ultrasonografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ultrasonografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

ATLASAM, HOPLASAM, ZIPLASAM

İyi olduğumu, dinlendiğimi; hatta abartarak dinlendiğimi, dinlenmenin ancak bu kadar abartılabileceği konusuna iyi bir örnek olarak keyifte olduğumu, beni merak edip arayan, posta yazan, yorum bırakan bütün arkadaşlarıma destekleri için teşekkür etmek istediğimi söylemeye geldim :)
Sağlıkta ama daha çok hastalıkta Hakan hep yanımda. Prensesler gibi bakıyor bana sağ olsun.
Emin ellerdeyim..


Hakan evlenmeden önce Speedy Gonzales derdi bana. Speedy Gonzales çizgi film kahramanı hızlı ve sevimli bir farecik :) Şimdi bir kaç gündür yatay durumdayım, hareketsizim ya, ayaklarım hiç ısınmıyor. Hakan sıcak su torbası koyuyor minik :P ayacıklarım ısınsın diye.

Çok duygusalım, her zamankinden çok..
Parçamdan henüz haber yok. Hiç endişeli değilim çünkü doktorum ultrason sonucuna istinaden aslında görünürde her şeyin normal olduğunu ama bu parçanın önlem olarak alınması gerektiğimi söyledi. Her ne kadar rahat olsam da tedirgin değilim diyemiyor insan. Ama yine de hem doktorumun sözleri üzerine hem de içime öyle doğduğundan biliyorum ki o parça dünyanın en masum, en iyi huylu parçası bence :) Antibiyotik ve ağrı kesici kullanmaya devam ediyorum, bir de demir çiğneme tabletim var. Demir tabletini çiğnediğimde ağzıma tren rayı tadı geliyor. Neden tren ray tadı çünkü küçükken salak gibi tren rayı yalardım :) Bunu neden yaptığımı kimse sormasın çünkü bilmiyorum.

Nedret ablam, Oytun'umun can annesi, Gönülçelen'im, içimden geldiği gibi, Ayşen'im, Serpil hanım, Aysema öğretmenim, Banuca'm, Nalan ablam, Nilgün'üm, Kurbaamla annesi Şenay'ım, Zeynep'im, Nefise'm, Fiamma'm, Nur annem, dikiş dersim, Sedef'im, canımın diğer yarısı, Çınar'ım, Nestuğ'um, Marifetli peri'm, Nurhanmeral'im hepinize ayrı ayrı sonsuz teşekkürler..
Sağlık, mutluluk ve sevdiklerinizle geçireceğiniz güzel günler diliyorum hepinize..

24 Ekim 2010 Pazar

YEMİN EDERİM ÇOK KISA YAZI :)

Ciddi sonuçlar doğurabilme olasılığı üzerinde durulduğu için temkinli yaklaştığımız bir sağlık sorununun da üstesinden gelmiş bulunmaktayız. Vücuda kalın barsaktan giriş yapmaya çalışan iltihaplar, kullanılan antibiyotik vizesine takıldıkları için başımızda dolanmaya yeltenen kara bulutları da alarak civarımızı terk ettiler. Şükürler olsun.
Anlatmayacaktım ama mecburum.
Büyük şehirden geldim buraya, kabul. Şımarıklık mı yapıyorum; hayır. Nüfusunun yazın 300bini bulduğu söylenen bir yerde yaşamaya alışma çalışmalarım devam ediyor mu; alıştım bile.
Bağlı bulunduğu ilden daha büyük bir ilçenin devlet hastanesinin acil servisinde ultrasonografi çekilmemesini anlayamıyorum ama. Ultrason mesai saatleri içinde çekilebiliyormuş; neden? Biz ultrason çekimini gerektirecek hastalıklara ya da belirtilere yakalanmak için mesai saatlerini mi kullanmalıyız? Fethiye'de mesai saatleri dışında ultrasonografi çektirebileceğiniz iki özel hastane var. İçimiz rahatlasın, gazetelerin üçüncü sayfalarına 'acil servisten döndükten sonra hayatını kaybetti' başlıklı haberlerine konu olmayalım diye biz daha önce başka nedenlerle gittiğimiz eve yakın olanını tercih ettik. Sonuca göre ertesi gün Devlet hastanesinin cerrahi bölümüne yönlendirildik. Ertesi gün görüştüğümüz cerrahi doktoru hastanede gastroentroloji bölümü olmadığından bize 'Antalya/İzmir' seçeneklerini sununca rüyamızda görmediğimiz için 'Cleveland' diyemedik :P Sonra yaptığımız küçük bir araştırma sonucu Fethiye'de yalnızca gastroentroloji ve kardiyoloji bölümlerinin hizmet verdiği bir sağlık merkezine ulaştık.
Merkezdeki ileri tetkikler sonucu durumun İzmir ya da Antalya'ya Cleveland'a hiç değil gitmemizi gerektirecek bir sorun olmadığını, onbeş günlük antibiyotik tedavisiyle sorunun çözüme kavuşacağı bilgisini alıp derin, şükreden bir oh çektik.
Bütün bunlar iki gün içinde gerçekleşti. Pazar gecesi acil servisteyken salı günü biz kesin sonuçları elimizde tutuyorduk. Salı günü öğleden sonra başlayarak çarşamba sabahına kadar uyuduğum uykunun mutluluğunu, o dinlenmişliği, hissettiğim en güzel hislerden biri olarak tanımlıyorum..
Şimdi biz, önümüze çizilen düz çizgiyi izleyip ölçme değerlendirme yapmadan sorunun bir kutu antibiyotikle çözümlenebileceğini öğrenmek için mi gitmiş olacaktık İzmir'e?
Bir Devlet Hastanesinde gece ultrason çekilememesini, gerekli bölümlerin bulunmamasını kabul etmiyorum. Bu sadece benim yaşadığım bu yer için geçerli olan bir şikayet değil! Benim için Muş'u da bir, Bitlis'i de bir. Kışın kapanan köy yollarından kızaklarla hastaneye taşınan insanlar için üzülmüyor muyum, kızmıyor muyum. Her iki sorumun yanıtı da evet. Şımarıklık değil benimkisi ya da hiçbir şeyden memnun olmayan insanlardan olduğumu kesinlikle kabul etmiyorum. Aldığımız sağlık hizmetlerinin hak ettiğimiz kalitede olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka çok iyi örnekler vardır ama olması gereken de bu değil midir?
Canlarımızın ancak bu kadar değerli olmasını kaldıramıyorum, ağrıma gidiyor.
Sürekli şükreden insanlar olarak yaşamak canımı sıkıyor.
Gelişmiyoruz, geriliyoruz ama gelişiyoruz diye oyalanıp duruyoruz..

Susmak istemiyorum, söylemezsem içime dert olur, söylemezsem kendimi aldatırım. Susarsam, bu kendime ihanetimdir.
Bir önceki yazıdaki bir cümlelik alt yazıda ironi var.
Ben şimdi desem ki o kırmızı halıda görmek istediğim tablo bu değildi desem, ben şimdi desem ki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın eşinin vücut dilinden DE hoşlanmadım, omuzlar ve baş dik olmalıydı desem sonum ne olur diye düşündü babam.. Babam rica ve ikna etti diye yazmadım ama bu kez bu durumdan ben hoşlanmadım. Fikirlerimi söylemek neden bana kötü bir son hazırlasın ki; değil mi ama :P Öyle ya, demokratik bir ülkede fikirlerimizi rahatça, hakaret etmeden, aşağılamadan, küçük düşürmeden söyleyemeyeceksek demokrasiyi ağzımıza sakız etmemizin anlamı var mı? Öyle ya, AB uyum çerçevesinde -ki kime uyum sağlayacaksak ve neden?- örnek gösterilen ülkelerden birinde kazanlar kaynıyor, emeklilik yaşı 60dan 62ye çıkarıldığı için üzerlerine elzem liseliler sokaklara dökülmüş 'merak etme Carla, Sarkozy bizi de becerdi' pankartları açmışken ben mi fikrimi söyleyemeyeceğim?
Söylerim, hem de öyle bir söylerim ki..
Oh be rahatladım.
İyi pazarlar :)

Not: Aysema öğretmenimin uyarısıyla ulaştığım bir yazı.. Ben de fotoğraflarda neden ayaklarının görünmediğini merak ediyordum..
Anket sonucunu merak edenleri şöyle alalım..

Susuyorum ben artık..

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails