19 Aralık 2012 Çarşamba

EYVAH BASILDIK!

Siz aslanların az gördüğünü biliyor musunuz, aslanların zebraları avlanma pozisyonlarını algılamada zorlandıkları için çizgilerinden dolayı sinir bozucu bulduklarını, gergedanların dört senede bir çiftleştiklerini ve gebeliklerinin onaltı ay sürdüğünü, Romanya'da kötü muameleye maruz kaldıkları için yavru aslanlar Serena ve kardeşi Merena'nın Afrika'ya getirildiklerinde bakıcılarından ayrılırken ağladıklarını, iyi niyetli olduğunuzu anlamak için gelen bir filin karşısında hiç kıpırdamamanız gerektiğini ve filin sizin niyetinizin kötü olmadığını anladığında arkasını dönüp giderken kesinlikle arkasından gitmemeniz gerektiğini, devasa vatozların planktonlarla beslendiği için -ki deniz suyunu süzerek yapıyor bunu- küçük balıklar için tehlike arz etmediğini ve daha bir çok hayvan alemi bilgisini. Bunları biliyor musunuz? Biz biliyoruz çünkü biz sabaha kadar, evet sabah 5e kadar en sevdiğimiz diziyi izlediğimiz gibi Animal Planet izliyoruz. E sonra öğleden sonra uyan, daha doğrusu uyanama. Arayanlara da heyecanlı heyecanlı hayvanlar alemini anlat, şaşırarak inanamayarak. Örneğin yaşlı bir insanın sepetinden çaldıkları odun kömürü kemirmek geviş getiren bir maymun ailesinin gaz sorunundan kurtulmak için yaşayarak öğrendiği bir şey, anneler çocuklarına öğretiyor. Başka bir maymun ailesinde meme ucu olmayan bir lohusa maymunun yavrusunun beslenemediği için öleceğini bilmesi ve diğer maymunların gelip onu sırtını okşayarak teselli etmesi inanılır gibi değil. Gel de yat, en heyecanlı yerinde bırak gel de yat. Yapılacak işler birikiyor, neredeyse akşam yemeği hazırlama saatinde uyanıldığı için başka hiçbir işe enerji ve zaman harcayamadan yaklaşık bir aydır böyle yaşıyoruz biz. Bir de fiziksel yorgunluklarımızın ruh yorgunluklarıyla bir olup üstümüze çökmesi durumu var ki o da hala anlatılacaklardan.. Sağ bacağımda da Antalya'da mr istenecek kadar bir ağrı çekiyorum yine bugünlerde. Geçen kış fındığım geldiğinde de vardı bu ağrı. Ağlamıştım acıdan. Fındığım çok üzülmüştü hatta. İşin kötüsü mr'da bir şey çıkmadı. Nedeni belli olmayan bir ağrıyla karşı karşıyayız. Sonra ne oldu? Basıldım evet evet biz basıldık . Öğlen saatlerinde kapı çalar. Biz geceden tv açık salonda uyuyakalırız. Babam kapıyı açar. Hayalden bir ses duyarım; komşulardan birinin sesi değil bu. Tanıdığım bir ses ama buralardan değil. Eyvah! Kalkıp kapıya giderim üzerimde çamaşır suyunun dalga dalga beyazlattığı uzun kollu penye; dedim ya uyuyakalmışız öylece salonda, üzerimizde battaniyeler. AAAA Nilgün buuu!! 2007'den beri tanıştığımız zaman zaman telefonlaştığımız, buralardan yorumlaştığımız, bana hediyeler gönderen çok sevdiğim, cana akın, fedakar ve sempatik Nilgün'üm ve yanında tatlı arkadaşı İpek'im. Şaşkınım çok şaşkınım çünkü bir gün önce benden kargo göndereceğini söyleyerek adres istiyor fb'da. Ben de veriyorum. Sonra yine facebookta Fethiye'de olanlar adreslerini versinler yazıyor. Soruyorum hayırdır diye. Bir zaman sonra geleceğini söylüyor şimdiden adres hazırlığı yapıyormuş :) Yedim :) Bu mevsimde beklemiyorum çünkü onu. Ertesi gün kapıda gördüğümde bile o adres istemelerden dolayı zaten burada olduğunu hiç tahmin edemediğimi fark ediyorum. Hemen içeri davet ediyorum ama ev göçük altında kalmış gibi :) Sabahlara kadar hayvanlar aleminin gizemini çözmenin bir bedeli olmalı; ben o bedeli o an ödedim. Evde fare olsa yavrusunu arasa kesin bulamaz modelinde, Allah'tan faremiz yok. Evin genel durumu; akşam tv karşısında 'bundan bir şey yaparım ki' ben deyip başka yaptığım işlerden artan akibetleri belirsiz zavallı kumaş parçaları, battaniyeler; tek bir odayı ısıtabildikleri için aynı odada aynı zamanda uyuyan insan profili, ayaklarım çok üşüyor diye tezgah önüne uyduruk iş modellerimden ördüğüm penye yolluktan kalma ipler vs. Önce utandım ama sonradan komşunun komşuya kahve içmeye gitmeden önce aradığı ilişkiler gibi bir şey değilmiş bizim arkadaşlığımız diye çok mutlu oldum ki. Sadece çay içmeye zamanları olduğundan kısa kaldılar. Benim için güzel geçirilmiş bir zamandı, bu sürprizi hiç unutmayacağım. Hep sevgi, mutluluk ve önemsenmişlikle hatırlayacağım. Soba da tüttü mü sana :( Onları uğurladıktan sonra ben eve bir girişirim :) Kendimi kaybetmişim :D Bana böyle bir ders gerekiyormuş hayvanlar alemine doğru çıktığım derin yolculuktan dönmem için ama ne oldu? Ben o yorgunlukla yine sabaha kadar Animal Planet'teydim :D Pazar günü dönecek olan Nilgün ve İpek'im vedaya geldiklerinde İpek'im 'a sen temizlik mi yaptın?' dedi. Evet yaptım, sizin için yaptım :D Ne yazık ki sadece Türk kahvesi içimi kadar zamanımız vardı ama Türk kahvemiz yoktu :D Ben de değirmenle tane kahve çektim :) Az zamanda beni bu kadar mutlu eden candan can arkadaşlarım Nilgün'üm ve İpek'im sizleri çok seviyorum. Evime gelmeniz beni çok mutlu etti ama bu gerçekten olmadı, bir daha bekliyorum ama bu kez haber verin :P ya da en iyisi biz tivibu aboneliğimizi kapatalım :) Çok özenli, cici hediyer için sonsuz teşekkür ediyorum. Kıyamam ben onları kullanmaya, kitabı okurum ama :) Görüşürüz :)

14 Aralık 2012 Cuma

Yastıkaltı Yatırıma Enteresan İletişim




Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

13 Aralık 2012 Perşembe

AMAN O DUYMASIN!

Defdef:

Muhtemelen böyleydik onunla ve daha sonra da böyle :) Ben önce yerleşip sonra gelendim. Sokakta birimizin kafasına bir taş atar mahalleden bir çocuk; diğerimizin kafasına oturduğu duvarın dibinde yukarıdan bir taş düşer. Aynı anda kafaları yarılıp birbirimizi teselli ede ede eve giden ikiz bebelerdik biz. Bir taneden iki tane. O ben olmayan, bense o olmayan. İsmimizi yanlış söyleyenlere kendimizi böyle anlatır hangimizin hangimiz olduğunu ayırmak isteyenlerin kafasını daha çok karıştırırdık. Çok yaramaz, içlerinin bilinmez bir yerlerdinde kurt kaynatanlardık.
Erdim'in üç yaşındayken sorduğu üzere 'yoksa ikiz miydik biz?' Evet. Kardeşinin hayatından daha az önemli olmayan hayatlar süreriz biz ikizler. Birbiri için endişelenmek kardeşlerin, aile bireylerinin doğasında var ama emin olmamakla birlikte ikizlerinki gibi olmadığını sanıyorum. Tam bilebilmem mümkün değil çünkü ben ikiz olmayan kardeşliği erkek kardeşimle olan kardeşliğimden biliyorum. İtiraf etmeliyim ki ikiz olmak bir aile içinde ikinci bir aile olmak gibi bir şey. Yanlış olduğunu düşündüğün bir şeyi yapmaması için onu engellemeye çalıştığında gözünü oyma isteğinden başka hislerimiz de var bizim. Birimizin başına gelen iyi bir şeye kendi başına gelmiş gibi sevinmek; hatta daha fazlası belki.
Ben hastalığa yakalandığımda çok üzülen canım annemi 'hiç değilse kardeşime bir şey olmadı, bak o iyi' diye teselli ederdim çünkü kişi kendi başına gelene bir şekilde tahammül edebiliyor ama sevdikleri için elinden bir şey gelmemesi katlanılır ve tarifi mümkün olabilen bir acı değil.
Sevincim hayatta kaldığımız sürenin sonuna kadar sürmedi; kardeşim de oniki sene sonra benimle aynı kaderi paylaştı ne yazık ki :( Tanı sonucunun geldiği günü hatırlamak bile istemiyorum, sonsuza kadar aynı üzüntüyle hatırlayacağım bir kaç günden biridir o gün. Büyük Marmara depremi sonrası prefabrik bir hastanenin göğüs hastalıkları bölümünün doktor odası. Defdef'e konan ve bizi çok sevindiren çift taraflı zatürre tanısında kullanılan ilaçlara karşın bir iyileşme seyretmeyince yapılan lupus rutinlerinin sonucunun geldiği işte o gün. Hem de çift taraflı zatürreye bile sevinmiştik, doktorlar durumu kavrayamadığımızı sanmıştı; çift taraflı zatürreye bile sevinen tipler. İkiz Pollyanna'lar gibiydik çünkü genetik olarak yatkınlığından dolayı Defdef'in de lupus tanısı alabileceği gibi bir gerçekle yaşıyorduk.
Tedaviler, bilinen evreler, gerçek deneyimler.. Zaman dedik, sabır diledik. Gençken daha olgun davranamıyor insan. Kendi tanımı aldığım ilk zamanlar hariç hiç ama hiç isyan etmedik. Biz bu gerçekle yaşamayı öğrenmiş ve kabullenmişken canım annemizin kaybıyla önce ben sle seconder skeloderma (scleroderma) benden bir kaç zaman sonra da Defdef sle seconder as tanısı aldı. Ben kullandığım minicik bir ilaç ve Fethiye'ye yerleşmekle skelodermayı uyuttum, remisyona girdim ama ne yazık, çok yazık, o kadar üzülüyorum ki Defdef'in durumunda kullandığı ilaçlara karşın bir değişme olmadı :( Her iki hastalığın aynı kişide bulunma şanssızlık oranı 64.000.000da 1. Buna karşın o 64.000.000da 1 kişi neden biziz acaba demediğimiz gibi bunu düşünmedik bile.
Ben geçen sene şubat ayından beri babam ve daha sonraki yazılarımdan birinde uzun uzun anlatacağım Hakan'ın ve kendi sağlık sorunlarımla ilgilenirken Defdef'ten de 'onun evladı var, keşke benim başıma gelseydi' diye duvarları döve döve ağladığım bir haber geldi. Defdef'e kullandığı ilaçlardan hiçbir fayda görmediği için 'hayati riski kabul ediyorum' diye imzaladığı ve artık ticarethane gibi çalışan sağlık bakanlığı izniyle ki izin verilmediği durumların da olduğu bir ilaç başlanacaktı; prosedürü çok, hayati riskler taşıyan bir ilaç. Defdef ıslanmaktan favaya dönmüş baklayı ağzından geç çıkararak bu ilacın kemoterapi olduğunu çok sonra söyleyecekti.
Defdef'e kemoterapi başlanacaktı. Beyinden vurulma bu olsa gerek. Elinde kulağına yapışık telefonla kalıverirsin işte öyle. Nerede benim toparlayıcı, teselli edici sözcüklerim; Defdef'e değil bana lazım onlar. Defdef dalga geçiyor; 'ilaç çok pahalı, ben pahalı insanım, senin gibi 8 liralık ilaçlara kalmadım haspa' diyor. Ben sessizce ağlıyorum telefondayım çünkü. Telefonu kapattıktan sonra ağzımı tavana açıp höykür höykür ağlama ihtiyacım iştahımı kabartıyor. Benim de ilk tepkim bu. Önce güzel bir ağlamam lazım; sonrasına bakarız.
İlaç onayının gelmesini bekledik uzun süre sağlık bakanlığının önemli zat-ı muhteremlerinden. Onayı hem istiyorum hem istemiyorum. Kafam karmakarışık. İlacın ilk kullanımında hayati risk taşıdığı, daha açık yazmam gerekirse ölümlerin olduğu yazıyor her yerde. Çarşaf çarşaf yazılar ki satır satır ezberlediğim. Onay nihayet iki ay sonra çıktığında zaten burada tatilde olan Defdef'lerle birlikte Kocaeli'ne döndüm. İsteksizce gittiğim ilk ve umarım son Kocaeli seferim benim; sevinçsiz, heyecansız :( Artık kaçmak, saklanmak istiyorum acılardan, üzüntülerden. Karar veremiyorum ilacı alması mı almaması mı daha iyi. Onun için yapabileceğim hiçbir şey yok, el kol bağlı bekleşiyoruz. Kafa dolu, kafa ikiye bölünmüş. İlacı almadan önce yerine getirilmesi gereken ön hazırlıklar var. O ilacı alabilmek için bir aşı olması gerekiyor Defdef'in. Aşı yok, hiçbir yerde bulamıyoruz. Bir yerlerden getirtilmesi gerekiyor. O süreç uzasın mı kısalsın mı, yer yarılsın da ben içine girsem iyi olmaz mı? Yer yarılsın içine gireyim, biri üstümü örtsün ve ben orada kalayım, habersiz olayım. Düşünmeyim, aklımı yitireyim, film orada kopsun istiyorum.
Sonunda aşı Defdef'in stajyer öğrencisinin eczacı babası tarafından bulunuyor. Defdef'le hastaneye giden ben olmayım istiyorum. Birimizin Erdim'le evde kalması gerekiyor çünkü yaz günü Erdim ateşler içinde yanıyor yavrum. Eniştem Defdef'i hastaneye götürüyor ama ilaca başlanması için izlenmesi gereken bir dünya prosedür var. Sakarya'ya gidilecek. Kocaeli'de bulunmayan uzman doktora imza attırılacak vs de vs çünkü bu insanların sağlık durumları prosedürleri izleyecek kadar iyi durumda! Her birinin yanında refakatçısı var, gidip gelecek kadar paraya sahipler ve her birinin keyfi yerinde. Sanki hasta değil bu insanlar.
Erdim'i ateşini düşürmek için 'teyze n'olur, hayır teyze' diye çığlık çığlığa ağladığı halde göz yaşlarıyla soğuk duşa sokup sokup çıkarıyorum. ikimiz de burun deliklerimizden baloncuklar çıkarana kadar ağlıyoruz. Birbirimize sokulup ağlıyoruz. Erdim 'teyze çok üşüyorum, yanımdan penguenler geçiyor' dedikçe çocuğu götürüp duşa atıyorum. Aslında ben hem Defdef'e hem Erdim'e hem başımıza gelen bunca şeye rağmen neden hala yaşamak için bu kadar ısrarlı ve inatçı olduğumuza ağlıyorum. Öleyim ya ben diyorum; öleyim de bitsin bütün acılarım. Erdim ateşlenme evresinden daha çabuk kendine geliyor ve 'bir lahmacun olsaydı daha iyi olurdum' diyor. Lahmacun istiyoruz. Işık hızıyla lahmacunları yeyip babamız görmesin diye karşı komşumuz öğrenci kızların kapısına koyuyoruz lahmacundan arta kalan kanıtları kıkırdayarak :)
Defdef'in durumunu Erdim'e hissettirmemeye çalışıyorum.Dua ediyorum, Allah'a yalvarıyorum. Zaman zaman eniştemle haberleşiyoruz, eniştem Defdef'in iyi olduğunu ve her şeyin yolunda gittiğini söyledikçe içime mutluluk doluyor. Evde olmalarını beklediğimden daha geç bir saatte nihayet geliyorlar. Defdef perişan, yüzü sarıyla yeşil arası garip bir renk. Göz çevresi küf yeşili. Hemen yatırıyoruz onu. Ağlamamaya çalışıyorum, yüzündeki renk değişikliğini anladığında 'yok canım sana öyle geliyor' diyoruz ki çok sonra gerçeği itiraf ediyorum. Yaklaşık bir hafta kadar sanki yeni bir astma krizi geçiriyormuş gibi ne doğru düzgün uyuyabildi ne yardımsız tuvalete gidebildi. Yemek yiyemedi. İçim acıdı onun o haline. Hangi sözcükleri bir araya getirsem de tarif edebilsem o üzüntümü yine de anlatamam, bunu başaramam. İkinci kürü bir hafta sonra alacaktı. Bu kez ben gittim hastaneye onunla birlikte. İlk kürden tanıştığı arkadaşlarıyla tanıştırdı beni, hepsiyle kader arkadaşıydı ve birbirlerini çok iyi anlıyorlardı. Defdef'le lupus hastası Füsun'a kırmızı rahat koltuklardan kalmadığı için ikisini normal sandalyeye oturttular. Önce ağrı kesicilerini aldılar ama daha fazla dayanamayıp sandalyede kendilerinden geçtiler. Ölseydim de onların o halini görmeseydim. Hemşireye rica edip onları aynı odadaki yataklara yatırdım. Yarı baygın gözlerle ilacın bitmesini beklediler.Bütün bunlar perimin ben Kocaeli'deyken Fethiye'ye tatile geldiği günlere denk düşer ki ikinci kür günü Defdef kürünü alırken ben bekleme salonunda telefonda perimle konuşuyordum. İlaç bitti. Sanki külçe gibi ağırlaşmış kardeşimi kantine indirdim, kardeşim ne ki bütün dünyaydı sanki taşıdığım. O kadar üzgündüm :( Kantinde ben görme kaybımdan dolayı kullanamadığım için Defdef'in araba kullanabilecek hale gelmesini bekledik. Sonra kadın aklına o an bir şey gelmiş gibi aniden kendine geldi; 'babaanneden Erdim'i almamız lazım. Hadi gidiyoruz' dedi; Erdim onu hayata ve kendine bağlıyordu. Sanki az önce yerlerde sürünen kendisi değil gibi.
Yine en az bir hafta ilacın etki sürecini yaşadık ama bu kez ilkinden daha az. Ben bunları yazarken o günlere ilişkin acılarımın hiç değişmediğini fark ettiğim göz yaşlarımı akıtıyorum yine sessiz sessiz :(
Ramazan bayramıydı ve bayramda bari evinde ol diye gönderdiler beni. Bayramın ilk günü bindim otobüse. Kocaeli-İzmir-Fethiye; motorsikletliye çarpma badiresi atlattığımız tam 14.5 saat süren delirten bir otobüs yolculuğu sonunda evime geldim kalbimi, aklımı kardeşimde unuttuğum.
Defdef şubat ayında son kemoterapisini alacak ve ben Allah nasip kısmet ederse yine yanında olacağım. Bu aralar ne mi yapıyor? Hayatına devam ediyor.Bir beden eğitimi öğretmeni olarak okul takımları çalıştırıyor, bıraksan kaybolacak 25 özel kişilikli çocuğu okula bağlamaya çalışıyor. İsterlerse her şeyin üstesinden gelebileceğini örneklemelerle gösteriyor çocuklarına; örneğin çeşitli bağlantılar kurup okulu; yanlış okumadınız oda değil koca bir okulun boyanmasını sağlıyor. Yine çeşitli bağlantılar sonucu bir graffiti sanatçısı bir şişe ayrana spor odasının duvarlarından birini içinden sporcuların çıktığı bir dünyaya çeviriyor. (ayrıntısı sonra)
Bütün bunları kardeşim koluna yapışık ağrı kesici bantla yapıyor. Rapor almıyor, izin kullanmıyor. Ben onda, o bende azim, güç ve zafer görüyoruz. Birbirimizin aynadaki yansımalarımızla birlikte aslında biz ikiz değil dördüzüz. ikimize bir şey olursa yansımadaki ikizlerimiz hakkından gelir bütün dertlerimizin.

Ve bir demet Defdef;














Ben olumsuzluklara karşın içindeki kurtları yaşatan kardeşimle gurur duyuyorum..

7 Aralık 2012 Cuma

EĞİL KULAĞINA Bİ' ŞEY SÖYLİCEM..


Başım önde ayalarımı şakaklarıma dayayıp  düşünmeye başlayalı yarım saati geçti. Gerçek hayattan esinlenilmiş polisiye dizilerindeki gibi canlandırma yapmaya çalışıyorum ama ipin ucunu nerede kaçırdığımı bir türlü bulamıyorum; ipin ucunun bir yerde kaçtığı kesin.
Aralığı saymazsak iki ay sonra tam bir sene dolacak hastane hastane gezmelerimizin. Önce babam bir operasyon ve Antalya'da da bir anjiyo geçirdi. Ankara'yla olan hastane bağım doktorumun emekli olması ile koptuğundan romatoloji bölümü bulunan bir hastaneye ihtiyacım vardı ; babamın anjiyo olduğu hastanede bu işi de hallettik. Internetten araştırıp bulduğum bir doktorum var artık ki emekli doktorum Prof. Meral Çalgüneri'nin öğrencisi olması da en büyük şansım; sanırdım ki Meral hocamın üstüne gül koklamam.
Yeni doktorumun önerisiyle 23 senedir aslında sıtma tedavisinde kullanılan ama LUPUS ataklarını önlediği için benim de müdavimi olduğum kinin etken maddeli ilacımı göz dibimde birikmesinden dolayı ne yazık ki bırakmak zorunda kaldım. Ne yazık ki diyorum çünkü doktorumun söylediği üzere ya gözlerimi kaybedecektim ya da lupus atağı olup olmayacağını beklemek üzere ilacı kullanmadan ilk üç ay sonunda ne yapacağımıza karar verecektik. Sağ gözümde göz tembelliğinden (ambliyopi) kaynaklı olduğunu sandığımız ciddi bir görme kaybı var ki kendisine çok güvendiğim ve sevdiğim bir göz doktoru sağ göz merkezimin aslında hiç oluşmadığını bile söylemişti. Ayrıca küçükken ben şaşıydım.
O üç ayı tedirginliklerle, kendini dinlemelerle atlattım. Her günüm bir lupus atağına daha katlanıp katlanamayacağımı düşünmekle geçti çünkü hastalığa ilk yakalandığımda kafa kemiğimden ayak parmak uçlarıma, burun ve kulak kıkırdağıma kadar katlanılması belki imkansız değil ama çok zor olan ağrılara bir daha dayanamayacağımı düşündüğümden ölmek istediğimi  söyler dururdum kendi kendime, doğal yollardan ölemezsem de kendimi öldürebilecek cesareti bulmayı dilerdim içimden. Öyle acı çekerdim ki. Neyse korkulan olmadı. Aslında ben böyle olmayacağını biliyordum çünkü ben acı bir patlıcandım ve kırağı çalmazdım ama yine de bekleme sürecinin getirdiği kurguları gayet güzel yaptım:) Antalya bisikletle merkeze gidiyorum gibi bir yer ya artık bizim için. Yine gittik. Lupusa ilişkin herhangi bir sıkıntı hissetmediğim için rahattım ama lupusun insanı sinsice nasıl rezil ettiğini bildiğimden yeniden istenen rutin sonuçlarını görene  kadar bu hissimden tam da emin olamadım; birilerinin bana belgelerle gelmesi gerekiyordu :)
Bu arada sağlıkla ilgili durumlarda hayat bana 'pimpirikli' olmayı öğretti. Lupusa yakalanma hikayem dört ay sol el orta parmağımın sadece sabahları ağrıması ile başladı. Zona ise kaba etimde büyüteçlerle bile görülmeyen sadece toplu iğne başı kadar bir ağrıyla. Onyedi gün koyu lacivertten mora dönmüş patlak damarlarla günde üç kez alınan hatta alınamama riskyle karşı karşıya kalınan bir damar yolu tedavi süreci. Oysa ağrı kesici al geçer demişlerdi; işte bu nedenle kimileri için 'aman canım ne olacak bir ağrı kesici al keser' gibi algılanacak şeyler benim için aynı anlamı taşımıyor. Kan vermem, film çektirmem ve belgeleri görmem gerek benim :) Şimdi geçen yaz bulamadığımda Banuca'mın ta İzmit'lerden hem de beş  kutu birden bulup gönderdiği o ilacı hala kullanmıyorum. Yollarımız ayrıldı ama lupus atağı riskim bu nedenle sürüyor. İlaca başlarsam da gözlerimi gözden çıkarmış olacağız. Bir ya da iki ay içinde bir kontrol daha olmam gerekecek. Bu da demektir ki caaaanım fındığımı ve Nalan ablamın kardeşi caaanım Canan'ı; nam-ı diğer önce Canan sonra Canan'ı yeniden görebileceğim :) Hastane işlerim olmasa yine giderim ki ben onları görmeye :)
Ben bunlarla uğraşırken aslında çok daha büyük, beni kendi derdimden çok daha fazla üzen iki sıkıntım daha vardı. Yazarken bile burnumu sızlatan, ağlarsam da gözyaşlarımı göstermeden silmemi gerektiren ama şimdi devam edemeyeceğim bu sağlık konularına.
Bunun dışında çok da bir şey yapmadım; yapamadım. Ya çanta hazırladım ya gittiğim yerden dönmüş şekilde çanta boşalttım. Her gittiğim yerden Fethiye'yi ne kadar özlediğimi düşünerek döndüm. Burayı çok seviyorum; bir de evimde oturabileydim..
Bitti mi; hayır. Hastane maceraları sürdü de sürdü.
Doz aşımı olmasın, yarın devam edeyim?






Elma yarım Defdef ve ailesi Fethiye'ye tatile geldiğinde bir kanyonda rahatsız ettim bu arkadaşları..

5 Aralık 2012 Çarşamba

O ŞARTLAR..

Belki de yeniden yazmaya başlamak için beklediğim şey budur. 
O, eşi, ve cicisi benim için çok özel. Canım benim çekiliş yapmış, şartlarına ba-yıl-dım! Aramızdaki özel ilişkiden dolayı ben katılmayacağım ama siz katılın. Şartlar çoook güzeeeeel :)
Belki bu duyuru başlamam için bir neden olur.
Anlatmak, paylaşmak ve yaşadığım deneyimlerden başkalarının da yararlanması için yanıp tutuşuyorum ama sözcükleri avlayamıyorum. Nereden başlasam kısmının çok başındayım uzun zamandır..


Nereden başlayım?

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails