve kus.Kedi akvaryumu bosaltti, kusu yakalamaya calisti, kopek de kediyi rahat birakmadi, tavsan koltuklarimizi yedi ve surekli yavruladi.Kapimizin onune bakima ihtiyaci olan ya da evlat edindirilmek istenen yavru kediler birakilip kacildi.
Bu yolculuk sirasinda hayvanlardan cok sey ogrendim.Kediler ve piskolojileri konusunda uzmanlastim diyebilecek kadar konuya hakimim.
Kediler cok takdir ettigim bir sekilde kendileri sevilmek istediklerinde kendilerini zorla sevdirmeyi basarabilen ama sevilmeye ihtiyac hissetmediklerinde her sevgi oksayisini en sert tavirlariyla savusturabilen yaratiklardir.Hic katilmadigim, her duydugumda ısrarlıca itiraz ettigim 'kedi gibi namkor' sozu kedilerin bu durusundan esinlenerek bir deyim haline getirilmistir.Oysa ne guzel bir durustur bu;sirf karnini doyurdugumuz icin ona istemedigi halde dokunma hakkina sahip miyiz?
Butun kediler guzeldir, gizemlidir.Hemen hemen butun kediler kesinlike dort ayak uzerine dusmek uzerine programlanmislardir ( ama maalesef dusemeyeni de var :P Vücutlarının neredeyse butununu yalayarak temizleyebilecek kadar mükemmel bir anatomiye sahiptirler.Temizdirler.Yaralarini yalayarak kendileri iyilestirebilirler.Estetik bir duruslari vardir ve çok guzel yururler, hem de oyle guzel yururlerki mankenlerin podyum yuruyusleri 'cat-walk' diye tabir edilir.Zekidirler.Hislidirler.Deprem oncesi huzursuzlanarak 'garip' bir seylerin olabilecegine dair sinyal vermeye calistiklarina tanik olmuslugum var.
Artik bir kedim bile yok :( Depremden bir kac ay sonra veterinerlerin butun cabalarina karsin 'yasliliktan' kaybettigim 18 yasindaki 'Kizim'i bir parkin en yuksek yerinde bulunan bir anitin hemen altina gomdum.Ondan iki sene sonra bir gozu kurtarılamayacagi icin operasyonla alinan, diger gozu de kurtarilabilecegi icin iki ay suren bir tedavi sonucu az goren 10 yasindaki diger kizim 'Cingoz'u tam da anneler gununde Kızım'ın yanina gomdum :( Artik bir kedim bile yok :(
Bundan yaklasik on sene kadar once 13-15 yaslarinda bir gencin elinde uzaktan cinsini anlayamadigim, tasmasindan tutulup gezdirilen kar beyazi bir 'sey' gormustum.O seyin ne oldugunu o seye biraz yaklasana kadar da anlamamistim.Meger bu delikanli kurban bayraminde kurban edilmek uzerine alinan o 'seye' yem ve suyunu verirken fazlaca baglanmis ve ailesini yalvar yakar bu isten vaz gecirmis.Bir kac zaman daha bu eglenceli tiplere park dolaylarinda rastlamaya devam ettim; cevrelerinde bu hos arkadasligi ilgiyle izleyen kalabalik bir gurupla birlikte :) Cocuk ve o bakimli, yunmuş, yıkanmis, taranmis, tıras edilmis 'sey' bayagi populerdi bu dolaylarda :) Sonra o taraftan tasindik.Hikayenin gerisini bilmiyorum :)

Bayramınız kutlu olsun..

25 Kasım 2009 Çarşamba

BEN DÜN ÇOK MUTLUYDUM

Zile hafifçe basınca zil sesi ayarlanabiliyormuş gibi; hani ağır abi Ertuğrul uyuyorsa diye parmak ucum ya değdi ya değmedi zil düğmesine.
Bir iki saniye sonra mutfak tülünün hafiften oynadığını gördüm. Kapının açılması zaman alınca 'aç şu kapıyı, açsana! Nalan abla orada olduğunu biliyorum aç kapıyı!' diye klasik repliklerimden attırmaya başladım öğlen saati sessizliğine. Babam 'Gülen sen bu insanların seni sevdiklerinden seninle görüşmek istediklerinden emin misin?' soru cümlesinin beni kulaklarıma kadar kızartmasını umursamadan kapı açılana kadar söylenmeyi sürdürdüm. Babamla ilk kez gittiğim bir evin kapısı önünde yaşanıyor bütün bunlar :)
Kapı açıldı, o kapı bana ne zaman açılmadı ki zaten :) Arkamda sakladığım çiçekleri birden burnuna dayadığım şaşkın Nalan ablam karşımdaydı sonunda. Kapıyı açmasının neden zaman aldığı ise ayrı bir öykü, o da sonraya kalsın :) Matruşka bebekler gibi anlatırım ya ben her şeyi, ama bu kez; ilk kez duyanların evlerinde bir panda beslediklerini düşünmelerine neden olan o güzel detay bugün anlatılmasın mümkünse? Mümkün müdür? Elimden geleni yapacağım :)

Evde olup olmadıklarını anlamak için gelmeden önce aramamı tembih eden Nalan ablamın kapısına ilk kez habersizce dayanışımdı bu benim. İçeri girdik, grip aşımın sekizinci gününde, koruma sürecinin başlamasına iki gün kala sarılıp öpüştük Nalan ablamla. Babamla Mahmut abi tanıştırıldı:
'Mahmut abi bu babam, baba bu Mahmut abim'. Aslında cümlenin ilk kısmı bir tanışma için yeterli ama fazla Amerikan filmi izlemiş bir neslin klasik komik diyalogları olduğu içindir ki iki kişiyi tanıştırırken ikisi de aynı anlama gelen bu saçma cümleyi kurmaktan büyük bir zevk alırım :) Çok komik; 'Mahmut abi bu babam, baba bu da Ahmet abi' deyiveresim geldiyse de yaşıma yakışmaz; demedim :P

Bir akşam karanlığında Nalan ablaların sokağından çıkarken karşıdan gelen bir kadın yüzü, zamanında gözüm tarafından ısırılmış bir anı yarattı hafızamda belli belirsiz. Hemen Nalan ablayı arayıp o kişiye ait GBT istihbaratı yapmasını rica ettim çünkü nedense bu yüz ısırığı, yatılı okuduğum yıllarda öğretmenler hakkında elleri öpülesi ve görüldüğü yerde depara çıkılası şeklinde iki gruba ayırmak için yeterli öngörüye sahip olmamı gerektiren düşüncemi de beraberinde getirmişti.. Yanılmamıştım; sevgi, özlem ve gözyaşlarıyla anmadığım öğretmenlerimden biriydi o. Anne, baba şefkatine en ihtiyacı olduğu yıllarda ana kucağından, baba ocağından kopup gelmiş küçücük yavrular arasında sürekli asık suratla dolaşan, uykunun en tatlı yerinde 'gece dolap araması' yapmak için elindeki copla demirden dolaplara vururken özlü sözlerini sıralamaktan hiç çekinmediği gibi sanki bu kutsal görevi zorunluluktan yapıyormuş hissi veren öğretmenlerden biriydi o. Pilav günlerinde en az kendisi kadar sevmediğim ve siyasi anlamda, tarafından hırpalandığım eşiyle de karşılaşma mutsuzluğunu yaşadığım öğretmenlerden biri.. Bu, neyseki artık emekli öğretmen Nalan ablaların çapraz komşusu değil miymiş? Şimdi Nalan ablaya giderken hani rastlaşırız da konuşmak zorunda kalırım diye tedirginlik yaşadığım öğretmene (!) yakalanmamak için Mata Hari gibi kendime başka bir insan süsü veriyorum. Şunu da anlamıyorum; şefkat ve öğretmenlik duygularından uzak yaklaştığın bu büyümüş çocukların pilav gününe neden geliyorsun? Kin, nefret ya da öfke değil; ben kimim ki affetmeyeceğim, kaldı ki böyle bir lükse asla sahip değilim ama nasıl unutayım; okulda görüş alanına girmemek için çocuk adımlarımla yolu uzatıp ulaştığım hedeflerim :( Al işte, çocuk yaşanmışlıkları unutulmuyor.. Unutulmuyor değil aslında, unutuLAmıyor. Yatılı okuduğuma asla pişman değilim; öğrendiğim ve beni hayata hazırlayan, bakış açımı şekillendiren yaşam biçimimi o yıllara borçluyum; bencil olmamayı, paylaşmayı o yıllarda edindim ben. Elleri öpülesi öğretmenlerime 'kendimi' borçluyum ama bu çapraz komşu iyiki öğretmen emeklisi ve eşi, tarifini yaparken duygu kontrolümü sağlayamadığım gruptan değil ne yazık ki..

Öğretmen Gününde kendi öğretmenime değil de kendi sözlerinden hiçbir şey öğretmediği halde öğretmen gününü kutladığı için arkadaşlarına, dostlarına ve sanal çocuklarına teşekkür eden Nalan ablamın yanında aldım soluğu. Sen öyle san Nalan abla; senin öğretmediğin buysa artık :) Cin Ali bisikletsiz kalmasın kampanyası kapsamında artık Mahmut abim de öğretmenim oldu :) Mahmut abim ve Nalan ablama sevgilerimle.

Üzerinden yirmidört saat geçse bile Öğretmen Günü'nü bonus olarak bir daha kutluyorum :)

Dünün öğleden sonrası hayatımın en güzel, en eğlenceli günlerinden biriydi. Baba kız nerdeyse Ankara kazan biz kepçe gezip kısacık bir öğleden sonraya hem çok iş, hem çok eğlence sığdırırken ben çok mutluydum. Akşam bu güzel gün için birbirimize teşekkür edip sarılıp öpüştük baba kız :)
Ama ben 'anne'leriyle ilgili yazan arkadaşlarımı okurkenki hissedişlerimin beni ne kadar hüzünlendirip ağlattığı, anneciğime özlemimin bir kor alevi gibi içimi yakmasından duyduğum mutsuzluk düşüncesiyle babasız arkadaşlarımın aynı hisleri yaşamasını istemediğimden 'babamla bir gün'ümü bu paragrafa başlarken yazmamaya karar verdim.. Belki acının artık daha az acıtacağı bir zamanı bekliyorumdur; kim bilir :/

Pembe bir yakın gözlüğüm var artık. Kendisiyle yakından bir ilişki kurma aşamasındayız.
Pembe boncuklarla süslü bir zincirin ucuna takılmış bu havalı ve hafif gözlüğü boynumda taşırken bunun bana entellektüel bir tarz kazandırdığını düşünüyorum :))))))) Hahahah. Filmlerde gördüğümde yakın gözlüğü kullanan kadınlara çok özenirdim. Kitap okurken ya da bir nakış kasnağında işlediği kır temalı panodan zarif boyunlarını uzatıp gözlüğün üstünden baktıkları o an yok mu; yakın gözlüğü kullanan kadınların nedense gözlerinin bozuk olmasından çok zeki kadınlar olduklarını düşünmüşlüğüm var gibi saçma bir teorim de bulunmakta.. Ne ilgisi var oysa :)
Uzun bir süredir yazmama isteğim, okurkenki sıkıntılarıma bir anlam verebildim sonunda. İçgüdüsel olarak mide bulantılarımı, göz ağrılarımı artık yakını göremeyişime borçluymuşum meğerse. Gözlük iyi de ona da bir alışma süreci yaşamam gerekiyormuş. Hala zorlanıyorum. Damlalarımı kendim damlatamıyorum; damlatıyorum da bir damlası gözüme üç damlası ağzıma burnuma hatta kulağıma isabet ediyor :) Bu yazıyı yazarken üç mola verdiğimi fark edince göz sorunumun beni ne kadar zorladığını anladım. Bu benim ilk yakın görme kusuru deneyimim.. Yakın gözlüğü kullananlar pembe gözlüğümle aranıza hoş geldim.

Yarın bir aksilik olmazsa baba kız bayramı geçirmek üzere Kocaeli'ne gidiyoruz. Yola çıkmadan önce annemi ziyaret edeceğiz.. Özellikle özel günlerde, hayat bu kadar acı mı veriyor insana? Biri bana anlatsın..

Yorumlar için her zamanki kadar içten teşekkürler. Çok sevdiğim yorumlarla sohbet girişimim başarısız sonuçlar verdi :( Satırları birbirine karıştırıverdim :( Yorum sohbetsiz kendimi eksik hissediyorum. Gözden ve özden özürler..

24 Kasım 2009 Salı

ÖĞRETMENLERİM BU ÇİÇEK SİZİN ve günün kötüsü!

Biri beni gözetliyor..
Biri beni İzmir'den gözetliyor..
O biri benim sevgili Hakan'ım..
Ona söz verdiğim üzere kendime ve gözlerime iyi bakacağım ki gözlerim iyileşip 'iyi' görebilsin..


BU ÇİÇEKLER KUTSAL ÖĞRETMENLİK GÖREVİNİ LAYIKIYLA YAPAN BÜTÜN ÖĞRETMENLERİME;

ÖĞRETMENLERİM,
EMEKLİ ÖĞRETMENLERİM,
KPS DUVARINA ÇARPAN ÖĞRETMEN ADAY ADAYLARI,

YAŞÇA KÜÇÜK OLANLARINIZIN BİLE
ELLERİNDEN ÖPÜYORUM.
ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.

İLK ÖĞRETMEN UNUTULMAZ.
GÜZEL ÜLKEMİN İNSANI DA İLK ÖĞRETMENİ
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü
UNUTMAZ!

İLKOKUL ÖĞRETMENİM KIYMET TOSUN
SİZİ UNUTMADIM.
ÖĞRETTİĞİNİZ HER BİR HARF İÇİN SİZE MİNNETTARIM.

VİRGÜLSÜZLÜĞÜM VE -Kİ EKLERİNİN
KULLANIM HATASI İÇİN DE ÖZÜR DİLİYORUM.
BAŞARAMADIM.
ÜZGÜNÜM :(


Gülen söylemezse rahat edemez:

Şehit cenaze törenlerine gitmeyen başbakanın Habur'da törenlerle karşılanan fidan katillerine gösterdiği hoşgörü bugün bir bomba gibi patladı İzmir'de!
Başardı!

ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR!
ŞEHİT CENAZESİ GELSİN DE DAHA ÇOK BAĞIRALIM DİYE BEKLİYORLAR!

NEREDE BU %47???

Okur yazarım ama bugünlerde okuyup yazamıyorum :(
VE sizi seviyorum..
-ki ekleriyle ilgili örnekleri dolayısıyla sevgili Aysema öğretmenime de teşekkür ediyorum ama olmadı işte :(

21 Kasım 2009 Cumartesi

CİN ALİ'NİN BİSİKLETİ VE KÖTÜ BİR HABER :(

Olunması gereken yere çok yakın bir yerden gidildiği halde en son ulaşan iki kişi, kafalarını dersliğin kapısından içeri uzatır. Asker disiplinli, tatlı-sert kurs öğretmeninin 'geciktiniz' sözleriyle karşılanan kursiyerler içinde 'yine' sözcüğünün yer almadığı bu sözü davet kabul edip içeri girerler. Üzeri sıyrılıp tel haline gelmeyi bekleyen mavi kablo ve el aletleriyle dolu masaların çevresine dizilmiş sandalyelerden ikisine yerleşen gecikmeli öğrencilerden derse katılımları beklenir ama kişilerden biri N1H1 aşısı olduğu için yorgun, bitkin ve skeloderma ağrısı nedeniyle bu beklentiye cevap veremeyecektir. Veremedi de. Gözleriyle izlediği aşamalarda Cin Ali'nin Bisikleti'nin yavaş yavaş şekillenmesi onu mutlu ediyor :) Biraz daha yumuşak bir telle bayram boyunca Cin Ali'yi bisikletlendirme ödevi var ayrıca katılımcılarımızın. Amaç, Cin Ali'ler bisikletsiz kalmasın :P Sadece izleyerek anlamaya çalıştığımda da ilk fikrimde sabitim; bu iş sanıldığından daha zor. Beni çok heyecanlandıran online bisiklet yapma işini Mahmut öğretmenime ilettiğimde 'internet kadınları şaşırmış' dedi :) 'Ama yazarım bunu öğretmenim' dedim. 'Önce selam yaz sonra da bu söylediğimi' diyerek onay verdi. Mahmut öğretmenimin selamı var; kötü haber, internette bisiklete binilmezmiş :P İlerleyen saatlerde öğretmenimin neden böyle söylediğini daha iyi anladım. Bisiklet yapma işi kesinlikle fotoğraf ya da kamera çekimi gibi yardımcı etmenlerle öğrenilecek gibi değil. Keşke olsaydı, bu işi görev edinmekten büyük bir zevk duyardım..
Nalan ablamı ve Mahmut öğretmenimi sevdiğim için onlarla zaman geçirmekten son derecede mutlu oluyorum. Nitekim bugün bitkinliğimi bile hissedesim gelmedi. Yakınımda olun Nalan ablam ve öğretmenim; hep. Benim babamdan başka büyüğüm kalmadı, siz hep yamacımda olun..
Hakan, 'gidersen seni çok özlerim, ben sensiz geçirdiğim günleri hiç sevmiyorum' dediğim için gidişini yarına erteledi. Yarına daha güzel, dokunaklı sözler bulmalıyım :) Uyuyor şu an. Uyanmadan toz olmam lazım buralardan. Bir BJK'lı olarak derbi kritikleri için enerji toplasam iyi olur. E kartalım kanaryayı yedi; kolay mı :P Uyanınca güzel bir BJK kutlaması yapasım var karşısında :)
Diyaloglar:
Nalan ablam proje sorumlusu Zehra hanıma:
Ben atıkları geri dönüşüm için topluyorum.
Gülen: Nalan abla atıkları geri dönüşüm için topluyorum deyince çok havalı oluyor da sen şuna kısacası ben çöpçüyüm desene :D
Nalan abla: Evet ya, ben çöpçüyüm. Sanki sen değil misin?
Gülen: Çöpçüyüz biz Nalan abla..

Bu bisikleti Hakan evde yaptı; adını da trafik kazasına karışmış bisiklet koyduk :)

5.5 numara eski gözlüğüm.
Yakın gözlüğümü alana kadar psikolojik destek veriyorum kendime:)
Sanki gözlük takınca gözüm ağrımayacakmış gibi :)
Nalan ablanın arkamdan hareket yaptığınının kanıtıdır ayrıca.
Nalan abla daha yeni 56 yaşına bastın:)
Bakışına bakar mısınız; yaramaz çocuk gibi :)
Çocuk ruhlusun sen :)
ve ben seni çok seviyorum :)

Nalan ablanın proje sorumlumuzu baştan çıkardığının resmidir.
Sıyrılmış kabloyla
iki ara bir derede
daha önce hiç makrame yapmamış Zehra hanıma
makrame öğrettiği an :)

Pilates Günlüğü fotoğrafı..
Sıkıntılı da olsam mutlaka en az 30 dakika pilates..

GÖNÜLDEN ELE, GÖNÜLDEN GÜLEN'E

Bir yerde görmüş ve yapım aşamaları için gezinip dururken lilacsmell'in tarifiyle denemiş ama bir türlü becerememiştim.
Sonra onun yaptıklarını görünce 'ben bunlardan yapamıyorum' dedim. 'Üzülme Gülen'im' dedi, 'ben sana yapar gönderirim.' Ben bana armağan edilen her el emeğinin altında ezildikçe eziliyorum ama kendimi bu içtenliğinden hiç şüphe etmediğim teklifi yapan kişinin yerine koyduğumda bir reddedilişin beni ne kadar kıracağını bildiğimden hayır demek istemiyorum.. Adresimi verdim.. Geçen zaman içinde yine onun gönlünden eline dökülenlerden nadide bir parçaya 'çok beğendiğimi' belirttiğim sözler yazmış sonra da o nadide parçayı unutmaya çalışmıştım. Nereden bilebilirdim ki??

Paketi açarken duyduğum heyecan bayram sabahı o çok istediği kırmızı rugan ayakkabıyı yastığının hemen kenarında bulan küçük kız çocuğunun sevinci gibiydi. O kadar mutlu olmuştum ki heyecanım hız kesmediği gibi süreklilik arzeden bir ivme kazandığından paketin o yapamadığım şeyler için oldukça büyük ve ağır olduğunu anlayamadım bile.. İçinde başka şeyler de vardı sanki! Kutuyu açmamla bir kalbin kalbimi sarıp sarmalaması, gözlerimden akan yaşlara engel olmak istemeyişim; Gülen'im diye başlayan ezberime aldığım sıcacık mektubu okurken de şöyle güzelce bir ağlayışım. Bunları yaparken de kutunun içindeki lilalar, sarılar, kırmızılar, turuncular, yeşiller; iç ısıtan sıcacık renklerin el emeği, göznurunun zevk ve yaratılıkta sınır tanımadığı hiç görmediğim arkadaşımın elinin değdiği hepsi aynı özen, sabır ve zevkle yapılmış güzellikler.. Ben o kadar mutluyum, ben o kadar beceriksiz, ben o kadar ezilmekten preslenmişim ki ezim ezim eziğim. Hepsi için ayrı ayrı ne kadar teşekkür etsem o kadar az ki GÖNÜLDENELE'm; arkadaşlığın, her yaramda pansuman tedavisi için elinde bir parça pamukla koşturan sevgili arkadaşım GÖNÜLDENELE'm ellerini seveyim senin; gönlünü.. Yetersiz teşekkürlerimle..

Bu duygularımı hemen yazamadım. Gönüldenele'm gibi ben de gececilerdenim :) Duygusu gece coşanlardan ama iki gecedir aşı nedeniyle olduğunu sandığımız bir alev topunun içinde yaşıyorum. Gündüzlerim normal ateş ama yorgun; gece saatlerinde yükselen ateşimi ateş düşürücü gibi dış etkenler kullanarak düşürmeyi reddettiğimden anneanne yöntemleriyle indirmeye çalışıyoruz. Dün gece Hakan tarafından zorla sokulduğum sözüm ona ılık duş sayesinde dişlerim zangır zangır titrerken iç yangımla kutuplarda foklarla güneşlendim :( Ateşim yüksekken her şey bir hayal gibi gelir bana ama ben gerçekten foklarla güneşlendim dün gece kutuplarda..


Kutuyu da güzelce kaplamış.


Romantik güllerim..


Bu pembe peçete halkalarını çok beğenmiştim.
Beğenimi söylediğimde bu pembe düşlerin benim olacağı hiç aklıma gelmezdi.


Yoyolarım, sanki makineden çıkmış gibi kusursuz ve çok düzgünler..

Ne olursan ol yine de gel..


Temizlik bezinden yapılmış şık elbiseden çevreyi saran lavanta kokusu..
Saç bandı bana çok yakışıyormuş; bir de iltifat edermiş Gönüldenele'm..
Sevimli bir boyunluk.

Bilgisayar yasağım sürüyor :( Aşının koruma etkisinin on günden sonra başlayacağı uyarısıyla eve hapis oldum :( Gözlerimi rahatlatacağından emin olduğum yakın gözlüğümü yaptırmaya da gidemiyorum. Damlaların eziyetsel kıvamı ağrıyla birlikte halen sürmekte. Hakan'ın sabrını taşırdım. Artık 'SUS! Ne var gülecek! Aç şu gözünü!' emirli cümlelerini sert ses tonuyla sıralıyor. Ben kedi :/ Yani aç bebeğim gözlerini cümlelerini duymuyor bu kulaklar...
Okuyamadan, yorumlara cevap veremeden gidiyorum :(
Duymaktan son derecede mutlu olduğum yorumlarınızı Hakan okudu. Hepinize tek tek sarılıyorum, domuz gribini sallayıp şu tarafa güzelce de öpüyorum.
Yorumlarınızı çok beğeniyor ve seviyorum, hepsine yanıt vermek istiyorum ama Hakan'la dövüşmeye hem gücüm yok hem de bayramı geçirmek üzere İzmir yolcusu Hakan'cığımla küs ayrılmak istemiyorum. Yarın kurstan sonra gidiyor :(
Şimdiden özledim kendisini :) Dur ben bi' damla damlattırayım :D
Severek gidiyorum, giderken de bir daha öpüyorum hepinizi.

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails