10 Ocak 2010 Pazar

BİZ; EN SAF SEVGİ..








Bu çocuk beni mutlu ediyor.
İnsan tavırları üzerine olan kafa bozukluğum ilk etkisini yitirmiş de olsa, onarımı zor ve hatta zaman zaman mümkünsüz kalp kırıklığım 'mantık boyutunda' sürüyor.
Kırılınca hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ya da hadi biraz yumuşatalım; çok az şeyin eskisi gibi olacağını biliyorum.
Birileri: Umursama.
Gülen: Neden?? Umursamayınca o şey olmamış mı oluyor? Umursamayınca zaten değer vermemişsin demektir ama ben değer veriyorum.. Ben umursamaya devam edeceğim çünkü sevmeyi biliyorum..
Yanılmamanız, hani olur ya yanılırsanız da hayal kırıklığınızın değerlendirmede 'bütünü' nasıl algıladığınızı etkileyecek derecede olmamasını diliyorum..
Hele benim gibiyseniz sevmek hiç zor değil çünkü..
Her sevdiğin insan yanılmaya, hayal kırıklığına açık bir kapıdır..
Bugün arkadaşlarımı görmeye gittik..
Arkası yarın..
Sevgiyle; benim sevgimle; BİR PARÇA SEVİLMEK UĞRUNA KENDİNDEN VAZGEÇMEYENLERE..

7 Ocak 2010 Perşembe

SİD'İN AKLINDAN GEÇENLER.. SİD KİM? BEN :D

Yeni yıla girmeye 30 dakika kala, yani 23.30da beni bir başıma bırakıp uyumaya giden ev insanları ertesi sabah erkenden uyanıp ailenin diğer fertlerinin kahvaltı için toplandıkları babaevine son katılımcılar olarak gittiklerinden beri benim adım 'SiD'; hani Buz Devri serisinin ilkinde göç ederken ailesi tarafından uyurken ağaca bağlanan, kendilerini izlemesin diye de ayak izlerini çalılarla sildikleri SiD :D O sabah o kadar derin ve içten (!) uyuyormuşum ki beni uyandırmaya kıyamamışlarmış :) Kendime gelebildiğimde evdeki her saat 14.00 gösteriyordu; doğru olabilme ihtimali yüksek bu düşünce ittirmesine karşın yine de benim adım SiD :D
Kahvaltı masasındaki boşluğum doldurulamamış :) Neyse ki kayınvalidesinin Defdef'e 'Gülen'i neden getirmediniz, çok ayıp, o kız evde yalnız mı şimdi?' serzenişiyle teselli buldum :)
Yeni yıla nasıl girilirse bütün bir senenin öyle geçeceğin dair inanışa inat ben hiç yalnız kalmıyorum; yalnız kalmayı zaman zaman çok özlesem de o bir anlık istek bir anlık hevese dönüşüyor. Yalnız değilim, mutluyum.
Bugün, 'bugün bir kez daha anladım' dediğimi sanki unutmuşum gibi farksız ya da benzer cümleler kurduğum deneyimimin son günüydü. Sinir sistem düzenleyicisi kullanmadığımda nasıl olur düşüncemin ısrarlı tekrarı.. Başka sorunum yokmuş gibi defalardır ilaç kullanımını bir süreliğine bıraktığım her denememin aslında bir öncekinden çok da farklı olmadığını anlıyor ve ilk iki günü sonsuz kederde sonraki iki günü zamanlı zamansız ağlama krizleriyle geçirdikten sonra 'bir daha denemeyeceğim' düşüncesine eriştiğimde sil baştan düğmesine basıyorum hiçbir zaman alışamayacağım hüzün duygusuna yenilerek. Anladım; hayatımın bundan sonraki dönemini sanal olduğunu bildiğim ama kabullenmeyi istemediğim o gerçek dışı mutlu hisle geçireceğim. Aslında eğlenceli biriyim, çok da neşeli ama hala inanmadığım, kesin bir reddedişle karşısında durduğum acıtan gerçeğin kederine dayanmayı başaramıyorum. Özlüyorum ve hafifletici bir duyguyla da uzaktan yakından tanışıklığım yok halihazırda.

Öğleden sonra cam silerken denize nazır lojman katından gök mavsinin deniz mavisiyle oynaşı takıldı gözüme. Daha bir kapak silmişken bırakıverdim bezleri olduğu yere. İndim sahile. Bir ayı geçkindir buradayım ama efordan geçtim; ne sahile ne kendime; ne sahildeki bana zamanım vardı. Elimde artık yapışık yaşadığım fotoğraf makinesiyle oturdum bir banka :) Çekmesem olmaz :P Beceremiyorum bu işi ama yılmıyorum da :D Bir ara ayağa kalkıp iyice yaklaştığımda denize düşeceğimi hissedecek kadar başım döndü. Düşüyorum sandım. Co-pilotluğunu yaptığım Metin abinin, sayesinde Niva jeeple yarı belimize kadar Ankara çayına batarken iki paket sigarayı eline alıp sudan uzak tutmaya çalıştığı görüntü geldi aklıma. Jeepin içindeyiz, batıyoruz, araçtan çıkamıyoruz, Metin abi sigaraları kurtarmaya çalışıyor! O zaman değil ama şimdi gülerek anlattığım bir sahne :) Grubun keçi adamı İsmail ve arkadaş kuzeni kontenjanından askerliğini SAT olarak yapan ve o gün rastlantı aramızda bulunan o çocuk olmasaydı o pek değerli sigaralarla gömerlerdi artık Metin abi ve beni. Ben de bugün denize düşme tehlikesi yaşarken tutma halkasını bileğime geçirdiğim fotoğraf makinesini bileğimden çıkarıp yere koyma planları yaptım o bir dakika içinde :) Haklıymış Metin abi :) O gibi durumlarda kişinin değer verdiği eşya değerini hala koruyor olabiliyormuş :) Ne gündü ama; 'Abi sola direk' dediğim halde ille de sağdan diye tutturduğu için kurtarıldıktan sonra bir güzel atıştık Metin abiyle :) Araç ciddi anlamda hasar gördüğü için; hani ben de pilotunu yalnız bırakmayan ka faktör ya, Ankara'ya içi yarısına kadar su dolu ve doğal olarak yanmayan farlarla döndük :) Allah'tan diğer araçlar bizi aralarına aldılar da güvenle tamamladık yolumuzu. A bir de Dolunay'la sol ön tekerin kitlemesi maceram var, onu da bir ara çıkarırız aradan; aman eksik kalmasın P Sonraki günlerde Metin abi arabasını ve kafasını (!) toplayamayınca ben de ka faktör olarak anlamsız kaldım :) Böyle bir co-pilota kim birlikte yarışmayı teklif eder ki?? Pilotunu çaya batıran ka faktöre çıktı adım :) Ha bir de o günden aklımda kalan, off-road grubunun ben ve sürekli siyah jean giyen üyesi-her şeyi İsmail (13.kare) hariç herkes gece de konakladığımız için kamuflaj pantolon giymiş, ben de onlarla bayat bir espriyle 'Kızılay marka mı?' diye dalgamı geçip durmuştum. E ben suya batıp da sırılsıklam olunca çantadan bir kamuflaj da bana çıkmasın mı? Kös kös bir giyişim vardı ki kamuflajı :) Ne güzel bir gündü o; şimdi düşünüyorum da çaya batışımız bile..













Erdim saymadığım aralar verdiği eğitim öğretim yılına bugün kaldığı yerden başladı. Allerjik astma için aldığı aşı tedavisi için okula almaya gittiğimizde eşofmanının paçası sökülmüş, kar beyazı penyesinde çeşitli yiyecek lekeleriyle bulduk onu :) O kadar sevimliydi ki muhabbete müebbet kuşumuz, sarılıp öptüm de öptüm :) Artık gayet samimi ilişkiler geliştirdiğimiz Özel Marmara Hastanesi'ne giderken aldığımız ve aşı sonrasını reaksiyon olup olmadığını beklemek için geçirdiğimiz zaman içinde yiyeceğimiz simitler 'ay ne yesek' diye düşünen hemşire ablalarımız ve doktorumuz tarafından pek rağbet gördü :) Doktor odasından hemşire odasına kadar iz bırakmak için serpiştirilmiş izlenimi veren susam tanelerini görüp yerleri silmeye girişen ablamız 'Erdiiii dökmüşsün yine' dediğinde Erdim 'ben değil hemşireler döktü' deyip driplingine devam eden basketbolcular gibi fake atarak sıyrılıverdi aradan. Ha bir de tam hastaneden çıkarken Erdim mutlaka birinci kata damacanadan su içmeye çıkar :) Unuttuysa bile mutlaka geri döner :) Hastaneden sonra ufak alış veriş için gittiğimiz markette Erdim'le rafları talan ederken Defdef'in bizi tanımazlıktan gelmesine bir anlam veremedim. Bizden ileride bize ciddi ciddi bakıp dururken yanıma yaklaşıp diliyle dişinin arasında 'Gülen dışarı daha fazla çıkmalısın' diye bir cümle kurduğunu da duyar gibi oldum.
Akşam Erdim yakın gözlüğümle laptop başındayken fotoğraflarımı çekmek istedi. Ben dünden hazır, bayılıyorum fotoğrafım çekilsin, en az fotoğraf çekmeyi sevdiğim kadar. Üstüm başım 'ev hali'ndeyken bile kimin umurunda; benim değil :) ama biri vardı hani, burnunu gardrobuma kadar sokan biri. Net değil de sanki öyle bir olay hatırlıyor gibiyim, şimdi bu fotoğrafları görüp darılmasın sakın :P

Pembe gözlüğüm :) Ben bu yakın gözlüğüyle uzağı da görüyorum sanki? Olabilir mi? Dahası çocukluğumdan beri göz sorunları yaşadığımdan sanırım, ben bu gözlüğü kullanmaya başladığımdan beri hiç görmediğimi fark ettim.. Göz muayenelerim hep 'bir de dr. vs görsün' şeklinde bilinmezliklerin anlamlandırılamadığı sahnelerle geçmiştir. Dr. anlayamıyorsa ben nasıl anlayım, değil mi ama :P Fotoğrafları görünce Hakan kilo aldığımı söyledi, inkar edemedim :D Sadece 'kilo alabildiği kadar verebilen de bir bünyeye sahibim. Bir aylık işi var, dönünce başlarım yine pilatese' şeklinde bir cümleyle susturdum onu :D
Bir de şu emekli maaşlarına yapılan zamlar. Hiç kimsenin sevinmediğini, bu zamları hükümetin artı (!) hanesine yazmayacağını umuyorum. O zamlar elektrik, doğalgaz, akaryakıt ki dolayısıyla başta toplu taşım olmak üzere aklımıza gelebilecek bütün ihtiyaç maddelerine gelen zamlarla fazlasıyla; hem de bir ay öncesinden daha ceplere girmeden geri alındı. Kronik yeni yıla girme çılgınlığımız süreci içinde çaktırmadan usulcacık yapılan zamlarla maaşlara gelen zamlar arasında bir aya yakın zaman var. Emekliye yapılan zam ay bakımından 1000-0 yenik yani. Hem böyle ahım şahım bir zammış gibi çıkıp kendisi açıklamaz mı; elektrik, doğalgaz ve diğer zamları neden enerji ve diğer bakanlar açıkladı? Sanki bu ülkenin konuyla ilgili bakanı yokmuş gibi emekliye zam neden Başbakan tarafından açıklandı? Sakız al ekonomiye can ver diye komedilere unsur olmuş reklamları siz döndürmüyor musunuz; verin emekliye, çalışana insan gibi yaşayacakları parayı; bakın bakalım insanlar ekonomiye nasıl can veriyor?? Sakızla ekonomiye can verildiği nerede görülmüş? Sakızla can verilecek ekonomi anca can çekişir. Ali abim anlatsana şu meseleyi??

Sabahtan Defdef'in dr. randevusu var, sonra kumaş almak için pazara gideceğiz :) Kumaşları ne mi yapacağız?? Nalan ablaaaaaa, kumaşları ne yapacaktık biz??

Hepinizi seviyorum :) Ha öpüyorum da :)
Kopyala yapıştır yapamadığım ve dolayısıyla bu yazıyı riske atmamak için kaydı yayımladıktan sonra kayıt üzerine fotoğraf ve yorum yorumları ekleyeceğim; malum bu laptopa yediği üçüncü formattan sonra explorerdan başkaca bir şey eklemek yüklemek feci biçimde ceza nedeni :)
DERİN'LERDEN, İZMİR'LERDEN GÜZELLİKLER YORUM YORUMLARI:
Kekik koku'm; bugün Erdim'in okuluna gelen bir veli beni görünce gülmeye başladı. Defdef'le karıştırdığını sandığım için tam açıklama yapacaktım ki o kişinin Defdef'i tanımadığını anladım. Meğer bloğumu okurmuş :) O kadar mutlu oldum ki benim hiç tanımadığım bir kişinin benim hakkımda bir çok şey biliyor olması çok değişik geldi bana :) Karaladıklarımı okumya değer gören her insan sanki benden bir parça gibiymiş, bugün bir kez daha anladım bunu :) Teşekkürler.. Arkadaşım Derin'in çizdiği resmi anlattı bana :) İnce bacaklı, balon etekli sevimli kızı çok beğenmiş :) Özellikle iletmemi istedi. Bense hala çocuk sevincindeyim, hala nasıl teşekkür edeceğimin bilinmezliğindeyim. Hele o saks mavisinin bütün güzelliğindeki gülleri de senin yaptığını öğrendiğimden beri mutfak ve dikişteki kekik kokuma hayranlığım bir kez daha arttı. Hani Hakan senin için 'Gülen o kekleri, pastaları o yapmamıştır, pastaneden almıştır' diyor ya :) ama nazarım mı değdi yoksa, neler oluyor; yoksa mutfakta başka biri mi var? Ama merak etme, geçer. Benim hep yaşadığım şey :P
Bu arada senin de yazarlarından olduğun Tuz Biber Dergisi'nden yeni haberdar olduğum için sana çok teşekkür ederim! Aşkolsun; ne kadar zamandır tanışıyoruz, hadi ben dikkatsiz biriyim de bugüne kadar söylenmez mi hiç?? Yemek tariflerine, yemek dergilerine tok karna bakarken acıkan kişiliğime karşın derginizin abonesi olacağım :) Sana ve tatlı, düşünceli kızına yine teşekkürler..
Nunu'm; geçemedim senin oralardan ne zamandır. En son incilerle bezeli, kırmızı urbalı noel babanın huzurlarda arz-ı endam sergilediği nefes kesici yeni yılın ilk saatlerine uzanması muhtemel güzel bir masa gördüm. Ne yeni yıl kutlaması ne başka bir şey yazabildim bu ara sana :( Başım kalabalık, aklım dağınık, sizleri görünce karnım aç :D Güzel dileklerin için candan teşekkürler. Ben de senin yeni yılını ilk sırada sağlık olmak üzere mutluluk, başarı dileklerimle
rötarlı da olsa kutluyorum.
Funda'm; canımsın sağol. Fotoğraftan tam anlayamadımsa da yakışmış görünüyor, bence yakışmış :) Yakışmadığını düşünseydim ki kesinlikle bu konuda güvenilir bir merci olmadığım halde kesinlikle söylerdim. Ben kızıl severim :) Yarın arasam ama iş kadınısın sen artık. Zamanlı zamansız aranmaz :) Senin için o kadar mutluyum ki..
Bizimgibiler'im, canım; yok! Son cümle gibisi var mı? Yok! 'insanın hediye vermeye değer bulduğu arkadaşlarının çok olması gibi güzel bir şey var mı?' Bu mu telefonda o tarif ettiğin cümle modeli? Ben bu cümlenin üstüne söz söylersem taş kesilirim olduğum yerde. Ben bu yılbaşında bırak hediye göndermeyi, kart bile atamadım :( ama niyetim niyet, üç ay bile geçse o kartlar atılacak :) Yarına kaldı bizim kuru-pilav :P
Nazan; aynı dileklerle ben de senin yeni yılını kutluyorum. Teşekkürlük bir şey yok. Sevgiler..
çelebi'm, saks mavisi prensesliği kartına çingene güzelliğini de ekleyenim; çok teşekkür ediyorum. Sen de hediyelerini güle güle mutlulukla kullan. Hepsi de; aldıkların da verdiklerin de hepsi birbirinden güzel :)
Nalan ablam; iki satırlık şiir mi olurmuş? bari dört dize dizseydin ablam? Yine vaz geçmezsem, bir aksilik olmazsa haftaya cuma sendeyim :) Artık pilatese birlikte mi başlarız, ot omletiyle mi açarız günü bilemem :) Seni çok özledim :( Az kaldı, yettim :)
DAKKASINA SATARIZ :) YEŞİL ÇORAP YORUM YORUMLARI:
Sem'im; sattık, üzerinden kaç gün geçti hem de :) Ben halihazırda 2010 tarihi atabileceğim bir belgeyle işim olmadığı için 2010a girmişliğimi sanal olarak nitelendiriyorum :) Sağlıkla ilgili dileklerin kadar değerlisi var mı? Yok. Evinizdeki güzellikler için sonsuz derecede mutluyum. Güzel dileklerin için çok teşekkür ediyorum. Biz de Efe'yle Berke'den birer ısırık aldık iyi mi? Ay pek tatlılarmış mmmm. :) Yedik, ısırdık ana bitti bizim çocuklar :))) Kız biz bunları neden yedik şimdi :))))
banuca'm; ne kadar mahcupsam o kadar da üzgünüm :( Ne kadar haklıysan o kadar berbat durumdayım :( Ben de sana
Bir gece ansızın gelebilirim.
Beni bekliyorsan ve uyumamışsan,
Sevinçten kapında ölebilirim.
diyorum.. Hatta bir de
Benim hala umudum var (MFÖ) diye de ekliyorum.
Takvimler uymadı :( Çok üzgünüm ama dur bakalım, benim ipimle kuyuya inilmez. Haftaya döneceğim diyorum ama her an bu bilet değişmeli diyebilirim :)
Nesrin'im; senin de yeni yılın kutlu olsun. Sağlıklı, mutlu, bereketli bir yıl olsun tüm istemeyi bilenler için.
Bizimgibiler'im; ye, çok zevki oluyor Erdim'i yemesi. Biz neden severken hep yerim ben seni diyoruz :))))) Bir an çok komik geldi, sanki sevdiğimiz her şeyi yiyormuşuz gibi ya da yediğimiz her şeyi sevdiğimiz için yiyormuşuz gibi. Hay Allah ya; gece gece :) (04.07) Erdim çok incedir, ileride de aynı jesti kızlara da uygularsa kendi açısından çok iyi olur. Kadın ruhunu çözmek erkeklerin yararına olan bir şeydir; hayat vıdı vıdı dinlemekle geçer mi hiç :P
İltifatların için çok teşekkür ederim diyeceğim ama çok samimiyetsizmiş gibi olacak. O zaman diyelim ki kişinin elektriği tutunca aradığı arkadaşlığı bulduğu için mutlu oluyor ve sevip seviliyor. Bendeki sen, sendeki ben gibi.. Ben de seni çok seviyorum. Bunları yazarken de gülümsüyorum :)
Mavianne'm; Erdim üç yaşındayken babasına 'fırından yeni çıkmış ekmek gibisin' demişti. Biz de 'nasıl yani?' diye sormuştuk. Erdim cümlesini başa alıp şöyle tamamlamıştı; 'fırından çıkan ekmek gibisin, sımsıcak' bir baba evladından bu sözü duyduğunda ne hissederse senin sözlerin de aynı duygulu etkiyi yarattı. Beni mutlu ettiğin için çok teşekkür ediyorum. Yeni yıl sana, evlatların, eşin, sevdiklerin ve tarafından sevildiklerine sağlık, mutluluk ve bereket versin.
Cansu'm, al sana tatlı, bıcır bıcır bir insan daha. Yeniden buralarda olduğun için mutluyum, temiz ve sıcak kız Cansu'm her şey için sonsuz teşekkür ediyorum. Aslında bunları duymak hem hoşuma gidiyor hem de utandırıyor beni. Çok iyi birisin sen. Seninle tanışmamızdan duyduğum mutluluğu nasıl anlatsam ki??
Urfa fotoğraflarını bekliyoruz.

2 Ocak 2010 Cumartesi

DERİN'LERDEN, iZMİR'LERDEN GÜZELLİKLER :)

Postacı kapıyı iki kez çalar. Hayır, hiç öyle olmadı :) Dün postacı kapıyı beş on kez çaldı. Halsiz marazlı ikizler 'istifimi bozmazsam o açar' diye hain bir sessizlikte birbirinin aklından geçeni adları gibi bilip çalan kapı zilini biri diğerine paslarken kendimi alel acele kanepeden ayağa fırlatmama neden olan posta beklentim geldi aklıma.. Fırlatma anından 'aha posta' diye bağırırken kanepeden düştüğüm kısmını siz bilmesenizde olur :D
Eski binaları hep sevmişimdir, daha bir samimi, alçakgönüllü gelir bana. Eski bina ya, giriş kapısı otomatı çalışmıyor. Postacıyı kaçırmamak için saç baş pelme perişan, spor ayakkabılarımın arkasına basıp asansörle aşağı indim. Bir iki saat sonra sağ el serçe parmağımı sıkıştıracağım iki kapıdan biri olan demirden kapıyı zorlukla açtım ki beklediğim postanın aslında bir kargo paketi olduğunu gördüm. Oysa ben kargo değil, yeni yıl kutlama kartı bekliyordum.. Kurye beni şöyle bir süzdükten sonra kimlik sormadan alındı belgesine imza attırıp kargoyu elime tutuşturduğu gibi kaçarcasına gitti. Dönüş yolunda asansördeki aynada kuryenin bir an önce kaçma telaşının ne kadar da anlamlı olduğunu gördüm:D O halimle saldırıya uğramış kadın tiplemesi çiziyordu tipim :D Saldırıya uğrarken kapı çalmış, gidip açmışım, döndüğümde de saldırıya maruz kalmaya kaldığım yerden devam edecek gibiydim :D Postacı kesin 'şahit yazarlar, durma kaç' dedi kendi kendine :D Ama ben o kadar yorgun ve hasta hissediyordum ki dün..

Sağlıkla ilgili sıkıntılar bakımından bereketli günlerimden birinde tanımıştım onu. Beni bir Amazon kadınına benzetmesi, dışarıdan bakıldığında algılandığım şeklimin bir Amazon kadını kadar savaşçı, mücadeleci, zaman zaman başına buyruk, kendinden emin ve kendine güvenen biri gibi görünmekten dolayı sonsuz mutluluğuma neden olan bu benzetme ayrıca beni çok onurlandırmıştı. Bloglar arası ziyaretlerle de düşünsel ve duygusal anlamda pek çok ortaklıklarımızın olduğunu anlayınca birbirimizi gönlümüzdeki arkadaş listelerimize eklemek için hiç beklemedik :)
Mutfak konusundaki becerilerinin yanı sıra, sistem ve düzene karşı aykırı duruşuyla da beni cezbeden, sözcüklerini birbiriyle harmanladığında bir şeyin en anlatılabilir halini ortaya koyabilen bu arkadaşım bana çok hoş bir sürpriz yaptı :)


Bir karttan fazlasını misafir eden zarfı her böyle andaki heyecanımla açtım. Açmamla birlikte minik bir elin çizdiği tatlı bir kızla karşılaştım :) Beyaz bir kağıda çizilmiş pembe çan etekli, uzun saçlı kız, elma yanakları ve ince bacaklarıyla çok şirin görünüyordu. Dedim ki 'benden iyi çiziyor' :) Kartın arkasında içtenliğinden asla şüphe edilmeyecek bir metinle arkadaşım tarafından yeni yılım kutlanıyordu. Gülen gözlü arkadaşım demiş bana; gülünce gözlerimin içi mi gülüyor yoksa benim :) Eğer öyleyse ben başarmışım demektir :) O koca kalpli kızın minik ellerinden çıkan resimli güzel kartı ömrümün sonuna kadar saklayacağım.
Zarfın içinde kendileriyle ilgilenmemi beklemeye devam eden kalabalığa gelmişti sıra.. Zarfı boşalttığımda beni çok şaşırtan çok ince bir jestle karşılaştım. Blog ziyaretlerim sırasında arkadaşımın becerilerini sadece mutfakta konuşturmadığına tanık olmuştum ama o güzellikleri benimle paylaşacağı hiç aklıma gelmemişti. Sadece kart almış olsaydım da sevincim en az o anki kadar olurdu olmasına da, kardeşim bu peçete halkaları da ileri derecede şık ve zarifler. Yalan mı söyleyim yani; karta ayrı, peçete halkalarına ayrı mutlu oldum :) Hem kart atma konusundaki ince düşüncesine hem de yeni peçete halkalarıma hayran kaldım :)



Düşünceli, zarif ve hassas arkadaşım , kekik kokum ve onun tatlı kızı DERİN; beni bu kadar mutlu ettiğiniz için size kalbimin sıcaklığında teşekkür ediyorum.
Hep iyi insanlarla karşılaştığım blog camiasının tatlı insanları; burada tanıştığınız arkadaşlar bakımından en az ben kadar isabetli, şanslı ve sonuçtan mutlu olmanızı diliyorum..
Not: Kart yazma işi çarşamba gününe kadar benim de gündem maddemdi ama Erdim'in sağlık sorunları nedeniyle bu iş için ne zaman ayırabildim ne de zaten de harcayabileceğim efora sahiptim :( İkinci, üçüncü, ne bileyim sekizinci, olmadı onbirinci aylarda bile olsa benden yeni yıl kutlma kartı alırsanız şoka girmeyin :) Girerseniz de fazla kalmayın, hemen çıkın :P
Öptüm ve gittim :)

1 Ocak 2010 Cuma

DAKKASINA SATARIZ :D YEŞİL ÇORAP :) YORUM YORUMLARI

Girdik 2010'a. 00.00 itibarıyla dakkasına sattık eski yılı :D Bu dakika itibarıyle artık o eski yıl oldu. Girdik yeni yıla da hani ne oldu :P Değişen ne var :P Hatırlatırım, seneye bu zamanlar eski yıla yaptığımız muameleyi şu an yeni yıl dediğimiz zaman dilimine de yapacağız. Bütün eski yıllar toplanıp bizim ne kadar nankör olduğumuzu konuşmuyorlarsa ben de neyim :))))))
2010'un ilk dakikalarına çok özlediğim, tarafından çok özlendiğimi umduğum Hakan'cığımla konuşarak dahil olduk. Deniz gören, deniz kokan oda camından gemilerden atılan işaret fişeklerini anlattı bana. Körfez gemilerinden hareket yok :( Yarın gemileri şikayete gideceğim.
Ey Körfez'in yük almak için sıra bekleyen emektar gemileri hepiniz bir olup hiç değilse bir fişek atsaydınız da gözümüz gönlümüz açılsaydı,fena mı olurdu hani? Çok uzaklarda bir yerde havada parlayıp sönen ışık oyunlarını fark ettiğimde 'siz işaret fişeğiyle oyalanın; ben UFO gördüm' dedim Hakan'a. Daha dikkatli bakınca o ışıkların Kocaeli merkezde atılan havai fişek gösterisine ait görüntüler olduğunu anladım. Bunu da saf gibi Hakan'a söylemiş bulundum. Onun konuşlandığı koordinattan üç ayrı havai fişek gösterisi aynı anda izlenebiliyormuş meğer. Rezil oldum!

Dünkü fotoğraf macerası sırasında aldığım ama almadığımı sandığım güneş soğuğu akşamdan İstanbul boğazının en yakın iki kıyısı kadar yaklaştırdı boğazımı birbirine.. Yutkunmak, konuşmak eziyet haline gelince uyumaya yardımcı bir hap yuvarlayıverdim. Sonra da mel mel bakınırken uyuyarak geçirdim bütün günü. Sedef'in de baş ağrısı tuttu mu :( Ses etmeden o bir kanepede, ben diğerinde arada inildeyerek yattık :) O kadar halsizdik ki bir ara ufak alış veriş için 'kim gitsin' çekilişi yapmak zounda kaldık. Her çıkan sonuca çekilişi kazanan (!) mağdur kişi itiraz edince üçümüz birden çıktık :))) Döndüğümüzde sağ el serçe parmağımı asansör kapısıyla lojmanın girişindeki ağır metal kapısı arasına sıkıştırdım. Yani bir kapı ve onun gövdesi değil; iki ayrı kapı arasında kaldı parmağım. Kapıyı biraz daha sert çekseydim parmağım orada kalabilirdi :/ Sedef sakarlığıma ilişkin 'Gülen parmağın bu biçimde kopsaydı biz bunu kimseye açıklayamazdık :)))' dedi. E haklı, ağlarken gülmeye başladım :) Biraz kan kaybederek geçiştirdim olayı.
Hiçbir özelliği olmadığını kabul etsem de yine de bekliyor insan; 23.30da uyumaya giden bir grup ev insanın yoksunluğunda girdim 2010a. Yeni yıla nasıl girersen hep öyle olurmuş hesabına dayandırırsam durumu, koca bir yılı yalnız mı geçireceğim ben şimdi yani?? Kesinlikle kabul etmiyorum.

Dün öyle bir şey oldu ki dün yazmak istemedim; arada kaynasın istemedim.
Aşıdan sonra gittiğimiz alış veriş merkezinde Erdim bütün derdi, tasası oyuncak reyonunda
oyuncakları incelerken biz de Ferimex isimli firmanın organik kumaştan yapılan çamaşır koleksiyonunu gözden geçiriyorduk. Dikkatinizi çekerse bakmadan geçmeyin, ürünler gerçek organik malzemeden üretilmiş ve yumuşacıklar.. Derken Sedef karanlıkta araba kullanamadığından karanlığa kalmamak için alış veriş merkezinden ayrılma zamanının geldiğini fark ettik. Alış verişsiz çıkışa yöneldiğimizde Erdim kasalardan birini göstererek ısrarla oradan geçmek istediğini söyledi. İkna yeteneklerimizin yetersizliğinden midir yoksa Erdim'in 'tutturma' konusundaki yeteneğinden midir bilinmez daha fazla karşı koyamadık ve Erdim'in bir adım bile uzaklaşmaya yanaşmadan önünde durduğu kasaya yöneldik. Ben tam güzel kasiyere 'alış verişsiz geçmemize izin vermeniz mümkün mü?' diyecekken Erdim'in cebinden çıkardığı yeşil (!) bir şeyi kasaya bıraktığını gördüm. O yeşil şeyin gözlerimde çorap olarak şekillenmesi fazla zaman almadı. 'Bu ne oğlum?' dedim. 'Sana yeni yıl hediyesi teyze' cevabını duyduğum an hayatımın en güzel anıydı. Duygularımın tarifini zor yaptığım anlar vardır. Dünyanın bütün dillerindeki sözcükler toplaşıp bir araya gelse benim o anki duygularımı anlatabilecek cümleyi bir araya getiremezler.. İşte o anlardan biriydi yaşadığım. Hissettiğim en derin sevgi, temiz, anlatılması mümkünsüz, özden..
Parasını ödediği çorabı beni öperek verdi; 'yeni yılın kutlu olsun teyze!' Hala etkisi altında olduğum bu jest hayatım boyunca beni mutlu etmeye yetecek incelikte :)



Neden çorap; burada kendime bakabilecek zamana sahip değilim, kendimle ilgilenecek zamanım kaldığında da enerjim ve isteğim olmuyor çok zaman :) İşte böyle anlardan birinde birbirini tanıyan bir çift çorap bulamamış ve şakacıktan söylene söylene, durumu eğlenceli bir olaymış gibi gösterme çabasında birbirinden bağımsız, eşlerinden ayrı düşmüş çorapları geçirivermiştim ayacıklarıma :) Erdim bana çorap almayı işte o zaman koymuş kafasına :) Canım benim.
Rengi neden yeşil; hem de bu (!) yeşil :)))))) anlayamamış olmakla birlikte onun çocuk kalbi rengi zevkine olan hayranlığımdan çok sevdiğim çoraplarımı ayağımdan hiç çıkarmıyorum :) Eşsiz kalmasınlar diye lastiklerine çıt çıt dikeceğim :) Ya birlikte ya hiç :)
Çok şanslıyım ben :) Beni bu kadar seven bir yeğene sahip olduğum için ben çok şanslı bir teyzeyim; aslında Erdim için hiç 'yeğen' sözcüğünü kullanmamıştım; ne kadar garip geldi şu an. O bizim oğlumuz :) Nasıl ayrılacağımızı düşündükçe ürperiyorum :( Umarım bu kez daha az acı çekeriz :(

Yorum yorumlarım;
embir'im; senin de yeni yılın kutlu olsun. Sağlık, mutluluk peşinden gelsin. Ankara'ya geldiğimde bu kez görüşürüz artık :)

Bahar'ım; evet yaşama sevinci için sönmek üzere olan kora üflüyor Erdim bir körük gibi. Ben ve Sedef Erdim'le bir daha doğduk. O bizim hayat ışığımız, enerjimiz, mutluluk kaynağımız. Kendimi sevgi kazanına düşmüş bir parça çikolata gibi hissediyorum çok zaman :) Onun için hayallerimizi süsleyen tek şey onun mutlu olduğu sürece istediği işi yapması. İyi bir insan olsun, mutlu olsun; gerisi o kadar önemsiz ki. Kendi mutluluğu kadar başkalarının da mutlu olmasını istesin bir de..
Dileklerin için sonsuz teşekkürler :) Aynı dilekler burada senin için de dileniyor :)

Nurhan'ım; umarım hepimiz için iyi bir sene olur 2010. Sadece kendim için değil, ülkem için de iyi şeyler umuyorum ve bu ummaların hayalleri süsleyen dilekler olarak kalmamasını istiyorum. Açlık, yokluk, işsizliğin olmadığı bir ülke ve dünyaya açsın gözlerini yeni doğan bebekler.
Ben ve Sedef için sağlık açısından kötü bir yıldı. Umarım başta sağlık olmak üzere bütün dileklerimizin hareket bulduğu bir yıl olur bu sene. Ben de senin yeni yılını bir kez de buradan kutluyorum..

Bizimgibiler'im; :) gayet özensiz günler yaşıyorum :) Ne kendime ne üst başıma dikkat ettiğim günler bu günler ama kimin umurunda? Benim değil :) Pilatesin fayfasını da bir kez daha anlamış olduk böylece. Pilatese verdiğim mecburi ara gözlerden kaçmış olamaz. Demek ki neymiş; pilates iyi bir şeymiş. Demek ki neymiş; yapılası bir şeymiş. Gerçi geldiğimin ikinci günü botlarımın fermuarı kapanmamaya başladı. Burada şişiyorum sanki ben :) Konuya dönelim; önemli olanın kişisel mutluluklarımızın etkisi altına giren hayatların bizdeki yansıması :) Güneş altındaki bir merceğin otları tutuşturması gibi alev alev sıcak kalpler :) Patatesi öğlen yedik :) Akşama da Allah ne verdiyse :) Menüyü boş ver de sen'im ve Sem'imden ayrılmak nasıl koyduydu bana :( Yalnız gelmiş olsaydım kalırdım ben o gece :) Sen gibi becerikli ve zamanı tasarruflu kullanan birinin yemeksiz kalacağına hiç ihtimal vermediğimden dışarıdan yeme fikrinin sana gelen misafirler tarafından tecrübe edileceğini hiç sanmıyorum :) Sedef'e söylemesem ne olacak. Sedef okudu ve güldü :) Burada edindiğim iyi arkadaşlar onu sonsuz mutlu ediyor. Atla gel demişsin ya; atımı bağladığım barın önünden çaldılar! Hay bin kunduz :D Senin de yeni yılın güzel geçsin, hep ve çok mutlu ol. Kapkaracamdankelebek doğru söylemiş sen ben gibisin ya da ben sen gibi :)

Nefise'm, güzel güzel geçsin bu yıl, yoksa yarı yolda atarım kendimi aşağı :P Şaka bir yana bu geceden zamlar geldi :( Benzine 24 saat içinde iki zam geldi, iyi haberse doğalgazın ocak ayı içinde zam almayacak olmasıymış! Ki o da önemsiz; şu açılım meselesi oturum ağa kapatılıyor kıvamına bir gelseydi, daha da bir şey istemezdim.. Bir an önce yeni yıl sarhoşluğundan ayılıp bireysel muhalefetlerimize kaldığımız yerden devam etmeliyiz. Sağlık, mutluluk ve güzelliklerle geçmesini dilediğim bir yıl olsun senin için.

Sufi'm :)))) ne kadar umutlandım :) Ne güzel, hoş dilekler bunlar. Kanım kaynadı ha :) Ben aslında içinde özünde mutsuz biri değilim ama bu sene geçen senenin de ezikliğiyle hırpalayıcı geçti. Çok sarsıldığım zamanlar oldu. Üst üste gelen, biri diğerinin tetikleyicisi, kışkırtıcısı olan olaylar yordu beni. E insanız, yenişmiş hissetmek, bu hisle dolup taştığında pes etmek için içinde duyduğun derin duyguyu karşılıksız bırakmamak biz insanlar için geçerli.. Olur arada :)
Beni çok güldüren dileğinin hepimiz için gerçekleşmesini çok istiyorum. Sen de mutlu ol, 2010 sana da iyi gelsin.

Peri''m; tamam geliyorum :) Dur kızılcık sopamı da alayım ki üzdüğünde yorduğunda eğitim (!) maksatlı kullanayım sopamı 2010'a karşı :P İçimizdeki yaşama sevincinden vaz geçmediğimiz sürece hayatın kollarındayız. Dahil olabildiğimiz kadar değiştirebilirsek bizim için kötü olanları mutlu olmamak için nedenimiz yok. Bu sene o gücü geçen senekinden daha çok bulmayı umuyorum. Ülkem için isteklerimin gerçekleşmesi kendiminkilerden daha ç.ok mutlu edecek beni. Bak her şey daha güzel olacak diye geliyorum, olmasın bir yanlış :P Sen de sevdiklerin ve sevenlerinle birlikte sağlıklı, mutlu ol.

Nedret ablacığım; buradaki ziyaretim uzadı ve Ankara'daki oturumlara katılamadım :( Seni tanıma şansımı umarım kaybetmemişimdir. Güzel dilek ve iltifatın için sonu olmayan teşekkür ediyorum. Ben de yeni yılın sen ve birlikte olduğun kişilere sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum..

mailto:d@li :) yok anca beraber kanca beraber :) Geliyorum, hem teğet geçme sözü ne kadar irite edici durmuş orada da haberim yok :/ Düştüğüm yerde elimden tutan arkadaşlarımı bensiz; yani dertsiz bırakmayım bari :P Samimi yorumun için çok teşekkürler. Yeni yılda kendim için dilediklerimin aynısını senin için de diliyorum..

Gönüldenele'm; tatlı, iyi arkadaşım, beni dinlediğin her dakika için sen gibi bir arkadaşa sahip olduğum için ne kadar mutlu oluyorum biliyor musun? İyi kalbinden benim için geçen bütün dilekleri ben de senin için diliyorum. Her şeyin çok güzel olacağı bir yıl bizim olsun..

Çınar'ım; haftaya diye diye bir ayı geçti gelişim. Hazır buradayken yarı yıl tatilini de mi geçirseydim :P Az kaldı dönüyorum; her an 'çay koy Çınar'ım' diyen sesimi duyabilirsin telefonda. Senin de yeni yılın kutlu olsun, sen Merih abim ve Mert ve Alper'e sağlık ve mutluluklar getirsin.

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails