30 Haziran 2010 Çarşamba

EYVAH!

ŞİİR :P
Pastaların cesur prensesidir yarın bize gelen.
Dedi ki telefonda 'tatlılar benden'
Peki tuzlular kimden?
Madem öyle tuzlular da Gülen'den.
Olayın EYVAH! kısmı da budur zaten.
Eyvah ki ne eyvah!

ÖZÜR DİLER ŞİMDİDEN GÜLEN!

29 Haziran 2010 Salı

YAŞ GÜNÜ ŞENLİKLERİ BİTTİ :( ÇOK TEŞEKKÜRLER ve YORUM YORUMLARI

Canım öğretmenim aysema; iyi ki doğmuş olduğumuzu faceblog'da söylemiştiniz. Güzel dilekleriniz için candan gönülden kopup gelen bütün duygularımla çok teşekkür ediyorum. Siz de evlatlarınızla sevdiklerinizle kutlayın bütün özel günlerinizi. Tanışmak için can atarken öpüyorum sizi büyük büyük :*

Oynatmaya az kalan, Sem'in çok sevdiği Gülen'in çok sevdiği Sem'i; çok teşekkür ederim. Mutluluğun kare ası sen de evlatların ve Hakan'cığınla hep bugünkü gibi mutlu ol. Üzülünce de tam üzülüp dibi görenlerdenim ben. Duygularımın vasat hali yok. Sevinç de, gülmek de, üzülüp ağlamak da dağlarım kadar yüksek.. O sol yanını acıtan acıyı bu duygu yüksekliği özelliğimden dolayı nasıl yaşadığımı anlamış olmanı hiç istemezdim :(
Ben kaldım böyle, çocuk gibiyim :( Beyaz Bulut ve Karam Karamel'i ve senimi öpüyorum. Karam Karamel'in neresi Superman?
Şenay'ım, kurbaam da o güzel Doğa'cığımın neresi kurbaa? Kurbaa murbaa değil bi' kerem o. Ondan olsa olsa ceylan olur. Belki sen değil ama ben farkındayım; blog açtığından beri Doğa'm, büyüdü. Bizim bu mucizeye tanıklık etmemiz ne büyük şans. Seni tanımış olmamdan dolayı da kendimi mutlu hissediyorum.. Sizin de özel günleriniz hep birlikte geçsin. Güzel dileklerin için sonsuz teşekkürler; her ikinizi de çok öpüyorum..
Sibel'im; araba kullanmayı çok seviyordum ama bir gün babama 'baba şu araba gidiyor mu geliyor mu?' diye sorduğumu babam sağa çektirip park ettirdikten ve arabanın anahtarını aldıktan sonra söyleyince fark ettim. Bu çok büyük bir haksızlık, yani bir arabanın gidiyor mu yoksa geliyor mu olduğunu fark etmeyecek kadar bir göz sorununa sahip olacaksın ve araç kullanmaya devam edeceksin. Olacak iş değil. Bana benzer bir sürücü bana ya da sevdiklerime olması gerekmiyor; bir canlıya zarar verse ne kadar üzülürüm öfkelenirim diye düşündüm hep sonradan. Ve bir daha araba kullanamayacak olmam beni artık hiç üzmüyor çünkü her ne kadar kardeşim Dolunay dereceleri olan otomobil sporlarıyla ilgili profesyonel bir yarışçı da olsa şoförlüğümü yapma konusunda hiçbir zaman isteksiz olmadı sağ olsun. Üstelik Fethiye'de araca hiç ihtiyacım yok. İki aydır asortiğin arabası dışında sadece bir kez toplu taşıma aracı kullandım :) Yürü her yer yakın :) Evet, sanırım doğmakla iyi bir şey yapmışım. Bir taşla iki kuş; Sedef ve ben. Samimiyetin için sonsuz teşekkür ederim. Ben de öpüyorum çok :* Yeni evinde güle güle, sağlık ve mutlulukla otur. 7.caddeyi benim için de turla :)
Nedret ablam; sen böyle diyorsun ya sırf seni görmeye yanına geleceğim :) Gelince yüzyüze hesaplaşırız artık. Üç aşağı beş yukarı anlaşırız :) Ablam çok sıkıntılarım oldu; sağlık sorunlarıyla baş etmem gücümü yordu. Artık iyiyim. Mutlu bir yaşlı olmak istiyorum ve böyle olması için de dua ediyorum. Öpüyorum güzel ablacığımı :*
Doğum günü pastamı iki ay öncesinden yapan kekik kokum; çok teşekkür ederim canım benim. Hayat bu üzüntüler de olacak, kederler de olacak ama güzel ve kahkahalı olanları alayım ben. Üzülmek, kırılmak, acı yaşamak istemiyorum artık ama ne mümkün :( Elim ayağım uyuşuyor her şehit haberinde :( Sanki gidenlerin her biri evladım gibi içime düşüyor acıları. Gazetelerdeki fotoğraflarına bakamıyorum evlatların geceleri rüyalarıma giriyor diye. Benim market araçlarıyla sıkıntım yok neyse ki :D Hız yapıp tekerlerin olduğu alt kısmın bağlantı çubuklarına basarak keyif yapıyorum. Bu kadar büyük birinin böyle bir şey yapıyor olmasına ses etmiyor görevliler; muhtemelen 'rahatsız' diyorlardır ama çok eğleniyorum ben :D Öpüyorum Derin'im ve senimi :*
Nurhan'ım; beni mutlu eden güzel dilekleri bütün içtenliğimle ben de sen ve sevdiklerin için diliyorum. Üçümüz adına kutlamaları ben kabul ettiğim için üçümüz adına teşekkürü de ben ediyorum. Evet, Fethiye çok keyifli bir yer. Sessiz, sakin, huzurlu. Sanırım 'huzur' dedikleri şey Fethiye gibi şirin, küçük yerlerde saklı. Ankara'da huzursuz muydum? Yok değildim ama büyük şehir rahatsız bir yermiş. Bunu Fethiye'de anladım. Kol ağrımın nemden dolayı zaman zaman zorlamasının dışında hiç şikayetim yok. Ankara'da çok iyi baktığım halde yaz başına kadar kapatmayı başaramadığım çatlamışlığından oluşan el üstü kanlı yaralarım geçti. Geldiğimden beri hiç krem sürmedim ellerime. Ellerimi izliyorum sık sık, dokunuyorum. İpek gibi, yumuşacık, pırıl pırıl. Ben bu elleri hiç böyle görmemiştim. Geldiğimde çok sık acıkıyordum; sanırım deniz havasından. Uyum sağladım artık. Düzenli yiyorum. Vücudum da az da hale yola girmiş ben de yeni fark ettiğim üzere. Çok teşekkür ederim samimiyetine, ilgine. Çok öpüyorum canım benim..
Sınav telaşesine karşın elinde iki paket pasta ve doğum günü armağanımla kapımı çalan canım asortiğim; seni sevdiğimi ne kadar söylesem o kadar yetmez, o kadar az ve eksik kalır. Güzel ve iyi kalbinden geçen bütün dilek ve isteklerin yerini bulmasını dilediğim canım asortiğim arkadaşlığın, sahiplenen sevgin için, hakkımdaki mutlu ettiği kadar mahcubiyet hissettiren düşüncelerin için binlerce kez teşekkürler.. Seni tanıyınca buraya yazmak ne kadar zor biliyor musun? Armağan mankenliği için bakınız bir sonraki yazı :) Defdef, blog ve ben seni tanıdığımız için kendimizi kutluyoruz :))))
Banuca'm; öpücüklerimi kendimin alacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum, o günün ucuna ip bağladım çekiyorum gelsin diye. İyi, tatlı Banu'm çok ama çok teşekkür ediyorum. Sen de sevdiklerinle, güzel evinde güzel ve özel günler kutla. Hep ve çok mutlu ol. Arkadaşların, dostların, sevdiklerin peşini bırakmasın. Ben değil o çocuk beni bırakmıyor :( Ciddi söylüyorum hakikaten zor anlar yaşıyorum zaman zaman bu çocuk yüzünden.
Sevgili Demli Hayat; duyarlı, içsel Demli Hayat; güzel dileğiniz için çok teşekkür ediyorum. Aynı dilekleri sizin için de ben diliyorum bütün kalbimle. Günlerdir bloğunuzun açılmadığını size nasıl ileteceğimi bilmiyordum. Neyse ki bugün başardım :)
Peri'm; geç görmenin ne önemi var canım benim? Kalbinden geçen bütün iyilikleri bilen şanslı kişilerden, arkadaşın olma şansını yakalamış özel biriyim ben :) Hem sen gezersin sen hafta sonları, biliyorum. Hep gez sen. Hafta sonları gezecek kadar enerjin, sağlığın ve paran hep olsun. Anlattım sana neden kendime meşgul insan süsü verip geri dönmediğimi :P
Not: Rodeoda 15 saniye bile duramamış erkek kardeşe çocuk mu emanet edilirmiş :D Çabuk al çocuğunu geri ama neyse ki her ihtimale karşı rodeo mağduru kişinin çocuğunu da sen almışsın :P Takas :))) hihihihihihiih Güya 30 sn.den fazla kalmışmış. Ben gördüğüme inanırım :D
Nur'um, annem, yaşam gurum; ilk blog arkadaşım, ilk günden beri beni yalnız bırakmayan, desteğini kendi kızlarına hissettirdiği gibi hissettirip can acımı hafifletmek için elinden geleni yapan canım Nur'um; her şey için çok ama çok sağ ol. Daha konuşacak, anlatacak çok şey varken üç saat içinde kaçıp gitmene hala bozulduğumu biliyor olman belki buraya gelişini çabuklaştırır diyorum? Benim pazara gittiğim saatleri belediye anonsuyla duyuracaklar yakında, pazar boşalacak ve ben alış verişimi rahat rahat yapacağım ya da insanlar dizlik takıp gelecekler pazara. Bir orta yol bulunur nasılsa :)
Çelebi'm; anlamadım neden özür diledin ki sen? Benim doğumumun özürlük bir durumu mu var? Verdiğim kalıcı rahatsızlıktan dolayı özür dilemem gerektiğini mi hatırlatmak istiyorsun yani şimdi sen :P Özür diliyorum o halde :P Sen benim saks mavisi prensesimsin, her ne kadar mor sevdalısı da olsan saks mavisini sever oldum o kıyafetinin içindeki senden. Evet hakkını asla ödeyemeyeceğim anneciğim iyi ki tek başıma doğurmamış beni. İyi ki bir ikizim var. Hazır bez ve mamaların, çamaşır makinelerinin olmadığı yıllarda bizi yakmadan, düşürmeden büyüten canım annem çok seviyorum, çok özledim. Bana emanetini koruyorum, babama iyi bakıyorum. Gerçi önceki akşam beni delirtti ama burada anlatamam. Nasılsa kavuşacağız anneciğimle. O zamana kadar huzurlu olsun anneciğim. Beni çok sevip koruyan, sayan iki erkekle birlikteyim. Çelebi'mi çok seven Gülen çok öpmek istiyor seni kanlı canlıca :)
Fındığım, sağ ol deli kızım benim :) Seni tanımış mutlu Gülen seni öpüyor, yakın bir zamanda istiyor bunu yapmayı hem de :) Hayatımın bir ömür stresten uzak geçmesi için çok şey mi istiyorum acaba? Terör bitsin, insanlar rahat ve insanca, huzur içinde, insan olmaya yaraşır biçimde yaşasın. Kendim için ne diliyorsam dünyadaki bütün insanlar için de diliyorum. Umarım görmeyi dilediğim dünyayı görmeden çekip gitmem buralardan; yani ölümsüzlük istiyorum ben bu durumda dünyanın haline bakılırsa aslında ben ölümsüzlüğü istiyorum :/
Ayrıca yaş alma günümüzü telefonla kutlayan Ali abim, Ecem, Nalan ablam, bizimgibilerim, Çınar'ım, Bilun'um her ne kadar konuşmayı bit türlü beceremesek de Cansu'ma çok teşekkür ediyorum..

26 Haziran 2010 Cumartesi

DOĞUM GÜNÜMÜZ ÜÇLEMESİ :)

Bugün, üçümüzün yaş alma günümüz, yeni bir yaş daha alıyoruz.
Defdef, ben ve bu bloğun yaş günü :)
Geçen yıldan beri yeni bir yaş alacak kadar hayatta kalabildiğimiz için şanslıyız.

Özledim Defdef'i, hayatla 20 dakika arayla; şansla, şanssızlıkla, mutlulukla, mutsuzlukla, başarıyla, başarısızlıkla tanıştığımız Defdef'i özledim.
İyi hissettiren her duyguya ait %50 şansımız vardı.
Denedik.
Risk mi; hayat bir şans olduğu kadar %50 de risk almaktır.
Onu da aldık :)

Telefon çalıyor, zorlukla açıp yanıtlıyorum. Arayan Defdef.
-Defdef trafikteyim, araba kullanıyorum. Sonra arasam?
Defdef göz sorunumdan dolayı araba kullanamadığımı bildiği halde vardır bir bildiği diye düşünürken tamam deyip kapatıyor telefonu çünkü pazardayım çünkü arkamda oraya buraya savurarak çarptığım, mukayyet olmakta beceriksiz davrandığım bir pazar arabası sürüklüyorum sarsakça. Sonradan Erdim 'teyze sen artık araba kullanıyor musun?' dediğinde açıklıyorum durumu. Çocuğumun araba kullanmama duyduğu sevincin kursağında kalmış olmasının tezahür cümlesinin doğallığı: 'ciddi biri değilsin teyze! İyi de ben gerçekten araba kullanıyordum :P
'hala ciddi değilsin teyze!' Evet değilim :)

Dilimin döndüğünce bir yaş alma yazısı yazmak istedim; hem kendime, hem Defdef'e anı olacaktı güya ama asortiğimi okuyunca tıkandım, utandım :/
Ve ilk kez başaramayacağımı bile bile susmak istedim.

Ben suskun biriydim; bu beni yeni tanıyanların inanmakta zorlanacağı bir şey ama evet ben konuşan biri değildim. Ben suskunluğumun yerini zaman zaman 'sus Allah aşkına sus! Bi' sus' cümleleriyle konuşma anlarımdaki kendimden geçmişliğimin yüzüme vurulmasını hep ciddi bir hastalığın 'geride söylenecek bir şey bırakmama' içgüdüsünden kaynaklandığını düşünürdüm. Ama şok! Böyle olmadığını yeni öğrendim. Böbrek üstü bezlerimdeki adrenalin salgımın fazladan fışkırması :P nedeniyle sabırsız, duramazlığımdan çekilmez biri olup çıkmışım meğerse. Ve bunu bana kim mi söyledi? Şu an evimizde yatılı konuk olarak bulunan bir veteriner hekim :) Önemli değil, küsüp barıştığımızda Hakan bana 'eşek sıpası' diyor :) Bir olay olurken o an için ince düşünemediğimi sonradan fark edersem 'ben bir öküzüm' diyerek en özünden eleştiri yaptığım da olur.

BLOG DİYOR Kİ;
Geçen yıldan beri hastalığımda, sağlığımda, varlığımda, yokluğumda, kederimde, sevincimde Gülen'e ortaklık eden bütün blog arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gülen güçlü bağ hissettiği arkadaşlarının yanında olmalarından dolayı duyduğu mutluluğu anlatmayı nasıl başarabileceğinin yolunu bilmiyor. Saatlerdir yüzünde bir tebessümle arkadaşlarını düşünüyor, hepsini ne kadar sevdiğini, onlardan birinin başına iyi bir şey geldiğinde ne kadar sevindiğini, aksi bir şey olduğunda gerçekten üzüldüğüne tanığım ben..

BEN:
Yaş aldım, büyüdüm ama hala ciddi biri değilim :)
Yaş aldıkça bilmeden yaş almamayı seçmişim farkında değilim.
Hayat güzel mi?
Benim için evet.
Ama artık hayatta olmayanlar için çok mutsuzum :(
Hayatta olma nedenim annemi çok özledim..


Kesin özlemişsinizdir siz şimdi beni :P
Hazır kilom da uygunken bir Fiona oluvereyim dedimdi :)

Asortiğim seni çok sevdiğimi zaten biliyorsun.. Her şey için teşekkürün bini bir para..

Buraya da yazdım bugün :) Çok çalıştım çooook :)

24 Haziran 2010 Perşembe

AŞK-I MEMNU FİNAL BÖLÜMÜ SENARYOSUNU ELE GEÇİRDİM :) !!!!!

Ben biliyorum.
İzleyenlerin merak ettiği bütün detayları ben biliyorum.
Aşk-ı Memnu finalini ben biliyorum.
Nasıl mı?
E orasını hiç sormayın :)
Hamili kart yakınıyım diyelim olsun bitsin :)

Şimdi bu aşktan gözü dönmüş artık depresmiş, agresif zaman zaman histeri krizlerine yol açan hastalıklı aşkıyla başı dertte olan hanım kişi Bihter'den mi başlasam?
Olgunca efendi tavrından çıkarcı ve çalışmadan, üretmeden yaşamak tek amacı olan kişilik Firdevs hanım faktörüne karşın beyefendiliğini hiç bozmadan o evde yaşama becerisini gösteren Ednan beyden mi?
Uçanın kaçanın kaçarı olmayan, ağına düştüğünde arkasında üzülmeyen kadın bırakmayan mavi göz Behlül'den mi?
Topuklu ayakkabılarının üzerinde büyüttüğünü sandığı kendisine yabancı ama hala çocuk Nihal'den mi?
Bülent, Bihter'e anne diyor. Ona sözüm yok.

Bihter: boyu hemen diz üstünde biten turuncu elbisesini giydi aceleyle. Geç kalmıştı. Her geç kaldığında O'nu bir gün görmeme cezası alıyordu. Diğerlerinin bulunduğu bölümden ayrı olması onu mutlu ediyordu. Buraya ilk getirildiği gün şu an mutlu olduğu bu şeye sevineceği aklının ucundan bile geçmezdi. Dışarı çıktı. Yere oturdu. Kendini vurduğunda ameliyat için yatırıldığı hastanede kesilen cezası uyarınca gözüne gömülen lensler her şeyi çok büyük görmesine neden oluyordu ama günün birinde bunu da hayatının bir parçası gibi olağan kabul edeceğini bilmiyordu. Üstelik ömür boyu olarak kendine biçilen bu ceza, anestezi baygınıyken zerk edilen ölümsüzlük aşısı nedeniyle hiç bitmeyecekti.
Karşıdaki (!) adada yaşamaya mahkum edilen Behlül'e kitledi bakış mekanizmasını. Şimdi bütün gün sanki yanındaymış gibi görebildiği Behlül'üne sadece dokunamıyordu. Bihter nereye bakarsa baksın gözlerinin önündeydi Behlül, göz mekanizmasına kilitlenmişti. Sanki gerçek gibi, sanki uzansa dokunabilecek gibi. İlk zamanlar kendisini fark ettirmek için giriştiği bütün çabaların olumsuz sonuç vermesi artık kabullendiği bir durumdu.
Dokunamasa göremese bile bakışlarındaydı Behlül. Artık yetiyordu..

Behlül: Bihter'in yaşadığı adanın binlerce kilometre ötesinde tek başına bir adada.
Dişi sineğin bile olmadığı,
Kadınsız, cep telefonsuz, arabasız, internetsiz.
Hatta öyle bir ada ki bitkilerin çiçeklerinde bile dişi üreme organlarının olmadığı bir ada..
Bihter'in kendisini her gün izlediğini bilmeden..
Yaşıyor.
Kabullenmiş..

Firdevs hanım: sevgiyle yönetilen, konuklarının asıl sahipleri olduğu bir huzurevinin tek sevgisiz çalışanı. Zaman zaman konukların odasını temizlerken onlara ait kıyafet ve takıları üzerinde denerken yakalanıyor ama çalışmasına hala izin veriliyor çünkü gidecek hiçbir yeri yok..
Yüzüne yaptırdığı estetik sayesinde Firdevs hanım olduğunu gizleyebildiği için kendini şanslı addediyor..


Nihal, Behlül benden ne saklıyor diye sorarken :)

Nihal: hala 'ne oldu Behlül'ün benden sakladığı bir şey mi var?' derken nikah memuru sorusunu tekrarladı.
-Ednan Bey kızı Nihal Ziyagil Beşir Beşirgil'le evlenmeyi kabul ediyor musunuz?
Nihal: Evet ama Behlül'ün benden ne sakladığını söylerseniz..

Ednan Bey: Deniz hanımın farkına varamadığı için pişman ama vaz geçmiyor. Her reddedildiğinde Deniz hanımın gözüne girebilmek için yeni fikirlerle dönüyor evine..

Cemile: Cemile olan adını Jamie Lee şeklinde değiştirip Almanya ziyareti sırasında el kol hareketleriyle yol-iz sorduğu sırada tanıştığı Hasan dediği Hans'la evlenip Almanya'ya yerleşti.

Jamie-Lee'nin anne babası yalının alt katının tapusunu onların üzerine yapmak isteyen Ednan Bey'i kırmadılar. Şimdi kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davrandıkları çalışanlarıyla çok mutlular.

Bülent: Behlül ve Bihter'i hiç özlemiyor..

SEZON SONU: VEDA..
YAŞASIN AŞK-I MEMNU'DAN DA KURTULDUK :)

23 Haziran 2010 Çarşamba

NEFRET EDİYORUM!

Genelkurmay’dan beklediğiniz o tatmin edici açıklamayı icraatlarınız hakkında biz yıllardır bekliyoruz.

Ülkemin kaderini tayin eden verilmiş kararların nedenini niçinini bilmek istiyoruz.

Ama millet iradesiyle oradalar!

Soramayız!

İdare ediliyorum ama iradesizim!

Sorgulayamam!

Neden?

Çünkü iradesizim..

Bana, ülkeme layık görüleni sessizce yaşıyorum!

Sesini çıkarma!

Sus!

Askeri araç uçuruyor artık hainler!

Vedalaş her çıkışında evinden sevdiklerinle.

Bir çöp kutusunun yanından geçerken, balkonda otururken, askeri araç içindeyken bir hain kurşunla buluşuverirsin.

An meselesi!

Bunlara layık görülmekten, böyle yönetilmekten, beni böyle yönetenlerden nefret ediyorum!

NEFRET EDİYORUM!

20 Haziran 2010 Pazar

BEN SENİN CİĞERİNİ BİLİRİM..

Duymak istemiyorum
Çok sıkıldım artık!
Her tekrarlanışında kendimi ‘onların’ yerine koymaya cesaret ediyorum da kalbimin derinliklerinde hissettiğim bu acının ‘asıl’ sahiplerini ne kadar acıttığını düşünmeye cesaretim yok.
Çok üzülüyorum!
İçimde büyük bir öfke duyuyorum ve bu öfkenin küllenmesine engel olmak istemiyorum!
Alışmadım ben!
Sıradanlaştırılmaya çalıştıklarında daha da artıyor öfkem!
Dağdan inen çapulcu ‘pişman değilim’ diyor.
Hayatlarının baharına değmemiş gencecik oğullar tahtadan kutularla geliyor köy mezarlıklarına.
Hainleri sevindirmemek için göz yaşlarını boğazlarında yumru olarak taşıyan ana-baba-evlat, eş, kardeş sabırdan taş.
Gökyüzüne karışan ağıtlarda katlanılması imkansız acı saklı.
O kadar üzgünüm o kadar öfkeliyim ki!
Adamlar hala açılım tam gaz devam edecek diyor!
Adam kendine kapanan AB kapılarını zorlayıp istenmediğimiz yere ittire ittire sokmak istiyor bizi.
Sen suratsız kapı komşunun bir tokat gibi yüzüne çarptığı kapının arasına son hamleyle ayağını koyar da açılmaması için ne gerekiyorsa yapılan kapıyı açmak için zorlar mısın?
Sen seninle görüşmek, iletişimde bulunmak istemeyen komşunu seninle görüşmesi için zorlar mısın?
O kapının sana açılması için bin çeşit takla atar mısın?
Kapı komşun bunu yapsa burun kıvırıp ‘a o da kim ki beni istemiyor, beni istemeyeni ben hiç istemem’ deyişini hayata geçirir kapı önünde karşılaşmamak için bile asıl o zaman atarsın bildiğin bütün taklaları!
Türkiye’de köpekler Arap ismiyle çağrılıyormuş, Araplar aşağılanıyormuş. Sarışın bir köpeğe Arap isminin takıldığını kim görmüş, duymuş? Golden'lara da genelde Tarçın ismi takılır; tarçıngüller alınıyor mu buna? Esmer köpek arkadaşlara tüy rengi bakımından Arap ismi takılır. Köpek iyi bir dosttur, birlikte yaşadığı sahip dostunu sırtından vurmaz, onu ve mıntıka bellediği yeri tehlikelere karşı korur.
Bu kadar sevgi duyduğun, savunduğun bir insan topluluğuna doğru uçan bombacı uçaklara neden hava sahamızı açtın o zaman? Ya tezkere, ya İncirlik Üssü’nün ABD tarafından kullanılması?
Sen bırak Arabı marabı da asker evlatlarımızı düşün, onları koru!
Onlar 'KELLE' değil!
ONLAR BİZİM EVLATLARIMIZ!
Bak gittiler işte yine!
Birikmemiş bir çok anıyla birlikte gittiler.
Artık yaşamadıkları için anlatacakları hiçbir şeyleri yok.
Hayalsiz, plansız.
HAYATSIZ!
Bırak! AB kapılarında süründürme bizi de, sen ülke bütünlüğü için ülkemin sınırlarını koru!
Terörü bitir!
Kutlamadım babamın babalar gününü bugün.
Gelmedi içimden.
Biz her sabah uyanınca ‘biz bugün öpüşmüş müydük?’ diye sorup sarılıyoruz zaten birbirimize.
Ne o asker yaşdaşlarının omuzlarında cansız bedenleri henüz soğumuş evlatlar sarılabilecek babalarına ne bu acının ok gibi kalplerinden vuruğu ana-baba-evlat, eş, kardeş, arkadaş sarılabilecek o gencecik bedenlere.
Kutlamadım babamın babalar gününü bugün.
O evlatların acılarının yüreklere düşürdüğü korların anısına..
Gelmedi içimden..
Not: Şehit verdiğimiz bir günde programa çıkmak istemediğini ısrarla belirtip dokunaklı bir konuşma yapan Disco Kralı konuğu Yılmaz Morgül iş kaset tanıtımına gelince keman eşliğinde gayet güzel söyledi şarkısını ama! Ayıp!


12 Haziran 2010 Cumartesi

GÜLEN SUSMAZ :)

Bu benim için bir ilk; bir gecede üç yazı :)

OYH PEK UZUN OLDU BU SEFER yorum yorumları;

Dikiş dersim; bu iklim her an çekilesi fotoğraflarla dolu olduğundan üçayağa ihtiyaç hissetmeye başladığım bir gün salçalı ayvalık tostunun engin fotoğraf gözünden yararlanasım geldi. Adamı ne kadar bunalttıysam artık, 'İstanbul'a gidince sana üçayak alırım' dediğinde Hakan'ın dürtüp beni kendime getirmesiyle yerlerin dibine geçtim :( Demeye kalmadan iki gün sonra sanırım ikinci el pazarında hiç kullanılmamış koca bir üçayak tezgahın üzerinde salınıp dururken benim değil ama Hakan'ın gözünden kaçmadı. Yani tam anlamıyla tesadüf, yani üçayak almaya gitsem bu kadar gözümüze gözümüze girmezdi. Ama aklımdasın. Eğer varsa bir tezgahta kaçırmayacağımdan emin ol. Evet iklim yaradı ama bir acayip iklim; bugün bacaklarımda şort, üstümde kot mont, elimde şemsiye pazara gittim :D

Bunu yazan dikiş derDi :P

Nedret ablam; bak o öyle olmuyor işte. Ben 'yapma' dedikçe hiçbir biçimde engel olamadığım bir dürtüyle inadına yapan biriyim. Sadece bir örnek; gözdaş olduğumuzu söylediğin bir olay var ya; işte o fotoğrafımda iki kaşımın ortasının biraz aşağısındaki iz dikkatini çekti mi? Onaltı yaşındayım. İki kaşımın arasında bir ben var ve üvey babaannemde de her nasılsa aynı ben olduğundan ben bu bene sinir oluyorum. Sağlık memuru komşumuz bir gece nöbeti sırasında hastaneye çağırarak cerrah kırması bir doktorun ellerine teslim ediyor beni. Gece yarısı operasyonuyla ben olduğu yerden alınacak. Yattım masaya, üzerime sadece operenin yapılacağı kısmın delik olduğu yeşil ameliyathane örtülerinden örttüler. İlk iğnenin girişini hissettim sonrası akibetsiz. Ayı Hüsam dedikleri iri cerrah arkadaş hissetmediğim bir takım işlemler yaparken katılımımı sağladığı bir sohbet başlatıyor ve operasyonun olabilecek tek hatasını yaparak 'sakın dokunma' diyerek kesiğe dokunmama konusunda beni uyarıyor. Uyarısı cümlesi biter bitmez benim elim kesiğin üstünde! Adamcağız şok geçirmiş bir ses tonuyla sadece 'yok ya!' diyebiliyor :D Ve opere tam onun istediği gibi olmuyor. O izi lüzumsuzluğum sonucu burnumun üstünde taşımaya devam ediyorum :) Küçükken karpuz yerken karpuz suları ağız kenarlarımdan boynuma akarmış ve ben sallabaş hoca gibi çenemi boynuma yapıştırıp dururmuşum. Yapma dedikçe yaparmışım :) Yani benimki uyku modundan biraz farklı bir durum. Kişisel lüzumsuzluk hallerim yani :) Hava bugün yağsa da kurtulsak gibiydi. Nem miydi değil miydi anlamadım. Geldiğimden beri ilk kez karşılaştığım bu garip hava durumu bir süre kaldığımız kitapçıdan çıktığımızda yüzümüze vurunca babamla 'bu ne ola?' ifadesiyle birbirimize bakakaldık. Sonra da bir iki yağmur damlası düştü. Geçti gitti. Madem nemsizmiş e bir Marmaris yaparız biz de artık :) Hakan'la aynı ilçenin farklı iklimlerinin ayrı düşmüş sevda ortaklarıyız :( Ne arabesk yaptım ama ha :P Arabesk Leyla :) Kıymet bilmek; Ona yaptığım bütün eziyetler için bütün blog camiası önünde özür diliyorum kendisinden :)

3prenses'im; ay dur ölme, ne gerek var şimdi durup dururken. Hem benim anlatacaklarım bitmedi daha :) Burası hayatı daha kolay algılamama neden oldu. Önceden böyle bir cümleyi kurduğumda içinde mutlaka bir 'sanırım' sözcüğü geçirirdim ama hayır 'sanırım'lar daha az yer alacak bundan sonra hayatımda. Buranın iyi hissettirdiğinden eminim. Daha az sorumluluk almış gibiyim, yüküm azalmış gibi. Tatlı mıyım? Emin misin; bugün yağmur altında şemsiyesiz kaldığımda erimedim ama ben :P

biryaşımadahagirdim :) fotoğrafları beğenmene sevindim. Burası adamı şair de eder, fotoğrafçı da :) kursa gidip ışık, açı da öğrenmek istiyorum ama bu kez de doğal gözümden uzaklaşmaktan çekiniyorum. Her konuda amatör kalmak istiyorum, hayat bilmişi değil hayat acemisi olmak gibi :) Yap, yanıl, özür dile üçlemesi :) İnat edip okuduğun için seni kutluyorum. Uzun olunca 'okuyamazsın' esprisinin kontratak sonucudur 'inat edip okuyanlar' :) Kartuşum mu bitiyor ne, yazı rengi birden açılmaya başladı :P hihihihi

Peri'm; hevesini kursağında bırakmayım ben :) Ben çok seviyorum yorum yorumları sohbetlerini ama Fethiye beni bozdu :P Geldiğimden beri 'akşama ne yiyoruz?' sorusuna gayet rahat bir tavırla 'bilmem' diyen ben. 'Çay var mı?' sorusuna önceden fişek gibi sorunun sorulduğu anın dakikasında elinde bir bardak çayla gelen ben değilmişim gibi yine aynı rahatlıkla 'olabilir, bilmiyorum' diyen yine ben.. KKTC'de yaşadığım yıllarda insanların rahatlıklarına kızdığım zamanlara hayıflanıyorum şimdi. Akdeniz insanı olmak biraz rahat olmakmış meğer :) Ama ben sadece 'ara vermiştim' Döndüm şimdi :) Yarın börek tarifi için arayacağım seni. Aslında patatesli böreğin tek suçlusu patatesmiş. Bak ciddiyim çünkü o kadar taze ki.Sadece haşlanabildiklerini üçüncü kızartma işleminin de başarısız olmasından sonra kavrayabilip zekama hayran kaldım :P

Bizimgibiler'im; hanım hanım; Bursa'ya kış geleli esprileriniz de pek bir soğuk olmuş :P O inşaat sektörüne lazım olur dediğiniz poğaçalardan birini kafanıza isabet ettirerek hızlı biçimde fırlatıverirsem kafanızın çevresinde Sicilya Kuyruklu Yıldızı gibi dolanıp duran yıldızları sayarsınız sayın baĞyan :D

Nefise'm; ay dur şişme, biri gül gül ölür, biri şişer. Keşke yanımızda olsaydın da görseydin halimizi :) Bugün yine Hello cafedeydik. Servis elemanı 'poğaça yok mu abla, bizim balıklar o günden beri ekmeklerin yüzüne bakmıyor' dedi :D Ben de 'ekmekleri poğaça sanıyor olmasınlar?' dedim :D Erdim de 'biraz ciddi olsana teyze' der, hay Allah kişiliğini bulamamış bir insan gibi hissettim bir an :D Aslında çok düşünmeden hissettiğim ya da hissedebildiğim kadarını yazıyorum ben. Burası beni rahatlattı. Artık daha farklı bakıyorum belki ondandır gülümsemelerimiz :) Ben de seni seviyorum ama evet bloğuna gelince senden nefret ediyorum :D

Asortik krep'im; adamlar söylemeden üç şekerli çayımı gülerek getiriyor artık :) Onlarla iletişimimiz 'mutlaka' espri yapılması gerekiyormuş gibi gelişiyor. Bir gün Hello cafeye gidip suratımı asıp saatlerce oturacağım :) Yok yapamam :D Çocuklar çok efendi, işleri zor. Geç saatte oraları süpürüp yıkadıktan sonra sandalye ve bankları masalara kapatıp gidiyorlar :( Allah kolaylık versin. Planlarını, kararlarını, ağzından cımbızla çektiğim anlatacaklarını daha anlatmadan çok sevdim. Haydi yapalım :D

Yaşam guru'm; Çok geçmiş olsun :( Ben senin eklemlerine de bronşitine de kurban olurum. Bak burada az yağmur çok güneş var. Al abimi gel. Zaten eylül gibi bekliyorum. Belgin'e de gideceğiz hem. Çok seviyordum seni şimdi daha çok :) Hakan şu an işte. Telefonlaşıyoruz :/ Pazartesi günü gelebilecek ancak :( Olsun, buna şükür. Keşke yarın akşam evde olsaydı Okan'ı izlerken sesimi çıkarmazdım, Okan'ı izlerken kıskanıp TV'nin önüne geçip 'onu izleme beni izle' demezdim, bir Okan gecesini daha burnundan getirmezdim :P :( O benim çapraz ayak sehpamın alengirliğindendi. Yere dökülen patatesli böreğin içinde olduğu tabak olsun. Daha bir tepsi vardı patatesliden :) Rahatça döküp saçmamak için hiçbir nedenimiz yoktu yani :) Ama hala emin değilim; böreğin görüntüsünden ne mal olduğunu anladın da onun için mi çaktırmadan 'aaa döküldü' enstantanesi yarattın? O gün için sana kızgınım aslında. Saat 15.00de gelinip üç saat sonra kalkılır mı? Çok ayıp :P Abla bu bana yapılır mı? Bir dahakine demeseydin ben seni zor bırakırdım :)

Defdef'im; bence Kadir oyuna geldi. Kek konusunda Onu arkadaşları bunalttı. Yoksa her seferinde 'çok teşekkür ederim abla ama inan hiç gerek yoktu ' deyip nazlanarak da olsa alıyordu keki :P Hatta bir keresinde masada unutmuştu da yetiştirmiştim bir koşu arkasından :D Ama çok kötü bir insanmışsın sen Defdef; şimdi mi söylenir kekin fena değildi diye? O zaman söyleseydin pirinçunlu kek üzerinde ARGE yapar daha iyi olmasını sağlardım. Aşk olsun. Küstüm sana. Çekil şurdan pis.
Şenay'ım, Doğa'm; şükürler olsun ki blog aracılığıyla çok iyi arkadaşlarım oldu . Hastalık engellemesiyle yıllarca eve bağımlı bir yaşam sürünce ister istemez sosyal anlamda birlikte olamadığım arkadaşlarımla ev partileri, ziyaretlerle süren ilişkilerim halen devam ediyor. Blogların en önemli avantajı yazdıklarımızla birbiriyle örtüşen duygu eşiğindeki insanların birbirini bulup birbirlerine 'arkadaşım' demeleri, arkadaşım diyebilecek kadar ilişkiler geliştirebilecek bir ortamdan birbirimize ulaşıyor olmamız küçülen, bireyselleştirilen sistemde hiç yoktan iyidir.. Yalnız Allah dostluklarıNızı daim etsin cümlendeki harf hatasını düzeltmek istiyorum: Allah dostluklarıMızı daim etsin! Seni tanıdığım için de mutluyum çünkü sen de 'gerçek' iyi arkadaşlarımdan birisin :)
Sevgili Zeynep; saatlerce oturup izlesen yetmez manzaraların hemen yanıbaşında olmak çok güzel :) Akşamın o saatlerini çok seviyorum. Yurt dışında sadece bulut çeken fotoğrafçılar varmış. Ben bulutları, bulutların hemen altındaki bu denizi çok seviyorum ve asıl ben teşekkür ederim :)
Fındığım; sana gecenin bir yarısı canlı yayından sonra bir de yazayım bari dedim :) Ama poğaçaların suyun üzerindeki yüzüşlerini görmek lazımdı. O görüntüyü anlatmayı beceremedim :)))) Allah'tan balıklar yaşıyor :) Hani servis elemanına 'ben bunları avlarım, bir de şuraya mangal yakar yerim' deyip duruyordum ya adamlar kesin 'bu niyeti bozdu' diye düşünürlerdi kesin :) Neyse yaşıyor balıklarımız şükür de ben sanki onları biraz zayıflamış gördüm bugün :P Gelin be :)

Belgin'im; bak kafana kafana geliyor poğaça :D Olmadı işte olmadı, ne yapayım :) Bir daha kesinlikle o poğaçalardan yapmayacağım. Şevkimi kırdın sen ve bizimgibiler. O poğaçalardan yeme riski olan insanlık size minnettar. Mutlusundur artık :P Balıklar da yüzüp duruyor işte orada :)
BEN BOZDUM BUNLARLA; BU İKİSİNİN İLİŞKİSİYLE BOZDUM :)

Seni seviyorum :)


Onu seveni sevmiyorum ama!

Kimdi o sana dokunanan?
Bi' çarparsam görürsün!


Susma!
Cevap versene,
Kimdi o dedim sana??
Tamam seviyoruz işte!


Ama çıldırtma beni!
Söyle kimdi o?


Allahım sinirden egzama tuttu!

11 Haziran 2010 Cuma

BU AŞKSA DİĞERİ NE??

İKİ AŞK HİKAYESİ yorum yorumları:

Cansu'm; dün ben 'aşk' konusunda ikiye bölündüm. Deniz ve bulut fotoğrafları çekerken gün batımını izleyen yabancı yorgunları gördüm. Kadraja o kadar yakıştılar ki bir kaç fotoğraf çektim. Güneşin denizdeki pembe rengine o kadar büyülenmişlerdi ki O kadar farkında değillerdi ki beni büyülediklerinin.. Akşam yattıkları yeri beğeneceklerdi, belleri ağrıyacaktı, bir ara erkek kızın omuzlarını ovdu. Uzun bir yolun sonundaki ulaştıkları bir muzice gibiydi, hak ettikleri görüntüydü bu ve tadını o kadar güzel çıkarıyorlardı ki.. Sonra pelikanları görmeye gittim. Göçerek gelen onbeş tane pelikan grubunu uğurlayıp 'yerleşik' hayata geçmeyi tercih eden bu iki pelikan karınları doyduğu ve sevildiklerini bildikleri bir kafenin önünde yaşıyorlar. Benim adlandırmamla bir de tekno-etekneleri var :) Ama kadın pelikan biraz huysuz. Gruptan ayrılmalarına neden kadının bu sinirli, edepsiz halleri olabilir. Erkek olan yani Kılıbık'ı sevmek isteyen biri olduğunda Kıymet kesinlikle dokundurtmuyor. Kılıbık'a dokunan Kıymet tarafından ittiriliyor :) Kişi direnirse, tanık olduğum üzere saçı çekiliyor :) Elinden kaçan da kaçmayan da kurtulmuyor. Kıymet köpek kovalıyor. Mahallenin kadın dayısı.
Ben dün iki aşk gördüm; ben dün aşkta ikiye bölündüm. Allah şiddetinden aşkın korusun tüm canlıları :)
Okurken iyi zaman geçirmene çok sevindim Cansu'm ve hala postaneye gidebilmiş değilim :( Özür diliyorum :(

Peri'm; senin fotoğrafların kadar değil :) Üçayak iyi bir malzeme :) Ve bizim salçalı ayvalık tostu abimiz makinemin ayarlarıyla oynadığından beri daha iyi görüntüler almaya başladım sanki :) Kışın fotoğraf kursuna gitmeyi planlıyorum; umarım gitmeyi planladığım her kurs gibi olmaz sonum :)

Babam bardak kırdı. Toplayıp geliyorum :)
Az sonra görüşürüz :)

SENİN YÜZÜNDEN!

SICACIK KARŞILAŞMA SICACIK EKMEK GİBİ yazı yorum yorum yorumları:

Hürrem'im; babamın 'yoruluyorsun, ekmek yapma makinesi alalım' teklifini, sırf babamın ekmek piştiğinde yaramaz küçük bir afacanın fırından henüz çıktığında el yakan ekmeği çalarken annesinin suçüstü yaptığı sahnelerin faili hallerine bayıldığım için reddediyorum :) Dünyanın en iyi diyetinde -ki benim için 1200 kalorilik diyettir bu- ekmek mutlaka vardır. Beyaz ekmekte göğüs kanseri riskini azaltan bir madde var. Az yenilmesi koşuluyla beyaz ekmek iyidir, cicidir :) Dönen gözün düzeldi mi :P Yiyecekler söz konusu olduğunda tüketmek sözcüğünü kullanmayı hiç sevmiyorum. Az tüketmek mi kulağa hoş geliyor yoksa az yemek mi? Bence az yemek..

Şenay'ı, canım sağolasın. Allah kim ne istiyorsa versin. Güzel şeyler isteyince huzur doluyor insan. İyilikten maraz doğmuyor. Hayat o kadar kısa ve biz o kadar yolun başındayken o kadar yolun sonundayız ki ve bu öyle bir yanılsama ki.. Güzel şeyler diliyorum; sadece kendim için değil. Bir gün ekmeğimden tatmanı diliyorum :)

Peri'm; işte o koku babamı mahvediyor. Hemen gelip minnacık bir tereyağ parçasını elleri yana yana kopardığı ekmeğin üzerine koyup tereyağın ekmek üzerinde kayak yapan bir adam gibi kaymasını izliyor ve bir lokmada atıveriyor ağzına :) Onu öyle mutlu görünce çok seviniyorum. Sıcacık ekmek, çocuğunu sevindiren anne gibi hissettiriyor; maksat karın doyurmaktan öte babamın çocukluğundan kalma izlerin bilinçüstüne çıkışı aslında bu. Nasılsa döküldük onu da anlatayım da yükü kalsın sırtımdan. Üvey annesi balkondan küflü ekmek atarmış babama. Babam da sokak çeşmelerinden birinde yıkayıp yermiş :((((( Ve bunu yaparken de o kadar küçükmüş ki :((( Bunları düşününce burnumun direği sızlıyor :(

Allah'tan şaşmadan her defasında başarabildiğim türde oluyor ekmekler de, hayal kırıklığı yaşatmıyorum babama :) Ben çibörek de yaparım bilir misin? Ama poğaçaya yeminliyim :) Balıkları Lobin korudu. (Bir ara Lobin'i de anlatırım) Ben de ben de öpüyoruuuummm..

Çelebi'm; böğürtleni ben de çok severim; aslında rengi koyu olan bütün meyvaları seviyorum. Karadut aldım geçen cuma köylü pazarından :) Babam çok sever. Buzlukta biraz soğuttum. Tabağı arkamda saklayıp girdim odasına. Sonra ağzını aç yum gözünü dedim. Böyle yaptığımda babam gözlerini sıkı sıkı yumar. Hileye kaçmaz. Gözlerini kısıp aralıktan bakmaz. Attım ağzına bir tane. Çocuk gibi sevindi :) Hepsini yedi :) Elleri mosmor :)
Hakan'la aynı anda hissederiz bir çok şeyi, ama o günkü gerçek anlamda bir hissedişti. Ben beklemeyi sevmem, sabırsızım, bir şeyi beklerken dakikaları saatten sayarım :( Eğer o gün biraz erken uyansaydım o bekleme süresince şekilden şekile girerdim kesin. Buranın böğürtlenleri de çok güzelmiş, e sen de seviyorken hazır ? :)
Asortiğim; o ekmeğin adı ne biliyor musun? Nereden bileceksin diyeceğim ama demiyorum; neden? Çünkü o ekmeğin adını sen koydun. Ekmeklerin adı 'SENİN YÜZÜNDEN' Anladın sen onu :P Beğenmene sevindim, afiyet olsun. Fethiye'nin market ya da bakkallarından aldığımız ekmekleri damak tadımıza uymadığından (bu deyim de yemekteyiz programından yerleşti dillere) için üç günde bir ekmek yapıyorum. Günleri hesapla gel ekmeğini al :P Seni kaçamağa davet ediyorum :D
Belgin'im; az kaldı, geleceksin. Biz de salçalı ayvalık tostu abimizin arabasına doluşup sana geleceğiz. Benim istediğim her şey oluyor, bu nedenle hazır mısın görmeye bizi?
Not: Uzun zamandır Belgin'imin öğretmesiyle yazılarımı kopyala yapıştır yapıyordum ama her zaman kullandığım word belgemi Hakan 'iç' edip yerine kullanmayı beceremediğim başka bir paçavra koyduğu için direk yazıyorum. Bu akşam bütün yorum yorumlarımı bitirmektir niyetim. Bir kaç yazı üst üste olacak. Haydi kolay gelsin bana :)
Az sonra görüşürüz :)

10 Haziran 2010 Perşembe

İKİ AŞK HİKAYESİ..


Yolculuğun yeni bitmiştir.
Olmak istediğin yerdesin şimdi.
Yastık yaparsın sırt çantanı.
Güneşe verirsin yüzünü.
Batar güneş bir kez daha deniz üstünde.
Ve sen oradasın..


Bunun adı da aşk..
Seversin eşini de şiddetinden korusun Allah.

Kıymet ve eşi Kılıbık..

9 Haziran 2010 Çarşamba

SICACIK KARŞILAŞMA SICACIK EKMEK GİBİ

Kafama koymuştum Hakan'ın geleceğini öğrendiğimde kapıyı ona ben açacaktım. Uyanamama riskime karşın yine de bütün önlemleri almıştım; giderken unuttuğu için önce onun anahtarını pazar arabasının içinde, almayanı feci derecede hırpaladıkları 40 kuruşluk karpuzlardan son tanesinin altına saklamış kendi anahtarımla da kapıyı kilitleyip yatmıştım.

Hislerimin bu kadar güçlü olması zaman zaman korkutuyor beni. Saat tam 09.38'de tereddüt etmeyen gerinmeksizin bir uyanıklıkla açtım gözlerimi. Normalde göz kapaklarımı birbirinden ayrılmaları için ikna etmem hiç zamanımı almaz ama bu sefer ki gerçekten ilginçti. Sanki biri göz kapaklarımı açma düğmeme basmıştı. Hemen telefona gitti elim.
'Hakan neredesin?'
Hakan: Dış kapının önündeyim.
Telefon hala kulağımda binanın merdiven boşluğu penceresine gidip aşağı bakıyorum. Gülümseyen yüzlerimiz birbiriyle buluşuyor.
Ona bakmayı sürdürürken telefona 'Tamam açıyorum' deyip kapı otomatına basarken ancak geliyor aklıma telefonu kapatmak.
Sanırım hala kendimi sekizinci katta oturuyorum sanıyorum :)
Ankara'da öyle yapardık. 'Hırkamı unutmuşum, asansörle gönderir misin?' ya da 'Gazeteyi asansörle gönderiyorum' gibi cümleler için telefonla arardık birbirimizi :)

Uyuyor Hakan.
Onu çok az görebileceğimi biliyorum ama şu anda evde olmasının verdiği güven ve mutluluk duygusu bile yeter. O benim çok şeyim.

O uyanınca sıcacık ekmeğimiz var. Aşureden sonra gururla sunabileceğim ikinci mutfak başarım :)




Sıcacık ekmek; buharından el yanar.
Buğusuna kalp içinde iki tane baş harf sığar..
Bir dilimine tereyağ, bir dilimine eritme peynir sonra da böğürtlen reçeliyle devam edersin çıktığın katlara.. Hangisini seversen onunla devam edersin..

Marifetli Peri'm, canım benim, güzel gülüşüm; Akdeniz iklimine alışma sürecimi başarıyla tamamlar tamamlamaz bütün yorumlara döneceğim çünkü ben de çok seviyorum bu işin bende bıraktığı sanki karşılıklı konuşuyor hissini.

Hepinize çok güzel ve huzurlu bir gün diliyorum..

Başlık Erdim'in babasına 'sana sarılmak ne güzel, fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek gibisin' özlü sözünden esinlenilerek atılmıştır.

Aa BUNLAR DA VARMIŞ :)

Related Posts with Thumbnails