2 Nisan 2010 Cuma

HAREKETSİZ NİSAN BİR :)

1. kız: Kırmızı İspanyol çok katlı fırfırlı eteğinin kenarlarını kırmızı ojelerinin süslediği ince uzun narin parmaklarıyla hafifçe yukarı kaldırdı. Ojeleriyle aynı renk kırmızı rujunun çerçevelediği, kenarları yukarı kıvrık dolgun dudaklarının arasından görünen inci beyazındaki dişleriyle sessiz ol anlamına gelen 'şşşş' sesini çıkarırken iri siyah gözleri kocaman açılmıştı. Kuzguni, kendinden dalgalı siyah saçlarının arasına takılı kadife dokusundaki bordo gül melez rengi tenine çok yakışmıştı. Çıplak ayaklarının altı, uzun süre ayağına bir şey giymemiş olduğunun işareti kirlilikteydi. İnce ayak bileğinde kendi gibi yalancı güneş ışiğında parlayan metal pullarla işli halhalı, kendi çevresinde dans ederek gözden kaybolurken metalik sesler çıkardı. Bu kızın adı Yağar.

2. kız: Üzerinde, tazecik dallarında yeni tomurcuklanmış pembe çiçekler bezeli Japon bir elbise vardı. Aynı ton pembe ojeli parmaklarıyla poz verir gibi tuttuğu çimen yeşili galvaniz sulukla komşu bahçeye ekilen envai renkteki hercai menekşeleri suluyordu. Hafifçe kaldırdığı başında papatyalardan yapılmış gelin tacı yüzündeki sarı çillerle işbirliği yapıp ona sevimli bir kız havası vermişti. Yüzündeki inandırıcı gülüş güneş kadar ısıtırdı insanın içini. Bu kızın adı Bahar.

İspanyol etekli kız yalancının tekidir, o kadar yalancıdır ki adı da yalancı Bahar'dır ama bu son icraatından sonra, önünde ünvan olarak yalancı sıfatını barındıran Bahar olan ismini kendimle oybirliği yapıp Yağar'la değiştirdim. Öncü olarak her geldiğinde hiç aklımda yokken tesadüfen yakaladığım bir güvercinin son hamle bir kanat çırpmasıyla avucumdan kaçarkenki hali; son dört günü iklimsel anlamda kötü geçirmeme neden olan Yağar!
Geldin, yağmurunu bırakıp gittin. Bu kolum çok ağrıdı, şu kolum da ağrıdı ama daha az. Sağ kol ağrımdan inleyerek daldığım uykumdan ağrıyı hissettiğim için uyandım :( Kötüsün sen Yağar! Güneşin ilk bahar ışıklarında dans ederken kandırıkçı Yağar hanım; senin yüzünden az kalsın kışlıkları kaldırıp baharları çıkaracaktım sandıktan. Pazar günü çimenlerde yuvarlanırken havanın birden bozup ılıyan kemiklerime buzla kompres etkisi yaratması Yağar'a olan sitemimin tek nedeni değil aslında.

Komik Şiir :P (sözüm ona şiir)
Sabah Japon elbiseli mütevazi Bahar girdi camdan içeri.
Cam kenarında güneşlendirdim kendimi.
Camda kırılan güneş ısısıyla mayışarak gerinerek en sonunda kıvrılarak uyudum bir kedi gibi.
Acıyan kolumu güneşe tuttum, ısındım.
Bu duygudan çok hoşlandım.
Baharım hoş geldin.
Kal.
Hiç gitme..

Duygularım gibi vücudum da hafif güneşten hoşlanıyor :)

---
Nisan 1i kazasız, belasız atlattım derken Maviannem'in yazısını görünce inandım; neredeyse inanıyordum değil, bal gibi inandım. Yorumlardan gerekli veriyi almış olsam bile yine de 'acaba?' diye düşünüp üzüldüm; aslında başlığı görünce çok üzüldüm çünkü Mavianne'yi hanımefendiliği, duruşu, hayata bakışı ve diğer özelliklerinden dolayı çok seviyorum. Bu 1 Nisan, kimseye sonradan gülerek anlatacağı biçimde malzeme olmadan geçti gitti derken akşam saatlerinde Mavianne'min şakasını gerçek sandım :)
1 Nisan, yirmibeş sene önce tanıdığımdan beri çok sevdiğim, çok önemli, özel, film gibi, anlattığımda 'hadi canım' dedirtecek türden olaylar yaşadığımız bir arkadaşımın doğum günü. Bugün yine bed sesimle 'Mutlu Yıllar Nursel' isimli şarkıyı söyledim telefonda :)
Can'ın da doğum günü; Ona da Gülay soprano, ben bed ses tonunda 'Mutlu Yıllar Can' şarkısı yaptık. Can şu an Erzincan'da 'yaylalar yaylalar' türküsü eşliğinde vatani görevini yapıyor.
Can'ı çok seviyorum, ismi Can olan birine Can'ım demek acayip bir şey :)
Hem ismini söylemiş oluyorum hem bana aitsin der gibi :)
Canım Can'ım çabuk gel oğlum :)
Nursel'im ve Canım Can'ım doğum günleriniz kutlu olsun. Her gün mutlu olun..

Ben bu 1 Nisan'a hazırlıksız yakalandığım için şaka konusunda kısır kaldım ama zaten yaptıklarım ve davranışlarımla insanlara şaka mı, değil mi tereddütü yaşattığımdan fazla efor sarf etmeme gerek yok :P Çok uzun yıllar önce yaptığım bir şakanın sonucundan sonra da 1 Nisan şakası yapasım yok.

Kitap okumaya zaman ayırıyorum. Kitaba değil kendime zaman ayırmış oluyorum aslında. Zar Adam ve Olasılıksız. Koştur koştur peşinde sürüklendiğim bu iki kitabın kurgusu kusursuz. Zar Adam diyaloglarını çok komik buldum. Filme çekilse nasıl olur diye düşündüm ama Michael Ende Bitmeyecek Öykü'nün kitabından aldığım tadı film afişlerinde bulamadığımdaki hayal kırıklığı gelince aklıma, hemen vazgeçtim. Ya hayalini kendi kuracağım görüntüler eşliğinde okuyacağım kitabı ya kitabı okumadan başkasının hayal gücünün izlerini sürecek gözlerim..

Kitap demişken; bilmeyen kaldı mı, ben Hakan'ı internetten indirdim :) (download) :P Yeni tanıştığımız günlerde msnde kameradan gördüğü kitaplığımdaki kitaplara bakıp sormuştu:
Hakan: En son hangi kitabı okudun?
Gülen: Samsung el kamerasının kullanma kılavuzunu.

Mavi Kuş bebekleri için üç tulum ekledim kargoma. Kargomu kendim götüreceğim. Kırılacak eşya türünden olmadığı için içim rahat, en son Nalan abla ve Aytaç için Kocaeli'deki arkadaşlarımızdan birinin gönderdiği caanım hediyeleri getirirken yolda hiç ettiğimi düşündüğümde hala yüzüm kızarıyor :( Kargo taşımacılığı bakımından güvenilir biri değilim. Kırabilirim, unutabilirim, kendi eşyalarımı bile kaybedebilirim. Bir kaç gün önce fotoğraf makinesinin kılıfını içinde kart okuyucusuyla birlikte kaybedip kaybettiğimi anladıktan bir kaç dakika sonra da buldum :) O küçük çam ağacının dibine koyduğumu hatırlamıyorum bile :)

EVDE BOTOKS YAPIMI'na (aslında tam 1 nisan'lık yazıydı) olan yorumları yarın tek tek yanıtlamak istiyorum çünkü bu uzun bir anlatım olacak ama genel anlamda oksijen mucizesinin yaşam kalitesini ne kadar artırdığını ön başlık olarak şimdiden atmak istiyorum.
Yaklaşık bir senedir düzensizliğine az izin verdiğim pilates yapıyorum. Pilates beni sıkıntı ve stresimden arındırdığı gibi fiziki anlamda da istediğim gibi bir değişim geçirmemi sağladı. Pilates vücudu sıkılaştırıyor bu nedenle de tartı rakamlarının pek bir önemi yok diye en son Kocaeli'nde tartılmış ve döndükten sonra da bir daha tartılmak için teşebbüsde bile bulunmamıştım. Önceki gün tartıldım;


24 Ocaktan beri 10 kg. azalmışım :)

Pilatesle düştüğüm beden sayısı dört. Dört beden inceldim, iki cm. de uzun görünüyorum. Pilatesin olumlu etkilerinden yola çıkarak yüz yogası için de az çok aynı şeyleri düşünüyorum. Yüzümü ve vücudumu dinlenmiş, rahatlamış hissediyorum. Yaşadığım ağır travma, üzüntü ve kederimle, birlikte olduğum insanlara karşı olan sorumluluklarımı dengede ve hep aklımda tutmamı sağladığı, hayat acımı olabildiğince az aynı duygular eşliğinde geçirmeme neden olan nefes egzersizleri bütününe çok şey borçluyum. Hala ilk günkü kadar çok üzülüyor ve özlüyorum ama daha az acı çekiyorum sanki.

Çok uzun zamandan beri nasıl yapacağım hakkında bir fikir geliştiremediğim ama söylemeyi çok istediğim bir şey var. Bildiğim tek yolu deneyeceğim.
Beni izlemeye alan, okuyup yorum yapan, okuyup yorum yapmayan, üzüntü ve sevinçlerimi 'ben' gibi hisseden, soyağacında kardeş isimleri gibi isimlerimizin yanyana yazdığını düşündüğüm ismini bildiğim bilmediğim bütün arkadaşlarıma her şey için çok teşekkür ediyorum. Sizi sevme duygumu çok seviyorum..


Çimen çalışmalarım :P

SELEN, tatlı kız, ne zaman istersen gel.


29 Mart 2010 Pazartesi

EVDE BOTOKS UYGULAMASI

Alt ve üst geçitler olmak üzere, gözlerime giden çevre yollarında koyu renk halkalar mevcuttu. Halen kontrolü altında olduğum SLE hastalığı böbrek üstü bezlerindeki kılcal damarlarda su ve tuz tutulumu olarak adlandırıldığından beri göz çevrem sanki çok hastalıklı ya da uykusuzmuş izlenimi verir. Fiziki olarak kötü göründüğüme üzülmekten çok, o görüntü hastalık yıllarını, ruhsal acıları, katlanılması zor, ağrılı, insan üstü mücadelemi hatırlattığı için aynaya her baktığımda o günleri görürüm kendimde. Kırışıklarla derdim yok da; hatta şöyle hoş kırışıklıkları severim bile :) Geçenlerde son Fransa gezisi izlenimlerini de eklediği bir yazısında şu an ismini anımsayamadığım bir yazar özetle diyor ki; Fransız kadınları kırışıklıklarını büyük bir zerafet içinde taşıyor, aynı tornadan çıkmış bizimkiler gibi değil. Yaş almak güzeldir, yaş alabilecek kadar sağlıklı olmak daha da güzeldir. Ben kırışıklarla barışığım da şu kahverengi halkaların aynaya baktığım üç beş saniye içinde sürüklyerek beni götürdüğü acılar yok mu :(
Artık fotoğraf çektirmeyi seviyorum, fotoğraflarda o kahverengiler dikkatimden kaçmıyor. Ne zamandır düşünüp duruyordum. Düşünüp duruken de biraz araştırma yaptım. İfadem, mimiklerim belki bozulacaktı ama botoksun göz altı halkalarına, morluk ve torbalarına da iyi geldiğini öğrenince fikir aklıma yattı. Sonra botoks neden evde yapılabilen bir şey değil diye düşünmeye başladım. Evde botoks uygulaması yapabileceğimize ilişkin bir takım veriler elde ettiğimden emin olunca da bugün tıp fakültesi terk Hakan'cığım sağolsun bana botoks yaptı. Gözlerimi kırpabiliyorum :)


Yüzüm anlamsız bakan hatlara sahip değil. Gayet başarılı bir deneyim oldu. Şimdi size gönül rahatlığıyla evde yapabileceğiniz bir botoks tarifi veriyorum:

Bir sap brokoliyi 1 litre suda haşlayıp suyunu süzün.
Bir okaliptus yaprağının yarısını brokoliyi haşladığınız suyun içine atın.
Bir tere yaprağını yarım bardak dinlenmiş suda on dakika beklettikten sonra karışıma ekleyin.
Okaliptus yaprağının diğer yarısını da karışıma atın.
Bir kereviz yaprağını onbeş dakika limonlu suda bekletip karışıma atıp ezin.
Bir diş sarmısağı dövüp karışıma eklediniz mi bir aylık botoksunuz hazır.
Enjektörle zerk edin :D
Ay durun etmeyin :)

Böyle bir tarif yok. Bunu şimdi uydurdum. Fotoğrafsa tamamen mizansen :)

Bu kadar uydurma yeter. Anlatayım da rahatlayım:
Ben hemen hemen bir senedir düzenli pilates yapıyorum ya, düzenli nefes alıp vermenin ve bu süreç içinde içimde kalan oksijenin vücuduma olan faydalarını gördüm ya; oksijenden azami yararlandım ya; kozmetik kullanmak istemiyorum; dedim ki göz altı rengi oksijenle düzelir.Kaldı ki allerjilerime bir de göz çevresi kremleri de eklendi. Söylemesi çok ayıp Strivectin D bile allerji yapmaya başladı. Sonra Amerika'yı yeniden keşfetmediğimin bilinciyle bir kaç televizyon programında rastlayıp yaşına inanamadığım yogi Madam Lourdes J.D Çabuk hanımın Yüz Yogası kitabını internetten alarak denemeye karar verdim ama benim için en önemlisi mimiklerimin, yüz ifademin kesinlikle değişmeyecek, bozulmayacak olmasıydı. Yani bir anlamda kendimi kobay yaptım :) Çok da beklentiye girmeden yaklaşık on gündür günde 45 dakika ayırarak sadece bir set yaptığım yüz yogasının haftasında çok olumlu sonuçlar aldığımı Nalan ablanın 'Gülen cilt bakımı mı yaptırdın; yüzüne bir şey yapmışsın' sorusuyla daha iyi anladım. Yüz yogasının temel prensip olarak pilatesten farkı burundan alınan nefesin yine burundan veriliyor olması. Yüzümü yorgun hissettiğimi bilmiyordum, onu da öğrendim. Yüz yogası yapmaya başladığım daha ilk gün yüzümde 'huzur' oarak tabir edebileceğim bir duygu hissettim. Daha parlak bir renk, daha ikinci günden itibaren kahverengiliklerde fark edilen açılma, canlılık ve daha genç bir görünüm. Özellikle göz kenarı kırışıklıklarının sadece on gün içinde kozmetiksiz, operasyonsuz dikkat çekecek kadar değişim göstermesi inanılır gibi değil. Kaldı ki Lourdes hanım kitabında göz egzersizleri için fazlasıyla alçak gönüllü davranarak 'göz kenarı kırışıklıklarını yumuşatmak için' demiş. Nefes egzersizleri dikkate alınarak kitapta anlatıldığı gibi ve düzenli ayna karşısında uygulanırsa hayal kırıklığı yaşamayacağınıza ben garanti veriyorum. Mimiklerde ve görüntüde derin dondurucudan yeni çıkmış sosis görüntüsü de vermiyor asla. Egzersizlerden bir tanesini yapmaya cesaret edemedim çünkü balonla yapılıyordu ve ben balondan çok korkarım ama ben onu da denedim. Kazasız belasız on gündür şişirdiğim balon bu akşam egzersizin son sayısında büyük bir gürültüyle patladı; anladım ki balon patlayınca hiçbir şey olmuyormuş :) Yarın patlayandan daha kalın tenli bir balon almam gerek :) Aslında kalın tenli pembe bir balonum daha vardı ama Tarçın yuttu :( Balon patlar patlamaz da Peri'mi aradım çünkü bir kaç gün önce balondan korktuğumu hatırlatmıştı bana; oysa ben hiç unutmadım ki :P
Kitapta bir kaç sene önce ilgi duyduğum ama sabırsızlığımdan dolayı öğrenmeyi ertelediğim yoga bilgileri de mevcut. Yoga ile ilgili bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar deneyime sahip olduğumdan konuyla ilgili ahkam kesmeyi hariçten gazel okumak olarak addediyorum ama çok yakında, içinde güzellik yogası, bağırsak ve omurilik egzersizleri, meditasyon, mudralar ve doğru beslenmeyle ilgili bilgilerin de olduğu bu kitapla yogaya da başlayacağım. Görünen o.
Yüz yogası sadece fiziksel olarak artı değerler sağlayan bir egzersizler bütünü değil. Yüzümü hissettim ben. Yüzümde bir yüz olduğunu hissettim. Bakım ürünleri kullanırkenkinden çok farklı bir duygu bu hissettiğim.




Ahkam kesmeyi sevmiyorum. Yüz yogasını deneyenler, yapanlar vardır mutlaka; botoksla yüz yogasının arasındaki farkı tabii ki biliyorum. Benimkisi sadece latifeydi :)
Amerika'yı yeniden keşfetmedim; sadece denediğim ve kısa sürede çok olumlu sonuç aldığım bu yeni bakışı anlatmak istedim :)

Çimende..
İyi bir hafta diliyorum herbirinize :)

Not: Botoks uygulamasında kullanılan iğne bu kadar büyük değil; biz mizansenimizi eldeki olanaklarla yaptık :) Işığa çok zor bakıyorum :( Ve benim çillerim varmış :) Bayıldım buna :)

24 Mart 2010 Çarşamba

BAHARDA FOTOĞRAF YASAĞININ SONU

Bahar geldi. Bir kaç gündür gelip gelip kapıdan geri dönen kararsız bahar bugün geldi, bu kez yorgunluğuyla değil çiçeği, yeşili, çimenlere uzanıp keyifle tatlı bir uykunun kucağında kemik ısıtan nemsiz güneşiyle geldi.


Bir güvercin, pusuya yatmış bir kedinin pençelerinden korumaya çalışıyordu kendini,


Kedi saklandı sonra ondan..


Bir karahindiba çiçeğini ezecektim az kalsın; dengemi kaybedip düşmek pahasına ezmemeyi başardım güzelim çiçeği..
(Bu çiçeğin adı karahindiba olmamış olabilir. Muhtemelen salladım.)


Gökyüzüne gözlüksüz bakmak bugün daha zordu. Bez ayakkabıların çorapsız giyildiği ilk gündü bugün; üşümedim hiç..
{Niye bu kadar kasıldığımı hiç bilmiyorum. İğrenç! :)))}
Fotoğraf yasağının kalktığı an bu andır; belki de ondandır kasılmam :)

Ne önlem alırsam alayım engelleyemediğim, kışları sol elimin serçe parmağı ekleminde oluşan kanamalı çatlağın kendi kendine kapanması baharın habercisidir benim için. Çatlağın önce kabuklu yaraya dönüşmesi sonrasında da soğuklarda yine açılmak üzere kendini tamamen kapatmasına kadar önce baharın sonra yazın keyfini sürebilirim şimdi.. Aslında hep bahar olsa, ne çok kalın, ne çok ince giyinmek zorunda olmasam. Kışı da nezlesiz gripsiz atlattım ya, şükürler olsun :) Oysa daha dün gibi, domuz gribi korkum ama çaresizlikten son anda kaçasım geldiği halde o aşıyı yaptırışım..

Bahar geldi, ne iyi oldu. Çok sevindim. Bahar, canım bahar. Seni seviyorum bahar!

Mavi Kuş Hareketi için bloğu olmayan onmarifet üyesi arkadaşımız sudeduru'nun da bir paket hazırlaması beni çok duygulandırdı. Onmarifet'e yazdığım bir yazıdan sonra harekete geçen arkadaşımızın davranışından dolayı çok mutlu oldum. Teşekkürler sudeduru.
Asortiğim bugünlerde çok yoğun. Programını gördüm, Allah kolaylık versin ona..
Mavi Kuş Hareketi hala sürüyor, geç kalmadınız yani.. Anımsatmakta yarar görüyorum: Yurtiçi Kargo İÇİN KULLANACAĞIMIZ KOD NUMARASI : 226463177

Teşekkür yanıtlarım:
Öğretmenim; sabırsızlığımdan dikkatli davranamayan dolayısıyla da sakar biriyim ben. Duramıyorum, yavaş davranamıyorum :/ Biraz yavaş davranmaya tahammülüm olsa bugüne kadar yaşadığım kazaların hiçbiri olmazdı belki de. Elma yarısı iyi dilekleriniz için teşekkürlerini iletti. Saçlarıma olan iltifatınız beni mutlu etti :) Teşekküre hiç gerek yok; O yazınızı bir daha bir daha okumalıyız.

3prensesim; çok sağol, çok teşekkür ediyorum. Ben de çok beğendim. Ben bu modelin biraz daha kısasını, kaldığım yerde saçlarımı yıkama olanaksızlığından '94 yılında Bodrum'da bir erkek kuaföründe kestirmiştim. Bu ilk denemem değil yani :) Rahatlığını özlemişim kısa saçın; ki saçlarım da çok uzun değildi oysa :) Tekrar sağol canım benim..

Nedret ablam; ben rüyalarımı hatırlayarak uyanıyorum, bütün detaylarını hatırlayarak uyanıyorum. Sanki o an olmuş gibi, sanki gerçek gibi. Ya artık bu konuda acı çekmeye alıştım ya da iyi, rahat ve mutlu olarak gördüğüm için kötü hissetmemeyi başarabiliyorum. Elma yarısının canının yandığı kadar benim de canım yandı :( Bugün daha iyi olması içimi rahatlattı. Saçlarımı beğenmenize sevindim :) Hepimizin gülmesini istiyorum, hayatın sürüyor olmasına karşın 'daha dün gibi'lerle ne kadar zaman geçirdiğimizi düşünüyorum.. Hepimizin yüzü gülsün..

Şenay'ım, Doğa'm; senin acın da çok yeni :( Kaybı olanlara Allah sabır versin.Anneciğim ne zaman rüyama gelse hep iyi, huzurlu, genç, çok güzel ve mutlu olduğunu görüyorum. Bir iki günü kötü geçirdikten sonra o tablo içimi rahatlatıyor. Annem iyi bir yerde ve bir gün onu göreceğim.
Defdef teşekkür ediyor, üzülmesinler diyor :) Saçlarıma olan iltifatın için de çok teşekkür ediyorum..

nrhn'ım; çok sağol :) Yok uzatmam artık saçlarımı, böyle iyi. Unutmuştum kısa saç rahatlığını :) Cesarete gelince, al eline makası ucundan kırp ama düzenli bir kırpık olmasın. Sonra mecburen bir kuaför koltuğunda alıyorsun soluğu :) Hakan geçmiş olsun dileği için teşekkür ediyor. Babam da gözlerinden öptü :)

Ayşen'im; hoş geldin :) Geçmiş olsun dileklerini hak eden bütün organlarımız teşekkür ediyor sana :) Elma yarısı bugün daha iyi, morali de düzelmiş. Saçlarım da ŞAHANE iltifatı için teşekkür ediyor. Aslında uzun ve güzel saçlarım olmasını isterdim ama senelerce aldığım kortizonlu ilaçlar nedeniyle saçlarım ağır yaralı :P Allah'tan benim için çok önemli bir durum bu saç meselesi :) Ben de öpüyorum canım..

Peri'm; Ben de çok üzüldüm Sedef'e ama Allah beterinden saklasın; Allah etmeye kendini duvara çarpıp burnunu da kırabilirdi :P
Yaş göstermeme meselesine gelince, minyon olunca bizde böyle. Aslında kaba tabirler B.T.H.P :) Anladın sen onu :P Bence insanın içinde kalmamalı, kökü sende yine uzar; kestir saçlarını :) Benimki o anki acımı geçiremediğim için olan bir eylemdi aslında ama ilk kez yapmadım bunu. Lisede de yapardım :D Bir nev'i kendini değişik ifade etme biçimi diyelim biz buna.
'O' konudaki detayları bir süre sonra açıklarım, gerçi sen biliyorsun; şimdilik aramızda sır :D Ben de öpüyorum canım :)

nalan ablam; dünkü zamansız baskın daha erken saatlerde olsaydı güzel ve derin derin konuşurduk ama hani sen anlarsın türünden konularda Mahmut abiyle senin aynı şeyi söylemiş olmanıza hala gülüyorum :) SLE bana koymaz :P İyiyim ben, haftaya Meral hocaya görünmek istiyorum yine de. Beni düşündüğün için çok sağol ablamsın sen..

Bilge'm annem; benim yatılı okul, sonrasında da ağır geçirdiğim hastalık nedeniyle ya saçsız ya da çok kısa saçlıydım. Bir kaç gün önceki hezimetten önceki halleri ancak en uzun olabilen halleriydi saçlarımın :) Aslında uzun da kısa da güzel; saçın her hali güzel bence. Kilo verince kısa saçın daha çok yakıştığı konusunda size katılıyorum.. Ben de sanırım biraz daha incelip öyle kestirseydim daha iyi olurdu ama benim saç kestirme maceram doğaçlama gelişti :D İltifat için çok teşekkür ediyorum.
Ben kısa saçı Fransız kadınlarına da çok yakıştırırm :)

Fatma'm; sen daha güzelsin; hatta asıl güzel sensin :) bundan sonra hep böyle kesilecek saçlarım. Aslında hep kısaydı, ilk kez bu boyuta geldi dedim ama şu an hatırladım da sanki bir ara yine bu kadar, hatta daha da uzundu.
Ağlamak güzeldir, her ne kadar arkadaşlarımca ben ağlamanın primini düşürüyor olsam da içten bir ağlamayla kendimi daha iyi hissetmeyi başarabiliyorum. Ağlama ihtiyacın varsa ve bu ihtiyacı hissediyorsan ağlamak iyi gelebilir. Erteleme.
Parmak çatlatan Gülen, kafa patlatan Gülen olmaz umarım :D Hakan teşekkür ediyor. Ben de öpüyorum..

Bizimgibiler'im, güzel teyzem :) rüyalarımın zaman zaman canımı acıttığı olsa da düşününce bir çok sorumun yanıtını da beraberinde getirdiğinden sanırım bir iki gün sonra beni rahatlatıyorlar. Saçlarım dile geldi sonunda 'teşekkür ederim abla' diyor sana :) Bir saç kesimi on yaş mı fark ettiriyor yani? O zaman kazıtırım geri kalanını :D Gel seninkine de bir tırmık atıvereyim :P
Sanatçı ruhlu sanatçı paralelim! İnce düşünceli, yaratıcı ve duygusal :) Gerçekten hoş kadın değil mi? Biz de seni öptük..


Paralelim :)

Dolunay'ım; rüyalarım annemi bana getiriyor. Hiç dokundurmuyor kendine, bir kerenin dıışında hiç konuşmuyor benimle ama iyi olduğunu gösteriyor. Bu da tesellim oluyor. Saçlarım da konuşuyor ya artık 'çok teşekkür ederim abla, beğendiğin için mutluyum' dedi.

çelebi'm; ama utandırıyorsunuz beni kuzum :) İltifatların için ne desem bilemedim. Utandım, yüzüm kızardı inan. İnsanların yaşlarını gösteriyor olması bence iyi bir şey ama bu iltifat da ruhumu okşamadı değil hani :) Saçlarım ve ben bizzat teşekkür ediyoruz :)

Banu'm; sus hatırlatma :( O kadar mahcubum ki sana :( İki ay kaldığım Kocaeli'de sana gelmeyi bir türlü organize edemedim ama biliyorsun Erdim hastalandı, onun dışında babam geldi, hava koşulları da uygun değildi ama mayıs gibi bekle beni :) Defdef haziranda taşınıyor. Yardıma gideceğim, bu kez kesin geleceğim. Umarım bir aksilik çıkmaz çünkü seni tanımayı, sevgi dolu bağrına bağrımı koymayı ben de çok istiyorum :)

Fındığım, yeşil gözlü :P fındığım; Defdef teşekkür ediyor, Erdim de hastaydı ve iki gündür okula gidemedi. Yoksa teşekkürlerini kendi yazacaktı. Saçlarımı sevdim, bir de böyle sevdiğim arkadaşlarımdan da iltifat alınca çok mutlu oldum. Yooo bunun da ne model yapsam derdi var; favorileri yana mı bıraksam yoksa kulak arkasına mı atsam :P Daha bugün dediğini yaptım çimdim çıktım :P


Gündüz gözüyle saçlarım :)
Bu ve benzer bir fotoğrafa facebook'tan gelen iki yorumu eklemezsem uyuyamam :)

Yorum 1: aaa 2 ayrı resimmiş sedef'le sen sandım bi an be yanyana ne o çocukluğunuza mı özendiniz aynı kıyafetler diye dalga geçicektim
ama dalgaya ben düştüm iyi mi :))))

Yorum 2: aynıı sedef ablama benzemişsin yahuuuu..ikiz olsanız bukadar benzerdınız anca..:))))))))))))))hahahahahahahah..

Allah'ım yalvarıyorum takip et şu ikisini :))))

Not: Pilatese devam ediyorum ve bir kaç beden daha inceldim.
Fotoğraf yasağının amacı fotoğraf koymadığım süreç içinde pilatesle geldiğim nokta daha da belli olsun diyeydi ama daha fazlasına gerek görmediğimden fotoğraf yasağıma son verdim.
Sonuç olarak kendimi daha sağlıklı hissettiğim için diyorum ki bir maniniz yoksa pilatese başlayın; pilates iyi bir şeydir. Aksini söyleyen varsa ya bildiği daha iyi bir şey vardır ya da bilmediğindendir..

Sevgimle öpüp gidiyorum :)

23 Mart 2010 Salı

1-ACITAN RÜYA. 2-SAÇLARIMI KURTARDIK..

Kötüydü, kötü bir haftasonu geçirdim :( Hala anlamamakta, kabullenmekte ciddi itirazlarım olan büyük acımla başbaşa neredeyse bütün bir hafta sonunu ilaçlar yardımıyla yatakta geçirmek istedim. Öyle de yaptım. Perşembe gecesi rüyama girdi. Babamla birlikte bir düğün eğlencesinin baş konuğuydu. Eğlenmeye devam eden insanlara el çırparak tempo tutuyordu. Çıkacağım bir tren yolculuğu öncesi trene yetişme telaşındayken onlara veda etmediğimi hatırlayıp geri döndüğümde yanına gitmemi istemediğini belli eden ve aynı zamanda hayır anlamına da gelen bir el sallama hareketiyle yetindi. Ona yaklaşmamı istemediğini o kadar belli ediyordu ki cesaret edip yanına gidemedim :( Arkadan toplanmış simsiyah saçlarıyla o kadar genç ve güzeldi ki çocukluğumdaydım sanki. Boğazındaki altı sene önce geçirdiği operasyondan kalan kanül deliği kapanmış ve hiç iz kalmamıştı. Onu öyle mutlu, genç ve güzel gördüğüme sevindim, sanırım rüyamda onun gittiğini biliyor değildim. Sabah uyandığımda çok net hatırladığım rüya onu artık sadece rüyalarımda görebileceğimi derinden hissettirince çok ama çok üzüldüm :( Kalbim acıdı, kalbimin üzerinde kaldırabileceğimden çok daha fazla bir ağırlık çöktü ama iyiydi, genç ve güzel; üstelik mutlu da..
Ne ona adam gibi veda edebildim ne trene yetişebildim, yanımda aynı akibeti yaşayan bir adamla birlikte yeşillikler içinden kıvrıla kıvrıla giden bir yamaçtan treni yakalamaya çalıştık. Adam pes ettiğinde ona bir sonraki istasyonda trene yetişebileceğimizi söyledim ama adamın o trene bineceğine olan inancı çoktan kırılmıştı.
Sonra testlerdeki şık belirteçlerinin küçücük yuvarlakları gibi rakamların olduğu bir kağıtta çeşitli rakamlar işaretledim kurşun kalemle. Büyük ikramiyeyi kazanmışım.

Benim aile içi sorumluluklarım bakımından kırılıp dökülmeye hakkım yok. Böyle bir lüksüm yok. Babam bana emanet ve o benim gözbebeğim. Onun için çok daha zor olduğunu bildiğimden dört duvar arasında yaşadığım iki günlük kırgınlığımı bu sabah itibarıyle babamla yaptığımız güzel bir kahvaltı dertleşmesi sonucu kalbimin derinliklerine gömdüm. Halamın dediği gibi ben 'küçük anne'yim.
Pazar günü elma yarım Defdef hamur kızartırken yüzünü ve boynunu yakmış :( Nasıl bir yanıksa hastaneye gitmek zorunda kalmışlar ve doktor üç günlük rapor vermiş :( Çok üzüldüm :( Sanki ben DE yanmış gibi hissettim :( Sakat günler :(


Doğaçlama gelişen saç kırpma eyleminden sonra Batıkent sosyetesine rezil olmamak için kafamı geniş saç bantının arkasına gizleyerek gittiğim kuaförüm sayesinde saç kırpıklarımdan bugün kurtuldum. Kuaförüm iyi kalpli biridir. Saçlarıma ne olduğunu sorduğunda -çünkü kimsenin saçının başına durup dururken öyle bir şey gelmez :P- saçlarımın bir kazaya kurban gittiğini anlattım ama öyle bir güldüm ki öyle bir gülme krizine girdim ki yaklaşık sekiz senedir aynı kuaföre, işi olmasa bile sohbete giden biri olarak olanları anlatmayı gerekli gördüm :) Hep birlikte güldük. Şimdi ellerim sanki gözümün önüne geliyormuş gibi saçlarıma gidiyor; ardından boş elim eli boş geri dönüyor. Sağlık sorunları nedeniyle çok az uzun saçlı kalabildim ben. Bugün saçlarımı kazıtabilirdim de, dolayısıyla sonuç beni memnun etmeyen bir durum teşkil etmiyor. Sevdim ben saçlarımı. Kuaför Ali eğer saç boyasına allerjim olduğunu bilmemiş olsaydı bu fotoğraflar muhtemelen sarı rengin hakim olduğu bir fotoğraflar topluluğu olacaktı :D


Pilatese devam ediyorum ve başka bir şeye daha ama tam sonuç almak için beklediğimden onu şimdi söylemeyeceğim. Telefonla konuştuğum arkadaşlarım biliyor gerçi..

Yetenek'lim; evet uzun oluyor benim yazılarım. Laf lafı açıyor ve yazı bitmiş haline geldiğinde iki saat geçmiş oluyor. İltifat için çok teşekkür ediyorum. Benden de sana sevgiler..

Sibel'im :) beni tanıdığın için canlandırmasını yapabildiğini biliyorum. Hala gülüyorum :))) Hakan geçmiş olsun dileği için teşekkür ediyor.

Asortiğim :) meydan savaşı :))) o halimizi düşününce meydan savaşı yakıştırması tam oturmuş :) Ah yanımızda olsaydın keşke. Komedi filmi sahnesi gibi. Woddy Allen film sahnesi gibi. Olay şöyle gelişti; Hakan'dan paçayı kurtarınca dikiş kutusundan aldığım makası atıverdim saçlarımın arasına, bir sağa bir sola cırt cırt :) Rahatladım ama :)

Nalan ablam :)))) beni tanıyorsun, beni, içimi biliyorsun. İnan bana endişe edilecek bir durum yok. Bizim 'biz'lik bir sorunumuz olmadığını bildiğinden için rahat olsun. Başım sıkıştığında kapısını açtıracağım, kapısında yatacağım ilk insan sensin. O İzmir meselesi bir daha açılmamak üzere geçmişte kaldı. İçin rahat olsun. Ve ve iyi haberi; sana kulak, canım Mahmut abime göz olmak üzere yarın sana geliyorum :D

Peri'm; doktor demiş ki burası nasıl çatladı? Hakan da 'karım çatlattı' demiş ama doktor Hakan'ın espri yaptığını sanmış :) Şimdi yine espri babından Hakan kırarım parmağını diye tehdit ediyorum onu :D Canım benim buhran filan yok ben canımın acısından ne yaptığımı bilemedim sadece :) Yazı sözle olan iletişimin yerini ne yazık ki pek tutmuyor. Bir de telefonda anlatırım olayı sana da buhran :P nedenimi anlarsın :) Saçları göstermeye nasıl cesaret edeydim Peri'm, ben bile sakladım kendimden saçlarımı :D Gözüne kıyamam senin, umarım artık daha iyidir o güzelim gözlerin.

Cansu'm; saçlarını çok ama çok beğendim. Çok şık ve havalı bir model, çok yakışmış. Zaten güzel ve sevimlisin şimdi daha bir hoş olmuşsun :)
Hakan abin alyans parmağını iyileştirmekle meşgul. Geçmiş olsun dileğini ilettim.

Öğretmenim; hakikaten geçmiş olsun :) Sahne gerçek anlamda bir komedi sahnesi olduğundan bence gülmelisiniz. Ben aklıma geldikçe hala gülüyorum. Gerçi sonunda çatlak bir parmak olmasaydı daha iyi olurdu ama kader işte :P Sadece ben de gülmüyorum olanlara, Hakan da babam da Gülay da gülüyor. Gülay 'Gülen neydi o öyle, hahahaha' deyip duruyor kaç gündür :) Siz de sizin gibi düşünenler de çok yaşasın..

Kekik koku'm; sesin soluğun çıktı sonunda. Biz iyiyiz de sen nasılsın asıl? Biz karı koca öyle komedi bir şey yaşadık işte. Kamera şakası gibiydi. Bir anlaşma yapalım; siz bronşit olmayın, biz de kendimizi ve birbirimizi sakatlamaylım. Kabul edenler? Edilmiştir.. Oralara sevgi ve selamlar. Bekle beni :)

Nefise'm :))))))) biz Hakan'la birbirimizi çok iyi anlayıp tamamlayan insanlarız. Biz 'biz' olduk. Gülay da alıştı benim muzip yanlarıma. İlk zamanlar o koca gözlerini koca koca açıp bakardı bir şey yaptığımda ya da söylediğimde ama şu an her şey yolunda gidiyor komşuyla da :)

Tam sırası; komşum opera sanatçısı Gülay :)
Çocukları bize 'paralel' ismini taktı :)
Paralel telefon gibiymişiz :)
Allah bozmasın, her insana böyle bir insan, dost, arkadaş gerek..

Çelebi'm; utandırıyorsun ama beni kuzum. Ben iltifat alınca yüzüm kızarıyor (ciddiyim) hatta arkadaşlarım 'a sen utanma nedir bilir miydin?' derler kızardığımda :) Vukuatlı kısımlara üzülme ne olur. Hakan 'Gülen parmağım kırılmış' derken ne kızgındı ne öfkeli, hatta hafiften gülüyordu çünkü olay gerçek anlamda bir komediydi. İzmir'deki kuzenim okumuş. Sonra da aradı ama gülmekten konuşmadı.

ÖPÜYORUM GİDİYORUM..

LÜTFEN!: okur musunuz??

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails