Geldi sonunda Nalan ablam :) Bu arkadaşlar yani Nalan ablam, kardeşi Canan ve Canan'ın eşi ha bir de 2.5 aylık bir terrier yavrucağı yol boyunca gördükleri her tali yola sapmışlar, neredeyse yolculuk yapmaktan çok mola vermişler. Molada geçmiş zamanın çoğu; ayol bunlar Eskişehir'de hamam sefası bile yapmışar. E Gülen beklesin :/
Belimi bir çocuğa yardım ederken incittiğimin ikinci gününde bel ağrımla ilgili acılı hislerim ne yazık ki değişmedi. Bacaklarımdan tutan bir takım insanlar, kollarımdan tutan diğer takım insanlara karşı birbirlerine olan öfkelerini beni kendilerine çekiştirerek kusuyorlar sanki :( Omuriliklerimin her bir tanesini en ufak bölgesine kadar net biçimde hissettiğim bir ağrı çekiyorum :( Aslında çekemiyorum :(
Gelelim Nalan ablamla karşılaşmamıza. Ah belim böyle olmayaydı havalara sıçratmaz mıydım ikimizi; olsun ruhum uçuştaydı Nalan ablamın geleceğini öğrendiğimden beri..
Güzel manzara eşliğinde fotoğraf bekliyorsanız sizi hayal kırıklığına uğratacağım ne yazık ki çünkü Nalan ablam ve kabilesi fındığa geldiler ve bir kaç bardak çay ve atıştırmalıktan sonra fındığı evde bırakıp hastaneye gittik iyi mi? Ne manzarası yani.. Nalan ablam sabahtan verdiği, bense bir kaç gün önce elime geçen kan tahlil sonucunu göstermek üzere odaları karşılıklı olan doktorlarımızın kapısında bekleşirken kaynattık da kaynattık :) Hastane koridoru da olsa nasıl güzel geldi bilseniz :) Arayıp 'millet Antalya'ya tatile gidiyor, siz biriniz Ankara'dan, ötekiniz Fethiye'den hastaneye mi gittiniz?' diye fikrini beyan eden Nalan ablamın kızı Umay hanımı esefi duygularla kınadık :D
Ben iyi sonuçla çıktım doktorumun odasından. Haliyle çok mutlu olmam gerekirken Hakan'ın durumunun hüznü kişisel sevincimden utanmama neden oldu. İçinde bulunduğum durum çok garip; Hakan'a üzüldüğüm duygudaki gibi 'GÜÇLÜ' bir duyguyla sevinemedim test sonuçlarıma. 31'inde Hakan'a kalp ritmini ölçmek için 24 saat taşıyacağı bir cihaz takacaklar. Umarım sonuç ekokardiyografide çıkan aritmiyi desteklemez..Zor bu işler. Fındık olmasaydı, onun o içten, gönülden halleri olmasaydı ben hala ağlıyor olacaktım. Sağ olsun hem fındık hem Ufuk; arkadaşlığa verdiğim öneme ayna tutuyor gibiler.
Yalnız anlayamadığım bir durum var, fındık bana ben fındığa evde deli var deyip duruyoruz :)
Sizi seviyorum sevgili arkadaşlarım.. Şimdi sağımdan soluma dönme sonuçsuz çabalarında çığlıklar atarken uyumaya fırsat bulamayacağım sinir bozucu bir geceye bodostan dalmaya gidiyorum :(
hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mayıs 2012 Çarşamba
24 Mayıs 2012 Perşembe
UYUMAYAN VARSA SOHBET ETSEYDİK KEŞKE..
Uyku tutmadı, nasıl tutsun? Yaklaşık iki aydır bana ait değilmiş hissinin hakkını sonuna kadar veren günler yaşıyorum.Belki sonra anlatabileceğim şeyler bunlar ama kesinlikle şimdi değil. Üzüntü, hayal kırıklığı, öfke, nefret ve gelmişe geçmişe ağzım dolu dolu savurup yerini bulmasını umut ettiğim küfür ve beddualar! Kötü dualarımın hedefi vurması için de ayrıca dua ediyorum; ironik bir durum..
24ünde çıkacak bir kan sonucumu almak üzere yine Antalya'dayız. Yolculuk süresi kısalsın diye yayladan geliyoruz ama virajı bol yol beni acayip mutsuz ediyor. Yol kontrolörü gibiyim. Fren ayağım fren pedalında :))) Şoförden önce ben basıyorum frene ama otobüs yavaşlamıyor arkadaş :)
Bir kaç saat sonra sonucumu öğreneceğiz. Yeni ilaç mı başlanacak yoksa aynı gibi mi devam edeceğim az sonra belli olacak. Heyecanlıyım hem de nasıl. İyiliği kötülüğüne üstün mü gelir bilemediğim başka gelişmeler de oldu hayatımızda ama henüz netleşmediği için kesin bir dille anlatmam şimdilik gerekli değil. Olumlu ya da olumsuz haber aldığımızda bizimle aynı durumda olan kişilere yol gösterir umuduyla mutlaka yazacağım ama.
Funda ve Ufuk'la her görüşmemizde ya onların ya bizim başımıza bizi çok sevindiren bir olay geliyor mutlaka. Bu sefer de biz nasiplendik bu grubun 'iyi' enerjisinden, aslında uykumdan olmamın bir nedeni de bu henüz anlatmayı uygun bulmadığım konunun olumlu ya da olumsuz sonucu. Bizim için hayırlısı neyse o olsun..
Biz bugün, yani perşembe sabahtan Hakan'cığımla hastaneye gideceğiz. İşimiz bitince eve dönüp biraz dinlendikten sonra Fındığımı da alıp öğleden sonraki randevular için yeniden hastanede olacağız. Doktorum KİNİN içerikli Plaquenil isimli artist arkadaşı kullandığım için dört ayda bir yapılması şart olan göz muayenesi sonucunu da görmek istedi. Fındığımın da kontrolü var, bebeğimiz 9 haftalık oldu :) İyi bakıyoruz birbirimize :) Aş eriyor Fındığım :) Aş erdiklerini öyle güzel söylüyor ki benim de aş eresim geliyor. Fındık bu hamilelik durumunu çok olağan karşıladı. Hiç naz ve kapris yok maşaallah :) Şunu isterim, bunu isterim demiyor; şimdi şurada .... olsaydı ne güzel yerdik diyor örneğin :) Zamanımı daha da güzelleştiren fındığıma teşekkür ediyorum. Bugün hayatımızın dönüm noktası sayılabilecek 'O'gelişmeyle ilgili burada kalış süremizin uzadığını söylediğimde çok sevindiler; babam mı? O üzüldü. Telefonda baba sana iyi bir haberim var, on gün daha buradayız dediğimde babam 'iyi haber dediğin bu mu?' dedi. Özlemiş bizi :(
Yemeği bugün sevgılım fındık yaptı; islim kebabı. Nasıl yapılacağını da öğretti. Yanında pilav ve patates püre. Aslında canı isteyen olur da yapamaz, bulamaz diye yiyecek fotoğrafı koymak istemiyorum ama bu kez oluversin artık..
2 saat 43 dakika sonra hastanede olacağız.İçimi içime sığdıramayıp dışarı çıkardım.
Şans dilersiniz bana değil mi, dualara ihtiyacım var..
Fındık: Sevgılııım
Ufuk: Evet canım?
Fındık: Seni çağırmadım, Gülen'i çağırdım.
Gülen: Sevgılııııım
Hakan: Söyle bebeğim
Gülen: Fındığıma seslenmiştim..
NOT: BEBEK BENİM DEĞİL, HAMİLE DEĞİLİM, BEBEK FINDIĞIN AMA FINDIKTAN ÇOK HEPİMİZİN, O BEBEK TOPLUMUN :)
24ünde çıkacak bir kan sonucumu almak üzere yine Antalya'dayız. Yolculuk süresi kısalsın diye yayladan geliyoruz ama virajı bol yol beni acayip mutsuz ediyor. Yol kontrolörü gibiyim. Fren ayağım fren pedalında :))) Şoförden önce ben basıyorum frene ama otobüs yavaşlamıyor arkadaş :)
Bir kaç saat sonra sonucumu öğreneceğiz. Yeni ilaç mı başlanacak yoksa aynı gibi mi devam edeceğim az sonra belli olacak. Heyecanlıyım hem de nasıl. İyiliği kötülüğüne üstün mü gelir bilemediğim başka gelişmeler de oldu hayatımızda ama henüz netleşmediği için kesin bir dille anlatmam şimdilik gerekli değil. Olumlu ya da olumsuz haber aldığımızda bizimle aynı durumda olan kişilere yol gösterir umuduyla mutlaka yazacağım ama.
Funda ve Ufuk'la her görüşmemizde ya onların ya bizim başımıza bizi çok sevindiren bir olay geliyor mutlaka. Bu sefer de biz nasiplendik bu grubun 'iyi' enerjisinden, aslında uykumdan olmamın bir nedeni de bu henüz anlatmayı uygun bulmadığım konunun olumlu ya da olumsuz sonucu. Bizim için hayırlısı neyse o olsun..
Biz bugün, yani perşembe sabahtan Hakan'cığımla hastaneye gideceğiz. İşimiz bitince eve dönüp biraz dinlendikten sonra Fındığımı da alıp öğleden sonraki randevular için yeniden hastanede olacağız. Doktorum KİNİN içerikli Plaquenil isimli artist arkadaşı kullandığım için dört ayda bir yapılması şart olan göz muayenesi sonucunu da görmek istedi. Fındığımın da kontrolü var, bebeğimiz 9 haftalık oldu :) İyi bakıyoruz birbirimize :) Aş eriyor Fındığım :) Aş erdiklerini öyle güzel söylüyor ki benim de aş eresim geliyor. Fındık bu hamilelik durumunu çok olağan karşıladı. Hiç naz ve kapris yok maşaallah :) Şunu isterim, bunu isterim demiyor; şimdi şurada .... olsaydı ne güzel yerdik diyor örneğin :) Zamanımı daha da güzelleştiren fındığıma teşekkür ediyorum. Bugün hayatımızın dönüm noktası sayılabilecek 'O'gelişmeyle ilgili burada kalış süremizin uzadığını söylediğimde çok sevindiler; babam mı? O üzüldü. Telefonda baba sana iyi bir haberim var, on gün daha buradayız dediğimde babam 'iyi haber dediğin bu mu?' dedi. Özlemiş bizi :(
Yemeği bugün sevgılım fındık yaptı; islim kebabı. Nasıl yapılacağını da öğretti. Yanında pilav ve patates püre. Aslında canı isteyen olur da yapamaz, bulamaz diye yiyecek fotoğrafı koymak istemiyorum ama bu kez oluversin artık..
2 saat 43 dakika sonra hastanede olacağız.İçimi içime sığdıramayıp dışarı çıkardım.
Şans dilersiniz bana değil mi, dualara ihtiyacım var..
Fındık: Sevgılııım
Ufuk: Evet canım?
Fındık: Seni çağırmadım, Gülen'i çağırdım.
Gülen: Sevgılııııım
Hakan: Söyle bebeğim
Gülen: Fındığıma seslenmiştim..
NOT: BEBEK BENİM DEĞİL, HAMİLE DEĞİLİM, BEBEK FINDIĞIN AMA FINDIKTAN ÇOK HEPİMİZİN, O BEBEK TOPLUMUN :)
21 Şubat 2012 Salı
MANEVİ YORGUNLUĞUM FİZİKİ OLANI DÖVER DE DÖVER
Evet, böyle bir savaş çıksa her koşulda olan bana olur bunun farkındayım.
Manevi yorgunluğum fiziki yorgunluğumu döver de döver.
Babamız sorunsuz, başarılı bir operasyon geçirdi ama operasyon sonrasında gelişen bir olumsuzluk nedeniyle hastaneyle olan düzeyli ilişkimizi henüz sonlandıramadık :( Sonradan gelişen o olumsuzluk nedeniyle küçük olduğu söylenen bir operasyon daha söz konusu :( Ameliyathane ve yoğun bakım kapıları ömrümden ömür götürüyor.. Tansiyonum bir yerlerde bir göklerde; hayatım gibi tansiyonumun da ortası yok :( Abartılı yaşadığım bütün duygularım gibi o da abartı seviyelerinde seyrediyor.
Çok komik, az önce arka sokaktan bir teyze bana kaybolan (bence kaçan) tavuğunu görüp görmediğimi sordu :) Eşgal ver dedim :) Sarışın mı, zenci mi, kızıl bir bomba mı, uzun bacaklı mı, sonra bodur tavuk her dem piliç mi :D Görsem ne olacak; 'hadi evine git tavuk, bak annen seni arar' mı diyeceğim :) Hem gezmek istemiş olamaz mı, elleme gezsin, ne çıkar? Dönerse senindir, dönmezse o tavuk hiç senin olmamıştır zaten :D Bu yazdıklarımı teyzeye söyledim. Tavuğuna kavuşacağı an kadar güldü :)
Hakan hala İzmir'de. Ben de mecburen sobamızı yakmayı öğrendim. Kor konusunda başarılı çalışmalara imza atıyorum :) Kömürcü çırağı gibiyim bugünlerde ama olsun evimiz sıcacık.
Hava çok güzel ama babamı bırakıp çıkamıyorum; hem yapmam gereken işler var. Az dinlendikten sonra o işlere girişeyim diye düşünüyorum ama üç yıl dinlensem de dinlenmiş gibi hisseder miyim acaba? O kadar yorgunum ki.. Popom minder görmedi ne zamandır :(
Manevi yorgunluk ne zaman ve neyle geçer ki?
Manevi yorgunluğum fiziki yorgunluğumu döver de döver.
Babamız sorunsuz, başarılı bir operasyon geçirdi ama operasyon sonrasında gelişen bir olumsuzluk nedeniyle hastaneyle olan düzeyli ilişkimizi henüz sonlandıramadık :( Sonradan gelişen o olumsuzluk nedeniyle küçük olduğu söylenen bir operasyon daha söz konusu :( Ameliyathane ve yoğun bakım kapıları ömrümden ömür götürüyor.. Tansiyonum bir yerlerde bir göklerde; hayatım gibi tansiyonumun da ortası yok :( Abartılı yaşadığım bütün duygularım gibi o da abartı seviyelerinde seyrediyor.
Çok komik, az önce arka sokaktan bir teyze bana kaybolan (bence kaçan) tavuğunu görüp görmediğimi sordu :) Eşgal ver dedim :) Sarışın mı, zenci mi, kızıl bir bomba mı, uzun bacaklı mı, sonra bodur tavuk her dem piliç mi :D Görsem ne olacak; 'hadi evine git tavuk, bak annen seni arar' mı diyeceğim :) Hem gezmek istemiş olamaz mı, elleme gezsin, ne çıkar? Dönerse senindir, dönmezse o tavuk hiç senin olmamıştır zaten :D Bu yazdıklarımı teyzeye söyledim. Tavuğuna kavuşacağı an kadar güldü :)
Hakan hala İzmir'de. Ben de mecburen sobamızı yakmayı öğrendim. Kor konusunda başarılı çalışmalara imza atıyorum :) Kömürcü çırağı gibiyim bugünlerde ama olsun evimiz sıcacık.
Hava çok güzel ama babamı bırakıp çıkamıyorum; hem yapmam gereken işler var. Az dinlendikten sonra o işlere girişeyim diye düşünüyorum ama üç yıl dinlensem de dinlenmiş gibi hisseder miyim acaba? O kadar yorgunum ki.. Popom minder görmedi ne zamandır :(
Manevi yorgunluk ne zaman ve neyle geçer ki?
24 Ekim 2010 Pazar
YEMİN EDERİM ÇOK KISA YAZI :)
Ciddi sonuçlar doğurabilme olasılığı üzerinde durulduğu için temkinli yaklaştığımız bir sağlık sorununun da üstesinden gelmiş bulunmaktayız. Vücuda kalın barsaktan giriş yapmaya çalışan iltihaplar, kullanılan antibiyotik vizesine takıldıkları için başımızda dolanmaya yeltenen kara bulutları da alarak civarımızı terk ettiler. Şükürler olsun.
Anlatmayacaktım ama mecburum.
Büyük şehirden geldim buraya, kabul. Şımarıklık mı yapıyorum; hayır. Nüfusunun yazın 300bini bulduğu söylenen bir yerde yaşamaya alışma çalışmalarım devam ediyor mu; alıştım bile.
Bağlı bulunduğu ilden daha büyük bir ilçenin devlet hastanesinin acil servisinde ultrasonografi çekilmemesini anlayamıyorum ama. Ultrason mesai saatleri içinde çekilebiliyormuş; neden? Biz ultrason çekimini gerektirecek hastalıklara ya da belirtilere yakalanmak için mesai saatlerini mi kullanmalıyız? Fethiye'de mesai saatleri dışında ultrasonografi çektirebileceğiniz iki özel hastane var. İçimiz rahatlasın, gazetelerin üçüncü sayfalarına 'acil servisten döndükten sonra hayatını kaybetti' başlıklı haberlerine konu olmayalım diye biz daha önce başka nedenlerle gittiğimiz eve yakın olanını tercih ettik. Sonuca göre ertesi gün Devlet hastanesinin cerrahi bölümüne yönlendirildik. Ertesi gün görüştüğümüz cerrahi doktoru hastanede gastroentroloji bölümü olmadığından bize 'Antalya/İzmir' seçeneklerini sununca rüyamızda görmediğimiz için 'Cleveland' diyemedik :P Sonra yaptığımız küçük bir araştırma sonucu Fethiye'de yalnızca gastroentroloji ve kardiyoloji bölümlerinin hizmet verdiği bir sağlık merkezine ulaştık.
Merkezdeki ileri tetkikler sonucu durumun İzmir ya da Antalya'ya Cleveland'a hiç değil gitmemizi gerektirecek bir sorun olmadığını, onbeş günlük antibiyotik tedavisiyle sorunun çözüme kavuşacağı bilgisini alıp derin, şükreden bir oh çektik.
Bütün bunlar iki gün içinde gerçekleşti. Pazar gecesi acil servisteyken salı günü biz kesin sonuçları elimizde tutuyorduk. Salı günü öğleden sonra başlayarak çarşamba sabahına kadar uyuduğum uykunun mutluluğunu, o dinlenmişliği, hissettiğim en güzel hislerden biri olarak tanımlıyorum..
Şimdi biz, önümüze çizilen düz çizgiyi izleyip ölçme değerlendirme yapmadan sorunun bir kutu antibiyotikle çözümlenebileceğini öğrenmek için mi gitmiş olacaktık İzmir'e?
Bir Devlet Hastanesinde gece ultrason çekilememesini, gerekli bölümlerin bulunmamasını kabul etmiyorum. Bu sadece benim yaşadığım bu yer için geçerli olan bir şikayet değil! Benim için Muş'u da bir, Bitlis'i de bir. Kışın kapanan köy yollarından kızaklarla hastaneye taşınan insanlar için üzülmüyor muyum, kızmıyor muyum. Her iki sorumun yanıtı da evet. Şımarıklık değil benimkisi ya da hiçbir şeyden memnun olmayan insanlardan olduğumu kesinlikle kabul etmiyorum. Aldığımız sağlık hizmetlerinin hak ettiğimiz kalitede olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka çok iyi örnekler vardır ama olması gereken de bu değil midir?
Canlarımızın ancak bu kadar değerli olmasını kaldıramıyorum, ağrıma gidiyor.
Sürekli şükreden insanlar olarak yaşamak canımı sıkıyor.
Gelişmiyoruz, geriliyoruz ama gelişiyoruz diye oyalanıp duruyoruz..
Susmak istemiyorum, söylemezsem içime dert olur, söylemezsem kendimi aldatırım. Susarsam, bu kendime ihanetimdir.
Bir önceki yazıdaki bir cümlelik alt yazıda ironi var.
Ben şimdi desem ki o kırmızı halıda görmek istediğim tablo bu değildi desem, ben şimdi desem ki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın eşinin vücut dilinden DE hoşlanmadım, omuzlar ve baş dik olmalıydı desem sonum ne olur diye düşündü babam.. Babam rica ve ikna etti diye yazmadım ama bu kez bu durumdan ben hoşlanmadım. Fikirlerimi söylemek neden bana kötü bir son hazırlasın ki; değil mi ama :P Öyle ya, demokratik bir ülkede fikirlerimizi rahatça, hakaret etmeden, aşağılamadan, küçük düşürmeden söyleyemeyeceksek demokrasiyi ağzımıza sakız etmemizin anlamı var mı? Öyle ya, AB uyum çerçevesinde -ki kime uyum sağlayacaksak ve neden?- örnek gösterilen ülkelerden birinde kazanlar kaynıyor, emeklilik yaşı 60dan 62ye çıkarıldığı için üzerlerine elzem liseliler sokaklara dökülmüş 'merak etme Carla, Sarkozy bizi de becerdi' pankartları açmışken ben mi fikrimi söyleyemeyeceğim?
Söylerim, hem de öyle bir söylerim ki..
Oh be rahatladım.
İyi pazarlar :)
Not: Aysema öğretmenimin uyarısıyla ulaştığım bir yazı.. Ben de fotoğraflarda neden ayaklarının görünmediğini merak ediyordum..
Susuyorum ben artık..
21 Ekim 2009 Çarşamba
GÜLEN BUGÜN HASTANEDE NE YAPTI?
Ben geldim :) Güzel haberlerle geldim. Başardım ve mutluyum :)
Aslında fiziksel değil ama ruhsal anlamda yorucu bir gün başlangıcı idi..
İlaç raporumun tazelenmesi için öğleden sonramı hastanede geçirecektim, bu bile yorulmam için sıkı bir nedendi. Bu işlemlerin ne kadar uzun, sinir bozucu, bürokratik bir sürü engele toslatıcı işlemler zinciri olduğu önceki rapor/ilaç alma tecrübelerimle sabit, daha hastaneye gitmeden sıkıntı bastı, o kadar gerilmişimki işimin sıra beklemek dahil otuz dakikada bitmiş olması gerilmiş bütün kaslarımın çözülmesine neden oldu. O an pilates yapma arzusuyla yanıp tutuştum.. Eve gelince o ani şoktan çıkarmak için kendimi bir saat yoga otuz dakika da pilates yaptım. Şimdi iyiyim :)
Numaramı aldıktan sonra muayene olacağım odanın kapısına gittiğimde elimdeki numaraya bakan hastalardan birinin 'sizi çağırdılar' demesi üzerine, hastayı beklenen kişinin ben olmadığıma ikna etmek zorunda kalacaktım ki sekreter hanım sıranın bende olduğunu doğruladı ama nasıl olurdu bankodan sıramı henüz almıştım.. Altı numaralı bankonun arkasındaki duvarda yazan 'kronik hastalık sahiplerine öncelik tanınan banko' olduğunu sıranın bana gelmesinden sonra okumamış olsaydım bankoda da o kadar beklemeyecekmişim aslında :) İyi de oldu, aradan aradan böyle kıvrıla kıvrıla önüme geçmeye çalışan iki kişiye gereken müdahaleyi anında yapıverdim :D Aynı şeyi sabahtan sağlık ocağında da yapmıştım; bebekli bir kadına sıramızı vermek için diğer hastalara hiç sormadan diktatör gibi davransam da, bu olayın hemen öncesinde iri cüssesine karşın doktorun odasına usulcacık girivermeye çalışan hastaya aslan kesildim :D Kimsenin hakkına tecavüz etmem, edilmesine izin vermem ama bebekli bir kadın için müdahale hakkını kendimde bulurum.
İlk aşamayı başarıyla atlatmış, doktorların koridoruna kadar ulaşmıştım ve bunu yapmak sadece bir dakikamı almıştı. İşler yolunda gidiyordu. Üç dahiliye doktorunun kullandığı ortak koridorda kırmızı bir koltuğa oturmuş bir önceki hastanın çıkmasını beklerken ilaç raporumun yenilenmesi için doktorla nasıl bir konuşma yapacağımı planladım. Bu sürenin sadece beş dakika sürmesi sanal konuşmamın sadece giriş ve gelişme bölümüyle sınırlı kalmasına neden olduysa da bu kadar kısa süre beklemekten yana şikayetim yoktu :) Tasarlayacağım sonuç bölümünü de mecburen de doğaçlamaya bıraktım.
Kendisine merhaba dediğimde sempatiyle yanıt aldığım doktor sorunumun ne olduğunu sordu sonra. 'Hepsi mi?' dedim gülerek. Yirmi yıldır sle, son bir senedir de skeloderma tanısıyla izlendiğimi anlattım. Çok üzülen doktor 'Hay Allah ikinci kronik hastalık iyi olmamış' dedi sanki ilki iyi olmuş gibi :))))) ve anlatmaya başladı; ikinci hastalık diğerinin seconderi gibi bir şeymiş. Nadir de olsa görülebilirmiş. Kullandığım ilaçları sorunca da çantamdan çıkardığım naylon dosyadaki raporum masanın üzerindeki yerini aldı. İlaç raporumun yenilenmesini rica ettiğim doktor bu ilaç raporunu hiç yenilemediğini söylediğinde işlerin sarpa saracağını hissettim. Raporun romatoloji tarafından yenilenmesinin daha uygun olacağını söylediği an da gözümün ucunda biriktirdiğim göz sularımı salıverdim hafiften.. Çünkü o hastanede romatoloji bölümü yoktu ve buı da demek oluyorduki başka bir hastanenin romatoloj bölümüne doğru çevirmem gerekecekti rotamı. Ağlamamamı rica eden doktorun bu ricasını kırmadım ve sustum. Ne yapacağını düşündüğünü anladığım doktor bir iki dakika sessiz kaldıktan sonra yan odadaki meslektaşını arayıp bu ilacın nasıl raporlanacağını sordu, aldığı yanıtla tatmin olmadı ve başka bir doktor arkadaşıyla daha konuştu. Farklı bir isimle artık Türkiye'de bulabildiğimiz bu ilaç rapor yenilemesinin biraz karmaşık bir iş olacağını zaten tahmin ediyordum, bu nedenledirki iş çözülmemiş olsaydı bir iki zırlayıp rahatlayacaktım :) ama ben bugün başka bir şey daha öğrendim. İlaçları etken maddelerine göre ayırmışlar, bazılarını romatologlar, bazılarını dahiliye uzmanları yazabiliyormuş. Hasta ya da yakınını hatta doktorları yormaktan, üzmekten, karşı karşıya getirmekten başka hiçbir işe yaramayan bu uygulamayı, imkanlarım o an için uygun olsaydı kesinlikle hem de pankartla protesto etmek isterdim.
Dikkatini dağıtmayacak şekilde sohbetimiz sürüyordu. Doktor bilgisayardaki araştırmalarını Vademecum'la desteklerken artık farklı bir isimle Türkiye'den temin edebildiğimiz ilacın etken maddesiyle yurt dışından gelenin etken maddesini karşılaştırdı. Benim kullandığım ilacın etken maddesi tespit edilince işler biraz daha kolayladı gibi bir düşünceye daldım. Doktor bilinçli bir hasta olduğumu, kontrollerimi aksatmamam, üzülüp yorulmamam, sinirlenmemem gerektiğini söyleyerek rapor için tespitlerini yaptıktan sonra raporu hazırladı ama bütün bunlar olurken hala inanmaz gözlerle bakıyordum tabloya, yirmi sene içinde o kadar rezillikler yaşadığım bir konuydu ki bu, işimin bu kadar çabuk ve pürüssüz çözülmüş olmasına sevincime inanamazlık duygularım eşlik ediyordu. Eczane eksik bir şeyler bulur kesin dedim içimden. İlaç raporumun hazırlanmış olduğunu söylediğinde bir çok kez teşekkür ettim doktora. Her bir teşekkürüm bir öncekinin sanki algılanmamış etkisindeydi. Tamam raporum hazırdı da -sürekli gittiğim hastanede bir hafta sonra veriliyor bilgime istinaden merakla- raporumu ne zaman alacaktım? Doktor 'raporu hazırlamak için uğraştığımızdan daha kısa bir zamanda' demesin mi? Ellemeyin desin :) Sekreter tarafından yazıcıdan çıkarılan rapor aynı doktor ve bir başhekim yardımcısına kaşeletildikten sonra gururla teslim alındı ve böylece hastanedeki işim bitti. Sonra aynı hastanede başka bir bölüm tarafından izlenen babamı buldum. Onun da doktorundan bir iyi bir de kötü haber aldık..
Hep şikayet edecek değiliz ya; her iki doktora olan teşekkürümüzü bildirmek üzere başhekime gittik. Hastaneye olan iyi duygularımızı ifade metnimizden son derecede hoşnut olan başhekimin yüzü memnuniyetimizi bildirdiğimiz doktorların isimlerini duyunca bir anda değişti :( Nedenini tahmin etmekte hiç gecikmedik. Başhekim odasından çıkınca da kazan kaynatıp başhekimi içinde haşladık :)
Durum değerlendirmesi yapamayacak kadar yorgun ve isteksiz olduğumuzdan konuyu hiç açmadan babamla kolkola evimize yakın bir yerden ufak tefek alışveriş yaptıktan sonra evimize geldik. Bisiklet kursu için malzemelerimi babam armağan olarak aldı bana; neyin armağanıysa artık :P Mahmut abim beş-altı metre dedi, biz tam onbeş metre tel adık. Bekle beni Mahmut abim geliyoruuuuum hem de bisikletimleN :)
Aslında düşünüyorum da kötü haber de çok da kötü sayılmaz; soru işareti olmasındansa buna bile razıyız artık..
Bugün onbeş senedir görmediğim bir kaç gün önce de 'ben bu kızı nereden bulurum?' diye düşündüğüm paraşüt kampından arkadaşımı gördüm.. Sedef söylemeyi unuttum, Halide'yi gördüm ben bugün :) Kocaman kızı var :) Oğlu da lise öğrencisiymiş.
Az önce esnerken ağzıma sinek kaçtı :( Mevsimin son sineğinin haline bakın :(
Yazıyı incelemeden basıyorum, o kadar yorgunum yani :(
Uyumak istiyorum yoksa midem sinek dolacak :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

