bluz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bluz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2010 Perşembe

UZUN SÜREN KISA GÜNLER VE BİR BLUZ DAHA DİKTİM

Mehmet: Benden 9 yaş büyük amcam.

Yağmurlu güzel bir gündü. Kaptanların söylediklerine göre 24 saat aralıklı olarak sürecekmiş bu ıslak kokulu yağmur. Nasıl güzel kokulu, nasıl yağıyor mu yağmıyor mu diye kendine baktıran. Pantolon giydim bugün ama üst giysim hala kısa kollu. Bu serinlik güzel, bu acayip iklimin mevsim grisi beni hiç hüzünlendirmedi. Uzak gri bulutlara bakıp içlenmedim, burnumun direğini sızlatmadım. Belki de toparlayabildiğimiz aile fertlerinin bir arada olmasının verdiği mutluluktandır; bilemem. Bir akşam Mehmet'te, bir akşam bizde, komşuculuk oynuyoruz. Çete olmuş bunlar, bazen üç kardeş bir olup beni delirtmeye çalışıyor. İşte o anlarda 'üzmeyin benim güzel karımı' diye Hakan beni arka alıyor :) Bende bir hava bir hava :) Bazen birbirlerini birbirlerinden paylaşamıyorlar. Bu üç kardeş hiç bir arada büyümemiş. Birinin anısını diğeri tamamlıyor. Biri diğerinin hiç bilmediği bir şeyi anlatıyor. Tamamlamaya, bütünlemeye 'BİR' olmaya çalışıyorlar. Çok ilginç özellikleri var, üçü de aşırı kedi sevgisine sahip, damak tatları, espri anlayışları aynıya yakın. Babamla halamın uyuma pozisyonları aynı. Bu nasıl oluyor anlamıyorum? Salı günü pazardan dönüyoruz. Ben pazar arabasını arkamda sürüklüyorum. Babamla halam yanımda yürüyorlar-dı. Bir şeyler anlatmaya başladım. Anlattım anlattım anlattım. Onay bekler biçimde ama öyle değil mi dediğimde kendi sessizliğime gömüldüm. Arkama bir döndüm. Bu ikisi, olmaya yüz tutmuş bir mandalina ağacının dikili olduğu bahçenin sokağa taşan dallarının arasında arama dalma çalışmalarındalar :)) Uzaktan izledim. Her bir meyve ağacının dallarını taciz ede ede geldiler yanıma. Ay dedim ne ayıp, yaşınızdan başınızdan utanın. İkisi de 18 yaşındaymış meğerse :) Çok şirindiler :) Ve birlikte geçiremedikleri çocukluklarını yaşıyorlardı mecbur bırakıldıkları koşullara inat.

Uykum geldi bugün. Çok esnedim, aslında hep esnedim bütün gün ama uyumadım :) Havanın kapalı olduğu bir iklimde ilk kez üşümedim. Bu çok hoşuma gitti. Çoraplarımı çıkarmadım çekmecelerinden. Serin, çok güzel bir serinlik. Pencere açık, bu serinlik beni mutlu ediyor.
Salı akşamı yeni edindiğim üç kardeş arkadaşlarım ve onlardan abi olanın kızı ve nişanlısı bizde yemekteydi ama kardeşlerden ikisi yerleşik olan abilerine olan ziyaretlerini bitirip bugün evlerine döndüler :( Özlerim ben onları.. O kadar yorgundum ki çarşamba günü kursa gidebilmek için uyandığımda saat 11.30du :D; yani dersin bitmesine sadece 30 dk. kala uyanabildiğim için kursa gidemedim. Aslında çok hevesliyim. Salı günü halama ayıp olmasın diye 'müfettiş gelecek' kuyruklu yalanını uydurup gittimdi kursa :D Ama o yalan bana öyle bir battı ki diktiğim yastık kılıfını, pedalına bastığımda tıııırt diye gidiveren overlok makinesine kaptırıverdim :/İkinci denememde de sonuç değişmeyince yastık kılıfı oldu mu bebek yastık kılıfı :D Kıssadan hisse: Yalan kötü bir şeydir :D Evdeki halaya yalan söyleyip kursa gidilmemeli.

Bir bluz daha diktiğimi söylemiş miydim? Bir erkek gömleğini söküp bir bluz dikmek akıl karı değilmiş. Mehmet böyle söylüyor. Benim için üzülüyormuş, kumaş alacakmış bana. Kumaş istemem gömlek versin :)


Roba desen değil,
alt kısma koyduğum her ne akla hizmeten ekli ve çift katlı parça beni canımdan bezdirdi.
O kadar uğraşmaya güzel de olmadı ama azim ve sabrımı sevdim :)
Ve hiç makine kullanmadan, gerçekten delirmiş olmalıyım :(


Misafircilik oyunu beni yoruyor çünkü her iki halde de iş yapan ben oluyorum ama mutluyum.
Mehmet çok iyi yemek yapar ve iyi bir gurmedir. Salataları nefistir ama dün akşam özene bezene yaptığı ama pişmemiş kuru fasulyesi dilime düştü :D Üstelik bir kaç ay önce doğum yapan kedisi Aliye Pıtır'ın vermeye kıyamadığı dört yavrudan biri olan kızı Naz şaşı :D Aaa Mehmet bu şaşı dediğimde sen bir bozul bir bozul. Hakan'ı da benim söylediğimi anlamasın diye smsle örgütledim ama Hakan daha bilimsel bir dille 'bu kedinin gözlerinde bir sorun mu var; biraz değişik bakıyor, şaşı sanırım' deyince Mehmet'in yüzü düştü. Bu da benim çok hoşuma gitti :) Günler böyle geçiyor.

Kasa Windows 7'yi kaldıramadı :( Biz de Windows 7'yi anında satıp xp'ye döndük. Şimdilik rahatız, sorun yok gibi. Bir sorunla daha karşılaşırsak monitör, kasa ve diğer ekipmanları cümbür cemaat şeklinde camdan aşağı fıydırıvereceğim :D

Şimdilik bu kadar. Yorgun bedenim arkamda duran kanepeye ters takla atıp kendini uyku moduna geçirmek istiyor. Bir kaç gün daha böyle yoğun ve yorgun geçecek günlerim. Sonra ekisi gibi buralardayım.. Yorumlar için sonsuz teşekkürler. Blog gezmece ve yanıt hakkım saklıdır..
Öptüm.
Gittim.
Hatta uyudum ZzZZzZzZzZZzZZz..

7 Ekim 2010 Perşembe

TUNİK KOLUNDAN BLUZ

Bir serinlik çöktü buralara. Hava o kadar güzel ki, o kadar güzel bir serin ki. Balkon kapıları ve evde ne kadar pencere varsa hepsi açık. Ağaç değil orman kokuyor. Yağıp yağmadığını anlayamadığım bir çisiltinin gerçekliğinden emin olmak için balkondan uzattığım elimi bir iki damlacık ıslattı. Bu, eğer böyle adlandırılıyorsa burada gördüğüm ikinci yağmur..
Öğleden sonra neredeyse uyuya kalacakken dışarı çıkmaya karar verdik. Bisikletle yolculuk yapmak için bahaneye gerek yok. Bin ve git. Sadece çok eğlenceli, yetişmeye çalıştığım bir yer yok çünkü. Öyle bile olsa her yer o kadar yakın ki.

Vicdan azabı duysam da iyi hissetmeye başladım yeniden.
Üçüncü girişimimde de azimle başladığım biçki-dikiş -ki aslında isminin bu olup olmadığından da emin değilim artık çünkü moda tasarımı diyen de var, hazır giyim diyen de- derslerim iyi gidiyor. Diktiklerimi daha ilk günden öğretmene göstermeye cesaret edebildim. Öğretmenim önce model olarak ne kullandığımı sordu. Ne modeli? Model kullanmıyorum. Kalıp? Yok, kalıp da yok. Öğretmenim metre yok, sabun yok, mezura yok, sadece makas ve ben varız :) Bir de elde dikiyorum, makineye hükmetmeyi henüz başarabilmiş değilim. Ne, bu el dikişi mi, Evet el dikişi, bu da mı? Evet o da, Hepsi el dikişi. Dikişleri daha yakından inceleyen öğretmen diktiklerimi başka kıyafetleri bozup eğer gerçekten kalıp, model kullanmadan el dikişiyle yaptıysam benim doğuştan bir yetenek olduğumu söyledi :) Ben onun yalancısıyım.. Benim yaptığım dikiş tekniğinin adı 'oygulama' imiş ve sesiber'in de belirttiği üzere çok değerli bir teknikmiş. Her konuda sabırsız, sakar ve yeteneksiz olduğumu iddia etmekten artık vaz geçmem gerektiğini düşündüren bu sözleri duymak beni fazlasıyla mutlu etti. Amerika'yı yeniden keşfetmiyorum ben ama sanırım artık en azından dikiş konusunda kendime haksızlık etmemem gerekiyor.
Uzun kollu, güllü, dallı, incecik kumaşlı bir tuniğim vardı. Kumaşı sıcak iklimler için ideal ve Fethiye'ye geldiğimden beri o sıcaklarda incecik penyeler bile beni çok rahatsız edince tuniğimi kısa kollu bir şeye çevirmeye karar verdim. Ama ne oldu; tuniği değil ama tuniğin kollarından yine parçalar ekleyerek bir bluz diktim. Tuniğin bedeni ile ise hala ilgilenmekteyim. Yakasına farklı bir şey yapmak istediğim içindir ki bisikletimizin frenine bir hobicinin ancak 'cennet' olarak adlandırabileceği meşhur Mehmet amca yüncüsünde bastık. Beyaz bir tülbent parçası da görür işimi. Düşündüğüm gibi olmasını çok istiyorum..
Fatmagül'ün Suçu Ne?' adlı kasvetten koptum da geldim bloğa. Tecavüze uğradığı yetmezmiş gibi bir de suçlanıyor olmak, o travmanın üzerine sanki kendi başına da gelebileceğini düşünmeden davranan, yardım eli uzatma sıcaklığından uzak insanların acımasızlığına göğüs germeye çalışmak.. İçim şişti, midem bulandı. Kimin tecavüz sahnesi daha iyiydi gibi abesle iştigal çiş yarıştıranları da kınadım. Bu kadar sıradan yani bu olay? Dizi, altı üstü dizi; hayır değil. Tecavüze uğradığı için yalnız kalıp intihar etsin diye ahırlara kapatılan kadınlar, kızlar var bu ülkede :( Tecavüz sahnesinin 'iyi'si mi olurmuş! Tecavüze uğradığını kendi içinde yaşayan, anlatamayan kadınların hatta erkeklerin, çocukların ne hissettiği kimsenin umurunda değil anlaşılan? İnsana yapılmış büyük bir haksızlık bu. Söylene söylene bir hal oldum. Sinirlerim bozuldu. Nasıl yani; hem mağdur ol, hayatının her anında seni gölge gibi izleyen böyle bir travma yaşa, sözlü, sözsüz, davranışlarla suçlamalara maruz kal. Kimse bilmese de olur; utanç içinde kal.. Diziyi her an bırakabilirim. Dizi dizi; adı üstünde dizi dizi, nereye kadar?

Ay iyice şiştim.
Gelelim bluzuma. Tuniğin kollarını çıkardım. Omuz kısmı aşağıya gelecek biçimde, ucunu üçgen keserek bedeni oluşturdum. Eğer bir kaç beden daha ince olsaydım :D -ki hiç istemezdim, kadın dediğin az etlice olmalı :)- kenarlara parça koymadan da kotarılırdı bu iş; hem daha şık, hem daha kolay olurdu. Zorlandım çünkü parça kumaşları birbirine denk getirmeye çalışmak biraz zahmetli. Omuzlara kumaş yetmediğinden sorunu üzerlerine yaprak yeşili düğme diktiğim iki britle çözdüm. Sonra da giydim :)










Bu akşam daha önce yayınladığım bluzlarıma yapılan benim için çok değerli yorumlara 'yorum yorumları' başlığında yanıt verecektim ama yorum servisi ne yazık ki çalışmıyor :( Dikiş konusunda beni yüreklendiren, destek olan bütün arkadaşlarıma 'şimdilik' blog yazısında teşekkür ediyorum.

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails